This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Mehmet Topal: "Türkiye'de futbol oynamak çok zor"

01.07.2011
Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"

Dardanelspor'dan 4 sezon önce transfer edildiğinde hiç kimse onun bir gün Valencia formasını giyeceğini tahmin edemezdi. Ama o bu süreçte hem Galatasaray'ın hem de Milli Takımımızın banko oyuncuları arasına girmeyi başardı ve sadece İspanya Ligi'nin değil, dünya futbolunun önemli takımlarından birine sıçrama yapmayı başardı. Galatasaray'da edindiği en büyük tecrübenin yedek kaldıktan sonra formasını geri alabilmek olduğunu söylüyor ve yıllardır hayata karşı verdiği mücadelenin pişirdiği kişiliğiyle İspanya serüveninde hiç bir şeyden çekinmediğini anlatıyor.

Röportaj: Türker Tozar / TamSaha

Avrupa'da oynama hayalini daha önce de dile getirmiştin ama hedefinin İngiltere olduğunu söylemiştin. Şimdi rotayı İspanya'ya, Valencia'ya çevirdin. Bu sapmanın nedeni neydi? Valencia tercihinin altında hangi sebepler var?
Avrupa'nın önde gelen 10-15 takımını sırala deseniz, içlerinde Valencia mutlaka yer alır. Kararımda bu etken büyük rol oynadı. Premier Lig'in daha sert ve mücadeleli bir lig olduğu açık ancak İspanya Ligi'ni sevdiğimi de dönem dönem dile getirmiştim. İngiltere ve İspanya Ligi şu an dünyanın en kaliteli ligleri. Şimdilik İngiltere'de oynamak kısmet olmadı ama ileride bu fırsatı yakalayabileceğime inanıyorum.
Valencia'nın seninle ilgilenmesi ve teklif süreci nasıl gelişti? Bize anlatır mısın?
2008 Avrupa Şampiyonası'nda iyi bir performans gösterdikten sonra, büyük takımların bana ilgisi olacağını tahmin ediyordum. O zamanlar Premier Lig'den talibim daha çoktu. Valencia'nın da beni iki senedir takip ettiğini biliyorum. Benim İspanyol ekibine transferim belki de geçen sene bitebilirdi ama yaşadığım şanssız sakatlıktan dolayı geçici bir süre için askıya alındı diyebilirim. Yani Valencia'nın iki senedir beni transfer etmesi söz konusuydu ama bunu ancak geçtiğimiz sezon bitince yapabildiler.
Bildiğimiz kadarıyla Malatya'daki annen senin İstanbul'da bulunmana bile dayanamıyordu. Şimdi İspanya'ya gitmen konusunda ne söylüyor?
Aslında bunu sadece Malatya-İstanbul olarak değerlendirmemek gerekir. Ben çok küçük yaşta evden ayrılıp Çanakkale'ye gittim. Dardanelspor'a geçtiğimde 13-14 yaşlarındaydım. Her annenin evlâdını sevdiği gibi annem de beni çok seviyor. Diğer kardeşlerimi de öyle. Dardanelspor beni istediğinde, annem bir hayli zorluk çıkarmıştı ve evden ayrılmamı istememişti. Hiçbir evlâdından kopmak istemediğini söylemişti bana. Ben de yalvardım, yakardım, yeri geldi gönlünü aldım ve onu ikna ettim. O zaten her zaman beni özlediğini söylüyor ama ben de ekmek paramı futboldan kazanıyorum. Kendi hayatımı kurmam gerektiğinin o da farkında. Ancak her anne gibi o da özlüyor. İspanya'da bulunmama da alışacağını düşünüyorum. Zaten Malatya'da olan anne ve babamın yanına sık sık gidiyordum. Şimdi onları İspanya'ya sıkça getirip götürmeyi planlıyorum.
Hayata karşı güçlü mücadeleler verdim
İspanya'daki başarını, futbol yeteneklerinden önce yurtdışında yaşayabilme dayanıklılığın belirleyecek. Geçmişte İspanya'ya giden oyuncularımızı hatırlarsak, Oktay Derelioğlu, Arif Erdem, Fatih Akyel, İbrahim Kaş çok çabuk geri dönüşler yaşadı. Çünkü uyum sağlayamadılar. Senin bu konuda bir ön çalışman var mı?
Ben bir işe atılmadan önce onun zor taraflarını her zaman düşünürüm. Düşünmeye hiçbir zaman olumsuz taraflarından da başlamam. Hayatımda kaldıramayacağım yükün altına hiçbir zaman girmedim. Belki daha önce başarısız olan ağabeylerimizin durumları o zaman dönmelerini gerektiriyordu. İspanya'ya adapte olamayacağımı düşünsem bu transferi kesinlikle onaylamaz ve Valencia'ya gitmezdim. Hiçbir şeyden çekincem ya da korkum yok. Çocukluğumdan beri ailemden ayrıyım. Hayata karşı çok güçlü mücadeleler verdiğimi düşünüyorum. Amacım Valencia'da iyi maçlar çıkartıp, ülkemi en iyi şekilde İspanya'da temsil edebilmek. Tabii baktığınız zaman bir dil problemi var. Ancak futbolun ortak dili olduğuna inanıyorum. Yine de hedefim kısa süre içerisinde İspanyolca öğrenmek. Böylece ülkedeki insanlarla iletişiminiz ve kültürel adaptasyonunuz kolaylaşıyor. Bunun yanı sıra derdimi anlatabilecek kadar da İngilizce biliyorum. Onu da geliştireceğim.
Bir futbolcunun İspanya'daki yaşamı hakkında en bilgili insan Nihat Kahveci olmalı. Milli Takım kampında da Nihat'la beraberdiniz. İspanya hakkında onunla bir görüşmen oldu mu? Olduysa sana neler anlattı, ne gibi tavsiyelerde bulundu?
Nihat, kendini İspanya Ligi'nde kanıtlamış, Türkiye'nin büyük futbolcularından bir tanesi. Kendisiyle ABD kampında İspanyolca kelimeleri pratik yapmaya başladık bile. Her zaman kendisinin tecrübelerinden kendime dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bana çabuk bir şekilde İspanyolca öğrenmem gerektiğini, böylece orada çok daha rahat edebileceğimi ve kendimi kanıtlamamın çok zaman almayacağını söyledi.
Valencia'da başlangıçta yaşayacağın zorluklar olabilir. Yeni insanların arasına girmek ya da yedek kalmak gibi. Bunlarla başa çıkmak için neler yapmayı planlıyorsun?
Bir profesyonel futbolcu her an her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Dardanelspor'dayken de oynayamadığım zamanlar oldu. Galatasaray'daki ilk dönemlerimde de bazı sıkıntılar çektim. Ama zorluklarla mücadele etmeyi seven bir karakterde olduğum için tüm bunların üstesinden geldim. Muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklıyım. Hiçbir zaman olumsuzluk olacak diye kendimi strese sokacak da değilim. İdmanlarda ve maçlarda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.
İspanya'ya gitmek güzel ama Türkiye'den ve Galatasaray'dan ayrılacak olmanın da hissettirdiği bir şeyler olmalı değil mi?
Galatasaray'daki dört sezonum boyunca takıma katkı yaptığımı düşünüyorum. Gerek saha içinde gerekse saha dışında kulübümü, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Galatasaray'la birlikte Turkcell Süper Lig şampiyonluğunu ve TFF Süper Kupa'yı kazandım. Çok iyi arkadaşlar edindim. Ağabey-kardeş ilişkisinde bulunduğum birçok kişi oldu. Galatasaray'ı üzülerek bırakıyorum. Ama büyük tecrübeler edinmem, futbolumu ve yabancı dilimi geliştirmem açısından tercihimi Valencia'dan yana kullanmak zorundaydım.
Galatasaray'da formayı geri almayı öğrendim
Valencia'ya giden Mehmet Topal, Dardanelspor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal değil. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde elde ettiğin tecrübeler var mutlaka. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde Mehmet Topal'ın üzerine neler eklediğini düşünüyorsun?
Galatasaray'a geldiğim ilk dönemde aradan çok süre geçmeden forma giymeye başladım. Daha sonra belirli bir zaman yedek kaldım. Çünkü şartlar ve ortam onu gerektiriyordu. Sonuçta, alt ligden gelmiş bir futbolcuydum ve bana olan bakış farklıydı. Bazen futbolda, sadece futbolunuzla bir yere gelmeniz mümkün olmayabiliyor. Bu kesinlikle doğru bir anlayış değil. Artık bu tür şeyleri aşmamız gerekiyor. Formayı tekrar giydikten sonra, kötü sonuç alınan bazı maçların ardından fatura bana kesildi. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Yine de Galatasaray'da gerek Türkiye içi gerekse Avrupa kupası maçlarında büyük tecrübeler edindim. Bu sayede kendimi geliştirdim. Bu anlamda, belli bir süre yedek kaldıktan sonra tekrar formayı alabilmek benim için en büyük atılımdı. Bu durum, bence bir futbolcu için verilmesi gereken en zorlu mücadelelerden bir tanesidir. Ben de bu mücadelelerden galip çıktığım için her zaman şükrediyorum.
Söz Galatasaray'a gelmişken, sezon başladığında Galatasaray kâğıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayıydı. Hem sahip olduğu geniş ve kariyerli kadro hem de Rijkaard gibi önemli bir teknik adamla başlangıçta her şey yolunda gitti. Sonrasında ne oldu da Galatasaray bu derece geride kaldı?
Hayatta bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebiliyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, biz sezonu bütün rakiplerimizden önce açtık. Herkesten fazla maç oynadık. Sezona iyi başlangıç yapan takımlar arasında başı çektiğimizi düşünüyorum. Ancak ligin başında rakiplerimizden fazla maç yapmış olmak, sezonun ortasına doğru bizi düşüşe geçirdi. Tüm bunlara rağmen, profesyonel bir futbolcu olarak bunların arkasına saklanmak istemiyorum. Bunları bahane olarak öne sürmeyeceğim. Eğer bir yerde başarı kazanmak istiyorsak, bu tür engelleri de aşmayı bilmeliyiz. Eğer "Başarısızlıkta suçlu kim?" diye soracak olursanız, cevabı başta biz futbolcular olmak üzere tüm camiamızdır. Tüm bunların yanında, şanssız şekilde kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bu etkenler bir araya gelmese, belki de ligi biz şampiyon bitirecektik. Böyle şanssızlıkların bir daha yaşanmaması için, yanlışlarımızdan dersler çıkarmamız gerekiyor.
Bursaspor'un şampiyonluğu Türk futbolu için hangi kapıları açar?
Bursaspor'u can-ı gönülden tebrik etmek istiyorum. Yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi görünen bir şeyi iyi bir teknik heyet ve kaliteli oyuncularla başardılar. Kimsenin beklemediği bir noktaya geldiler. Bursaspor'un bu başarısı, ligin kalitesini ve Anadolu takımlarının kendilerine olan güvenlerini bir kat daha artıracaktır. Avrupa ve dünyada Bursaspor'un şampiyon olmasının çok ses getirdiğini, konuşulduğunu biliyorum. Takım Şampiyonlar Ligi'nde direkt olarak yer alacak. Bu bile başlı başına bir çığır açılması demek.
İki yerli teknik adam, yabancıların azınlıkta, yerlilerin çoğunlukta olduğu kadrolarla iki kupayı da alıp götürdü. Bu durum bizim yabancı oyuncu ve teknik adamlara bakışımızda bir şeyleri değiştirmeli mi sence?
Burada, yerli hocalara ne kadar fırsat verildiği büyük önem taşıyor. Ben, yerli hocalara daha fazla imkân tanınması gerektiği görüşündeyim. Büyük camiaların tercihlerini yerli teknik adamdan yana kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Milli Takım'da yeni bir dönem açıldı. Hiddink gibi önemli ve kariyerli bir teknik adamla yola devam ediyoruz. ABD kampında Hiddink'in senin üzerinde bıraktığı ilk izlenimler neler?

Hocamız, elde ettiği başarılarla ve taktik bilgisiyle kendisini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz ay, ABD'de 12 günlük kampta kendisiyle beraber olduk. Motivasyonumuzu ve konsantrasyonumuzu her zaman en üst düzeyde tutmaya çalışıyor. Oyun disiplinine büyük önem veriyor.

"Türk oyuncusu bire bir iletişimi çok sever, duygusaldır. Yabancı bir teknik adam gelirse o iletişim kaybolur, böylece takımdan yeterli verim alınamaz" diye bir görüş var. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Bu görüşe katılmıyorum. Eğer futbolcu saha içinde kendisine verilen görevi lâyıkıyla yerine getiriyorsa, bu durum zaten tüm olumsuz şartları ortadan kaldırır. Hocayla aynı dili konuşmak şüphesiz bir avantaj. Ancak konuşmamak da büyük bir dezavantaj değil.
Milli Takımımızın 2012 Avrupa Şampiyonası grubundaki şansı hakkında neler söylersin?
Avrupa futbolunun güçlü temsilcilerine karşı oynayacağız. Biz, sadece kendi oynayacağımız maçlara konsantre olmalıyız. Dünya Kupası'na gidemememizin üzüntüsünü unutup kendimizi bu maçlara vermeliyiz. Eylül ayında oynayacağımız Kazakistan ve Belçika maçlarıyla birlikte elemeler başlıyor. Bütün rakiplerimize karşı kendi oyunumuzu kabul ettirirsek, bu gruptan çıkar ve Avrupa Şampiyonası finallerine gideriz.
Rehavete kapılırsak acı çekeriz
Grupta Almanya'nın doğrudan rakibimiz olduğu açık. Ancak Avusturya ve Belçika ile oynanacak maçlar da grubun anahtarı gibi. Ne dersin?
Bu takımlar bizim için birer tehdit unsuru olabilir. Artık dünyada "kötü takım" denebilecek bir ekip kalmadı. Yüzde yüz favori görülen bir takım bile, güçsüz bir rakibe yenilebiliyor. Hele de bu tür Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının farklı bir konsantrasyonla oynandığını düşünürsek, tatsız bir sürpriz yaşamamak için çok dikkatli olmalıyız. Rehavete kapılırsak, acı çekeriz. Tüm rakiplere karşı aynı ciddiyet ve konsantrasyonla oynamalıyız.
Ligimizde genç oyuncular arasında beğendiğin ön liberolar var mı?

Trabzonspor'dan Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan'ı beğeniyorum. Galatasaray'ın Altay'dan aldığı Musa Çağıran'ın da kendini sadece işine vermesi halinde iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Beşiktaş'tan Necip de son zamanlarda iyi bir çıkış yakaladı. Mevkii gereği çok fazla mücadele ediyor.

Kardeşin Ahmet Topal da Galatasaray'da… Onun hakkında neler söylersin?
Henüz 17 yaş altı takımında forma giyiyor. O da benimle aynı pozisyonda oynuyor. Bazen defansif bazen de ofansif orta saha olarak görev alıyor. Yaşı ilerledikçe pozisyonu tam netleşecek. Ben kendisine güveniyorum ve ondan çok şeyler bekliyorum. Kendisinin de yeteneklerinin farkında olduğuna inanıyorum. Yoksa Galatasaray gibi bir takımın altyapısında oynamazdı. A takıma çıkıp düzenli oynayana kadar medya önüne çıkmasını istemiyorum. Gücümün yettiğince onu medyadan uzak tutmaya çalışacağım. Kendisi de zaten bir yerlere gelmeden medyada yer almayı istemeyecek bir karaktere sahip.
Bu ay Dünya Kupası heyecanı başlıyor. Favorin kim?

Keşke Türkiye olsaydı da "Türkiye" diyebilseydim. Dünya Kupası'nın çok çetin mücadelelere sahne olacağını düşünüyorum. Benim favorilerim İspanya, İngiltere, Portekiz, Arjantin ve Brezilya. 2008 Avrupa Şampiyonası deneyimimden biliyorum, böyle turnuvaların ortamı, arkadaşlık ve takımdaşlık duygusu çok farklı oluyor. Sürpriz ekipler de ön plana çıkabilir.

Dünya Kupası'nın yıldızları hangi oyuncular olur?

Ben, az tanınan genç futbolcuların çok iyi maçlar çıkartarak bu Dünya Kupası'nda parlayacağına inanıyorum.
Mehmet Topal: "Türkiyede futbol oynamak çok zor"
Futbol kariyeri boyunca dev adımlarla sıçramayı başaran bir oyuncu o. Önce Dardanelspor'dan gelip Galatasaray'da parladı ve ay-yıldızlı formayı kaptı, ardından da Türk futbolcusu için kâbus gibi görünen bir sınırı aşıp İspanya'nın en önemli takımlarından Valencia'ya transfer yaptı. Nihat dışındaki bütün Türk oyuncuların neredeyse senesini doldurmadan geri döndüğü İspanya'da, Valencia gibi büyük bir takımın banko isimleri arasına girmeyi başardı. Genç oyuncu, Türkiye ve İspanya'daki futbol felsefelerini kıyaslarken, çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Röportaj: Türker Tozar

2010-11 sezonu senin için nasıl geçti İspanya'da? Adaptasyon sorunu yaşadın mı? Takım arkadaşlarının ve hocanın sana yaklaşımı nasıldı ilk başlarda?
Kendi açımdan çok iyi geçtiğini söyleyebilirim. İki ay süren bir sakatlık dönemi dışında hemen hemen tüm maçlarda forma giyme şansı buldum. Sezon başlamadan önceki hedefimiz şampiyonluk, bu olmazsa ligi ilk üç sıra içerisinde bitirmekti. Koyduğumuz hedefe ulaşmayı başardık. Bundan dolayı da mutluyuz. Valencia'ya gittiğim ilk iki ay çok zorluk çektiğimi söyleyebilirim. Fakat hem hocamız hem de takım arkadaşlarım bana çok yardımcı oldu. Hemen hemen her sıkıntımı çözmeye çalıştılar, benimle hep ilgilendiler. Yakaladığım başarıda onların da payı olduğunu düşünüyorum.
Geçmişte İspanya'ya giden Nihat dışındaki Türk oyuncuların önemli bir bölümü ilk sezonlarını tamamlayamadan geri döndü, sense Valencia'da oldukça başarılı bir sezonu tamamladın. Senin İspanya'da tutunmanı sağlayan fark neydi? Sence diğer Türk oyuncular neden çok çabuk geri döndü?
Eşimin benim hayatımda önemli bir yeri var. Her konuda eşimin çok yardımını gördüm. Zorlandığımız konularda birbirimize hep destek oluruz. Benim yaşam felsefem ve karakterimde şu özellik vardır; eğer bir yola çıkarsam, sonunda başarıyı getirmeden o işi kesinlikle bırakmıyorum. Zaman zaman olumsuzluklar, büyük sıkıntılar yaşadık. Bunlar da hayatın içinde olan şeyler. Eşimin desteğiyle İspanya'daki ilk sezonumda zorlukları aştığımı düşünüyorum.
La Liga için dünyanın en teknik ve pas yapılan ligi diyebiliriz. Sen de iki ayağını da kullanabilen, oyunun iki yönünü de oynayabilen bir futbolcusun. Bu özelliklerinin işini kolaylaştırdığını düşünüyor musun bu ligde?
Evet, bu özelliklerimin büyük etkisi oldu. Futbola başladığım ilk dönemlerde, sadece sağ ayağımı kullanıyordum, sol ayağımı neredeyse hiç kullanmıyordum. Çanakkale Dardanelspor'da oynarken hocalarımla yaptığım bir görüşmeden sonra artık sol ayağımı da geliştirmem gerektiğini anladım. Kimse bana bir şey söylemeden bu hisse kapıldım. Bundan sonra da hep sol ayağımı güçlendirmeye yönelik çalışmalar yaptım. Futbolda bir oyuncunun her iki ayağını da kullanabilmesi şüphesiz büyük bir avantaj. Bazı pozisyonlarda pası solla vermeniz gerekirken, sağ ayağınızı kullanmanız zaman kaybına yol açabiliyor. Sizin de söylediğiniz gibi İspanya Ligi hem çok teknik hem de pas oranı çok yüksek. Ben de bu düzene adapte olmaya çalışıyorum. Her gün pas yüzdemi artırmak ve oyun kalitemi yükseltmek için çalışmalar yapmaya gayret ediyorum.
La Liga ile Süper Lig'deki oyun anlayışlarının farkı ortada. Ancak bu ligin farklarını sahada görmüş biri olarak senin bu konu hakkındaki yorumlarını alabilir miyiz?
Öncelikle bütün takımlar futbol oynamaya çalışıyor. Kimse "Defansif bir tertiple sahaya çıkalım" veya "Bugün kapanalım" gibi bir anlayış içerisinde değil. Oyun da çok fazla durmuyor. Sahadaki herkes yaptığı işten zevk almaya çalışıyor. Taraftarlar da eğlenmek için tribünlere geliyor, oyunculara hakaret etmek için değil. Türkiye'de de artık bu konuda bir ilerleme olduğunu ve bazı şeyleri aştığımızı düşünüyorum. Türkiye'de futbol oynamak biraz daha zor diyebilirim. Çünkü bizim ülkemizde oyun daha çok güce dayanıyor. Bizim ligimizde de oyun sık durmasa, herkes futbol oynamaya ve oyundan zevk almaya çalışsa iki ülke futbolu arasında fazla fark kalmaz.
Valencia'da saha içinde ve dışında en iyi anlaştığın oyuncular kim?
Saha içinde bütün takım arkadaşlarınızla iyi anlaşmak zorundasınız çünkü takım olmanın temel faktörü uyumdur. Uyumunuz ne denli yüksekse başarı da o kadar yüksek olur. Takımdaki bütün arkadaşlarımla aram çok iyi. Çoğunlukla akşamları yemeğe çıkıyoruz. Arada tenis oynuyoruz. Benim de artık golf oynamayı öğrenmemi istiyorlar. Bazen de golf oynuyoruz. Bu tür organizasyonlara takım halinde gittiğimiz de oluyor.
Golften zevk aldın mı peki?
İlk defa Valencia'da oynadım. Golf ve tenisin "court tennis" denilen türü İspanya'da oldukça popüler. Takım arkadaşlarım ikisini de inanılmaz iyi oynuyor. Başta onların içinde kendimi kötü hissetim ama yavaş yavaş deneyim kazanıyorum.
İspanya'daki günlerin nasıl geçiyor? Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Türkiye'yi özlediğin oluyor mu?
Valencia orta büyüklükte, güzel bir sahil kenti. Kendi halinde, tatlı bir şehir diyebilirim. İdmanlardan sonra genelde bir saat kadar dinleniyorum, daha sonra yemeğimi yiyorum. Akşamları yemeğe çıkıyoruz. Yazın, kamp olmadığı zamanlarda denize gidiyoruz. Valencia'nın tarihi yerleri de çok meşhur. Ayrıca, dünyanın en iyi hayvanat bahçelerinden bir tanesi de bu kentte. İmkânımız el verdiği müddetçe gezmeye çalışıyoruz.
İki ülkede de önemli ve şampiyonluk hedefinde olan takımlarda forma giydin. Yani iki ülkede de şampiyonluk baskısını az çok yaşadın diyebiliriz. Sana göre iki ülke taraftarının takıma destek ve baskı açısından farkları neler?

Eğer bir yerde başarı beklentisi varsa, destek de en yüksek seviyede olmalı diye düşünüyorum. Türkiye'de büyük kulüplerde oynadığınız zaman, haliyle camianız ve taraftarlarınız sizden her sezonda başarı ve şampiyonluklar bekliyor. Bu anlamda baskı Türkiye'de daha fazla diyebilirim. Yurtdışında takımlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bazen her şey yolunda gitmeyebiliyor. Bu durumda taraftarlar desteklerini esirgemiyor. Herhangi bir kötü yaklaşımları olmuyor. Türkiye'de bazen kimi insanlar bu tür tahriklere kapılabiliyor. Avrupa'da eğer sahada iyi mücadele etmenize rağmen maçı kazanamazsanız, taraftarlarınız sizi alkışlıyor. Örneğin, Villarreal-Valencia derbisi İspanya'da çok önemlidir. Biz maçı 5-0 kazandık ama Villarrealli taraftarlarla futbolcular iç içeydi. Bunun dışında, deplasman maçlarına gidiyorsunuz, rakip takımın taraftarları size hiçbir zaman hakaret veya küfür etmiyor. Hatta yanlarına çağırıp fotoğraf çektirmek istiyorlar. Ligin en son maçında Deportivo ile oynadık. Sonuç olarak, onlara ligde kalmaları için beraberlik bile yetiyordu. Ama biz maçı kazandık ve rakibimiz küme düştü. Maçtan sonra hiçbir sıkıntı yaşamadan stadyumdan ayrıldık. Ne bir kavga ne de gürültü oldu. Aksine, taraftarlar Deportivolu oyuncuları tek tek tribünlere çağırıp alkışladı.

Galatasaray'da oynadığın yıllar futboluna neler kattı? Gerets, Kalli, Rijkaard, Skibbe ve Bülent Korkmaz gibi teknik direktörlerle çalıştın. En iyi performansını hangi hoca ile sergilediğini düşünüyorsun? Hangisinin senin gelişimine ne gibi katkısı oldu?

Bülent Hoca benim çocukluğumdan beri hep saygıyla ve çok severek izlediğim bir futbolcuydu. Çocukken hep onunla oynama hayali kurardım ve onun hırsını, sahadaki mücadelesini örnek alırdım. Galatasaray'da onunla çalışma şansını yakaladım. En başarılı dönemim ise Feldkamp zamanıydı. O sezon hocamız bitime beş hafta kala ayrılmıştı ve göreve Cevat Güler gelmişti. Daha sonra Cevat Hoca ile şampiyonluk geldi, biliyorsunuz. Bülent Hoca da benimle çok ilgilenirdi, üzerime çok düşerdi. Her zaman yaşadığı tecrübeleri bana aktarmaya çalışırdı. Benim için önemli olan hocalardan biri olarak onu sayabilirim.
Unai Emery oldukça genç bir hoca. Valencia onun en önemli deneyimi ve 3 sezondur bu takımda. Futbolculuk döneminde de hemen hemen senin oynadığın mevkide oynamıştı. Emery ile diyalogun nasıl? Kendi futbolculuk deneyimlerini seninle paylaşıyor mu?

Günümüz futbolunda tüm hocalar oyuncularına yardım ediyor ve eksiklerini gidermek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Benim de Emery ile hiçbir sorunum yok. Valencia'ya gittiğim günden beri benimle ilgileniyor. Eğer eksik bir yanımı görürse, onu geliştirmem gerektiğini açıkça söylüyor. Galatasaray'dayken kornerlerde ve duran toplarda hiç ileri çıkmazdım. Geride kalıp defanstaki organizasyonu sağlardım. Ama Valencia'ya gittiğimde, fiziğimden dolayı hocamız benim bu özelliğimi geliştirmem gerektiğini söyledi. Bu nedenle tüm yan top ve frikiklerde beni hücuma gönderdi. Hocamız, sezon sonunda bitecek sözleşmesini uzattı. Bunun da takım üzerinde olumlu bir etkisi olacağına inanıyorum, çünkü takımı çok iyi tanıyan bir kişi. Ben de böyle bir teknik adamla çalıştığım için mutluyum.

İspanya'yı seçtiğim için şanslıyım

2007'de TamSaha'ya verdiğin röportajda "Galatasaraylı Mehmet Topal olarak anılmaya başladıktan sonra da Avrupa'da oynamak amacındayım. Tercih olarak da İngiltere Ligi'nde futbol oynamayı çok isterim" demiştin. Bu sözlerin yola çıkarak İspanya'da oynamaktan mutlu musun? Yoksa aklının bir köşesinde Premier Lig var mı hâlâ?

2008 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra İngiltere'den birçok teklif aldım. Ancak Galatasaray o dönemde benim kalmamı istedi. Ben de bu karara saygı duydum ve mücadele azmimi hiç kaybetmedim. Her zaman en beğendiğim ligin İngiltere olduğunu, arkasından da İspanya'nın geldiğini söylemiştim. Çocukluğumdan beri İngiltere'de oynamayı hayal etmiştim ama şimdi İspanya'ya gitmek kısmet oldu. Burada oynanan futboldan daha fazla zevk alınıyor. İngiltere'de mücadele ön planda ve biraz daha sert bir futbol oynanıyor. Bu yüzden, İspanya seçimini yaptığım için şanslı olduğumu düşünüyorum.
Son yıllara İspanya'da Barcelona hegemonyası olduğunu görüyoruz. Onun peşinde de Real Madrid var. Şampiyonluk yarışı bu iki takımın arasında geçiyor sürekli. Valencia da Sevilla ve Villarreal ile birlikte bu iki takımın arkasında Şampiyonlar Ligi'ne katılabilme yarışı yapıyor. Ama gerek oyun, gerekse de puan olarak bu iki takımın oldukça gerisinde kalıyorlar. Geride bıraktığımız sezonda da bu duruma tanıklık etmiş bir oyuncu olarak bu farkı nasıl değerlendiriyorsun?
Barcelona'nın bu seviyeye gelmesinde Frank Rijkaard'ın çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Şu anda gördüğümüz ekibi aslında onun kurduğunu söyleyebilirim. Hem Barcelona hem de Real Madrid gerçekten çok büyük kulüpler. Bu sene biz Valencia olarak onlara şampiyonluk yolunda epeyce zorluk çıkardık. Ligin ilk beş haftasında lider olduk. Ancak iki takım da çok özel futbolculara sahip. Şahsen artık bazı şeylerin değişmesini çok istiyorum çünkü yıllardan beri ya Barcelona ya da Real Madrid şampiyon oluyor. İlerleyen yıllarda bu iki ekibin yarışına başka takımların katılacağına inanıyorum.
Rijkaard bu denli önemli bir işe imza atmışken, Galatasaray'ın başındayken neden başarıyı yakalayamadı sence?
Rijkaard gibi teknik adamlar Avrupa futbolundan geldikleri için daha sakin kafayla, biraz daha rahat hareket ediyor. Mesela takımı kampa almıyorlar. Ayrıca oyun felsefesini takıma benimsetmesi ve ekibi oluşturması için onlara Avrupa'da daha fazla zaman tanıyorlar. Türkiye'de maalesef bu olmuyor. Camia ve taraftarlar her şeyin bir anda olmasını, başarıların hemen gelmesini istiyor. Rijkaard da birçok kez daha zamana ihtiyacı olduğunu söylüyordu. İstediği bazı oyuncuların transfer edilememesi de kafasındaki oyun sistemini oturtmasını güçleştirdi. Ülkemizde futbol oynamanın da teknik adamlık yapmanın da çok zor olduğunu kabul etmeliyiz. Ben Rijkaard'ın istediği oyuncular alınsaydı ve kendisine daha fazla şans verilseydi başarılı olabilirdi diye düşünüyorum.
Valencia bu farkı kapatmak ve şampiyonluk yarışına ortak olmak için neler yapmalı gelecek sezonlarda? David Villa ve Silva takımdan ayrılmasına rağmen geçen sezona fırtına gibi bir başlangıç yaptınız ancak devamını getiremediniz...

İlk önce çok iyi bir takım kurmanız gerekiyor. Biz lige iyi bir başlangıç yapmıştık ancak hem Şampiyonlar Ligi hem de Kral Kupası ile birlikte haftada 2-3 maçın oynanması takımın performansını bir nebze düşürmüştü. İyi gittiğimiz dönemde üç futbolcumuzun yaşadığı sakatlıklar da bu düşüşü etkileyen bir faktördü. Ben şu anda ekibimizin gelecek sezon da şampiyonluğu kovalayacak kalitede olduğuna inanıyorum. Sezona girerken David Villa ve David Silva'nın transfer olmaları taraftarlarımızın kafasında soru işaretlerine neden olmuştu. Ama biz tüm endişeleri ortadan kaldırdık diye düşünüyorum. Başarılı olmak istiyorsanız bir aile gibi olmalısınız. Biz de bunu sağladık. Eğer bu kadroyu bozmazsak birkaç yıl içinde Barcelona ve Real Madrid ile şampiyonluk yarışı yaparız.

Üç kulvarda mücadele etmenin zorluklarından bahsettin. Sen de biliyorsun ki Türkiye'de oyuncular İspanya'daki kadar çok maça çıkmıyor. A Millî Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink'e, "Türk futbolu nasıl gelişecek?" diye sorulduğunda, şartlardan bir tanesinin "daha fazla maç yapmak" olduğunu söylemişti. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Kesinlikle katılıyorum. Çok doğru bir konuya değindiniz. Futbolumuzun ne kadar çok gelişmesini istiyorsak, maç tempolarını ve sayılarını o derece artırmalıyız. Biz İspanya'da Salı, Cumartesi, Pazartesi maç yapıyoruz. Hafta aralarında Şampiyonlar Ligi ve Kral Kupası karşılaşmalarına çıkıyoruz. Sezon başında iyi yüklemelerimiz oluyor ama sezon içerisinde de bu yüklemeleri maç oynayarak kazandığımızı düşünüyorum. Zaman zaman yorgunluklar veya performans düşüklükleri ister istemez oluyor ama çok maç oynadıkça daha iyi bir takım haline geliyorsunuz. Ayrıca daha da kuvvetli oluyorsunuz.

Mestalla Avrupa'nın en büyük ve atmosferi en yüksek statlarından biri. Bize biraz oradaki maç atmosferinden bahseder misin? Ali Sami Yen mi daha iyiydi yoksa Mestalla mı?

Ali Sami Yen, benim hayatımdaki en önemli statlardan bir tanesiydi. Çünkü 2. Lig'den Süper Lig'e geldiğim zaman ilk Galatasaray deneyimimi orada yaşadım. İnanılmaz bir atmosferi vardı. O günleri hâlâ unutamadım. Valencia'ya da ilk gittiğimde Mestalla beni çok etkilemişti. Saha aşağıda, tribünler biraz daha dikey kalıyor maçı izlerken. Seyircinin en ufak bir kıpırdanması ya da tezahüratı, saha içindeki futbolcuya hemen yansıyor. Bu da çok etkili oluyor.
Ali Sami Yen'in yıkılması için ne diyeceksin?

Ali Sami Yen Stadı, Galatasaray camiasının kalbinde ayrı bir yere sahipti. Orada dünya devleri dize geldi. O stadın atmosferi ve ruhu her zaman bambaşkaydı. Ama futbolda yenilikler olmalı, hatta bu bir zorunluluk. Eski takım arkadaşlarımla konuştuğumda, Türk Telekom Arena'da rakip takımı etkileyen, çok iyi bir atmosfer olduğunu söylüyorlar.

Hamit ve Nuri de artık İspanya'da oynayacak. Onların Real Madrid'e transferini nasıl değerlendiriyorsun?

İkisinin de transferine çok sevindim. Yurtdışında oynayan futbolcularımızın artması lâzım. Gerçi onlar zaten Avrupa'daydı ama şimdi çok daha iyi bir takıma gittiler. Türk futbolcusu dışarıda çok yanlış tanınıyor. İnşallah ikisi de çok başarılı olacaktır. Buna gönülden inanıyorum ve başarıları için iyi dileklerimi üzerlerinden eksik etmeyeceğim.

Millî Takım'a çağrılmayınca çok üzüldüm

Uzun bir aradan sonra A Millî Takım'a dönmeyi başardın. Kadroya çağrılmadığın dönemde İspanya'da ne gibi bir ruh halindeydin?

Millî Takım'a çağrılmadığım zamanlarda çok üzüldüm. Ülkeme faydalı olmayı, elde edilecek başarıya katkı sağlamayı istiyordum. İspanya'da benim Millî Takım'da oynadığımı biliyorlar ve 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan tanıyorlar. Takım arkadaşlarım, aday kadro açıklandığında ismim yer almayınca üzüntümü görüp beni teselli etmeye çalışıyorlardı. Hocamız da performansımı artırmam için bu sıkıntıyı atlatmam gerektiğini, daha çok çalışıp önüme bakmak zorunda olduğumu söylüyordu. Ben de karakter olarak bu yapıya sahip olduğum için hep işime baktım. Çağrılıp çağrılmamak Millî Takım teknik heyetinin kararıdır. Ben, her Türk futbolcusu gibi Millî Takım'a gelebilmek için çalışmaya devam edeceğim.

Millî Takımımızın Euro 2012 yolculuğunu nasıl değerlendiriyorsun?
Belçika maçında aldığımız beraberlik bize avantaj sağladı. Maçtan önce "Yenemiyorsak, yenilmeyeceğiz" demiştik. Şu anda iyi bir takıma sahip olduğumuzu biliyoruz. Bundan sonra kalan bütün maçlara galibiyet için çıkacağız.

Neden Türkiye hep beklenmedik maçlarda puan kaybediyor sence? 2010 Dünya Kupası elemelerinde Estonya, 2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Azerbaycan maçları var… Rakibi küçümsüyor muyuz?

Millî Takım'da bulunduğum süreçten itibaren söyleyebilirim ki, kesinlikle böyle bir düşünce yok. Hiçbir zaman rakiplerimizi küçümsemedik. Zaten bunu yapmak son derece yanlış olur. Bazen saha içerisinde konsantrasyonumuzu kaybedebiliyoruz. Artık küçük takım, kolay takım gibi sınıflamaların ortadan kalktığını düşünüyorum. Her takım her takımı yenebiliyor. Maç günü faktörleri büyük önem taşıyor. Konsantrasyon, şans, galibiyeti isteme gibi… Biz ülke olarak bunun acısını çok çektik. Bu acılardan da dersler çıkardık ve önümüzdeki maçlarda tekrarının yaşanmaması için çalışacağız.

Messi inanılmaz bir oyuncu

Sana göre La Liga'nın en iyi oyuncusu ve en iyi orta saha oyuncusu kim?

En iyi oyuncu Messi diyeceğim ve klasik olacak ama o gerçekten inanılmaz. Allah ona çok özel bir yetenek vermiş. Başka sözlerle ifade etmeye çalışıyorum ama diğer türlüsü de ona haksızlık olur. En iyi orta saha oyuncusu da Barcelona'dan Xavi diyorum.

La Liga'da orta sahada en çok hangi takıma ve kime karşı oynamakta zorlandın geçen sezon?

Barcelona'ya karşı çok iyi maçlar çıkardık. Deplasmanda 1-0 öne geçtik ve 2-3 tane yüzde yüz gol pozisyonunu kaçırdık. Onları değerlendirsek oradan galibiyetle çıkabilirdik ama olmadı. Valencia'daki maçta üstünlüğümüz vardı ama bir yan toptan gol yedik. Real Madrid bizi çok zorlamıştı. Aslında bütün maçlar zor geçiyor. Hele de deplasman maçları. Ev sahibi takımlar hem tempo hem de stadyum atmosferiyle sizi hâkimiyeti altına alabiliyor.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=12938

Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"



05.06.2010
"Babamdan gizli futbolcu oldum "
Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"

Dardanelspor'dan 4 sezon önce transfer edildiğinde hiç kimse onun bir gün Valencia formasını giyeceğini tahmin edemezdi. Ama o bu süreçte hem Galatasaray'ın hem de Milli Takımımızın banko oyuncuları arasına girmeyi başardı ve sadece İspanya Ligi'nin değil, dünya futbolunun önemli takımlarından birine sıçrama yapmayı başardı. Galatasaray'da edindiği en büyük tecrübenin yedek kaldıktan sonra formasını geri alabilmek olduğunu söylüyor ve yıllardır hayata karşı verdiği mücadelenin pişirdiği kişiliğiyle İspanya serüveninde hiç bir şeyden çekinmediğini anlatıyor.

Röportaj: Türker Tozar / TamSaha

Avrupa'da oynama hayalini daha önce de dile getirmiştin ama hedefinin İngiltere olduğunu söylemiştin. Şimdi rotayı İspanya'ya, Valencia'ya çevirdin. Bu sapmanın nedeni neydi? Valencia tercihinin altında hangi sebepler var?
Avrupa'nın önde gelen 10-15 takımını sırala deseniz, içlerinde Valencia mutlaka yer alır. Kararımda bu etken büyük rol oynadı. Premier Lig'in daha sert ve mücadeleli bir lig olduğu açık ancak İspanya Ligi'ni sevdiğimi de dönem dönem dile getirmiştim. İngiltere ve İspanya Ligi şu an dünyanın en kaliteli ligleri. Şimdilik İngiltere'de oynamak kısmet olmadı ama ileride bu fırsatı yakalayabileceğime inanıyorum.
Valencia'nın seninle ilgilenmesi ve teklif süreci nasıl gelişti? Bize anlatır mısın?
2008 Avrupa Şampiyonası'nda iyi bir performans gösterdikten sonra, büyük takımların bana ilgisi olacağını tahmin ediyordum. O zamanlar Premier Lig'den talibim daha çoktu. Valencia'nın da beni iki senedir takip ettiğini biliyorum. Benim İspanyol ekibine transferim belki de geçen sene bitebilirdi ama yaşadığım şanssız sakatlıktan dolayı geçici bir süre için askıya alındı diyebilirim. Yani Valencia'nın iki senedir beni transfer etmesi söz konusuydu ama bunu ancak geçtiğimiz sezon bitince yapabildiler.
Bildiğimiz kadarıyla Malatya'daki annen senin İstanbul'da bulunmana bile dayanamıyordu. Şimdi İspanya'ya gitmen konusunda ne söylüyor?
Aslında bunu sadece Malatya-İstanbul olarak değerlendirmemek gerekir. Ben çok küçük yaşta evden ayrılıp Çanakkale'ye gittim. Dardanelspor'a geçtiğimde 13-14 yaşlarındaydım. Her annenin evlâdını sevdiği gibi annem de beni çok seviyor. Diğer kardeşlerimi de öyle. Dardanelspor beni istediğinde, annem bir hayli zorluk çıkarmıştı ve evden ayrılmamı istememişti. Hiçbir evlâdından kopmak istemediğini söylemişti bana. Ben de yalvardım, yakardım, yeri geldi gönlünü aldım ve onu ikna ettim. O zaten her zaman beni özlediğini söylüyor ama ben de ekmek paramı futboldan kazanıyorum. Kendi hayatımı kurmam gerektiğinin o da farkında. Ancak her anne gibi o da özlüyor. İspanya'da bulunmama da alışacağını düşünüyorum. Zaten Malatya'da olan anne ve babamın yanına sık sık gidiyordum. Şimdi onları İspanya'ya sıkça getirip götürmeyi planlıyorum.
Hayata karşı güçlü mücadeleler verdim
İspanya'daki başarını, futbol yeteneklerinden önce yurtdışında yaşayabilme dayanıklılığın belirleyecek. Geçmişte İspanya'ya giden oyuncularımızı hatırlarsak, Oktay Derelioğlu, Arif Erdem, Fatih Akyel, İbrahim Kaş çok çabuk geri dönüşler yaşadı. Çünkü uyum sağlayamadılar. Senin bu konuda bir ön çalışman var mı?
Ben bir işe atılmadan önce onun zor taraflarını her zaman düşünürüm. Düşünmeye hiçbir zaman olumsuz taraflarından da başlamam. Hayatımda kaldıramayacağım yükün altına hiçbir zaman girmedim. Belki daha önce başarısız olan ağabeylerimizin durumları o zaman dönmelerini gerektiriyordu. İspanya'ya adapte olamayacağımı düşünsem bu transferi kesinlikle onaylamaz ve Valencia'ya gitmezdim. Hiçbir şeyden çekincem ya da korkum yok. Çocukluğumdan beri ailemden ayrıyım. Hayata karşı çok güçlü mücadeleler verdiğimi düşünüyorum. Amacım Valencia'da iyi maçlar çıkartıp, ülkemi en iyi şekilde İspanya'da temsil edebilmek. Tabii baktığınız zaman bir dil problemi var. Ancak futbolun ortak dili olduğuna inanıyorum. Yine de hedefim kısa süre içerisinde İspanyolca öğrenmek. Böylece ülkedeki insanlarla iletişiminiz ve kültürel adaptasyonunuz kolaylaşıyor. Bunun yanı sıra derdimi anlatabilecek kadar da İngilizce biliyorum. Onu da geliştireceğim.
Bir futbolcunun İspanya'daki yaşamı hakkında en bilgili insan Nihat Kahveci olmalı. Milli Takım kampında da Nihat'la beraberdiniz. İspanya hakkında onunla bir görüşmen oldu mu? Olduysa sana neler anlattı, ne gibi tavsiyelerde bulundu?
Nihat, kendini İspanya Ligi'nde kanıtlamış, Türkiye'nin büyük futbolcularından bir tanesi. Kendisiyle ABD kampında İspanyolca kelimeleri pratik yapmaya başladık bile. Her zaman kendisinin tecrübelerinden kendime dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bana çabuk bir şekilde İspanyolca öğrenmem gerektiğini, böylece orada çok daha rahat edebileceğimi ve kendimi kanıtlamamın çok zaman almayacağını söyledi.
Valencia'da başlangıçta yaşayacağın zorluklar olabilir. Yeni insanların arasına girmek ya da yedek kalmak gibi. Bunlarla başa çıkmak için neler yapmayı planlıyorsun?
Bir profesyonel futbolcu her an her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Dardanelspor'dayken de oynayamadığım zamanlar oldu. Galatasaray'daki ilk dönemlerimde de bazı sıkıntılar çektim. Ama zorluklarla mücadele etmeyi seven bir karakterde olduğum için tüm bunların üstesinden geldim. Muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklıyım. Hiçbir zaman olumsuzluk olacak diye kendimi strese sokacak da değilim. İdmanlarda ve maçlarda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.
İspanya'ya gitmek güzel ama Türkiye'den ve Galatasaray'dan ayrılacak olmanın da hissettirdiği bir şeyler olmalı değil mi?
Galatasaray'daki dört sezonum boyunca takıma katkı yaptığımı düşünüyorum. Gerek saha içinde gerekse saha dışında kulübümü, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Galatasaray'la birlikte Turkcell Süper Lig şampiyonluğunu ve TFF Süper Kupa'yı kazandım. Çok iyi arkadaşlar edindim. Ağabey-kardeş ilişkisinde bulunduğum birçok kişi oldu. Galatasaray'ı üzülerek bırakıyorum. Ama büyük tecrübeler edinmem, futbolumu ve yabancı dilimi geliştirmem açısından tercihimi Valencia'dan yana kullanmak zorundaydım.
Galatasaray'da formayı geri almayı öğrendim
Valencia'ya giden Mehmet Topal, Dardanelspor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal değil. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde elde ettiğin tecrübeler var mutlaka. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde Mehmet Topal'ın üzerine neler eklediğini düşünüyorsun?
Galatasaray'a geldiğim ilk dönemde aradan çok süre geçmeden forma giymeye başladım. Daha sonra belirli bir zaman yedek kaldım. Çünkü şartlar ve ortam onu gerektiriyordu. Sonuçta, alt ligden gelmiş bir futbolcuydum ve bana olan bakış farklıydı. Bazen futbolda, sadece futbolunuzla bir yere gelmeniz mümkün olmayabiliyor. Bu kesinlikle doğru bir anlayış değil. Artık bu tür şeyleri aşmamız gerekiyor. Formayı tekrar giydikten sonra, kötü sonuç alınan bazı maçların ardından fatura bana kesildi. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Yine de Galatasaray'da gerek Türkiye içi gerekse Avrupa kupası maçlarında büyük tecrübeler edindim. Bu sayede kendimi geliştirdim. Bu anlamda, belli bir süre yedek kaldıktan sonra tekrar formayı alabilmek benim için en büyük atılımdı. Bu durum, bence bir futbolcu için verilmesi gereken en zorlu mücadelelerden bir tanesidir. Ben de bu mücadelelerden galip çıktığım için her zaman şükrediyorum.
Söz Galatasaray'a gelmişken, sezon başladığında Galatasaray kâğıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayıydı. Hem sahip olduğu geniş ve kariyerli kadro hem de Rijkaard gibi önemli bir teknik adamla başlangıçta her şey yolunda gitti. Sonrasında ne oldu da Galatasaray bu derece geride kaldı?
Hayatta bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebiliyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, biz sezonu bütün rakiplerimizden önce açtık. Herkesten fazla maç oynadık. Sezona iyi başlangıç yapan takımlar arasında başı çektiğimizi düşünüyorum. Ancak ligin başında rakiplerimizden fazla maç yapmış olmak, sezonun ortasına doğru bizi düşüşe geçirdi. Tüm bunlara rağmen, profesyonel bir futbolcu olarak bunların arkasına saklanmak istemiyorum. Bunları bahane olarak öne sürmeyeceğim. Eğer bir yerde başarı kazanmak istiyorsak, bu tür engelleri de aşmayı bilmeliyiz. Eğer "Başarısızlıkta suçlu kim?" diye soracak olursanız, cevabı başta biz futbolcular olmak üzere tüm camiamızdır. Tüm bunların yanında, şanssız şekilde kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bu etkenler bir araya gelmese, belki de ligi biz şampiyon bitirecektik. Böyle şanssızlıkların bir daha yaşanmaması için, yanlışlarımızdan dersler çıkarmamız gerekiyor.
Bursaspor'un şampiyonluğu Türk futbolu için hangi kapıları açar?
Bursaspor'u can-ı gönülden tebrik etmek istiyorum. Yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi görünen bir şeyi iyi bir teknik heyet ve kaliteli oyuncularla başardılar. Kimsenin beklemediği bir noktaya geldiler. Bursaspor'un bu başarısı, ligin kalitesini ve Anadolu takımlarının kendilerine olan güvenlerini bir kat daha artıracaktır. Avrupa ve dünyada Bursaspor'un şampiyon olmasının çok ses getirdiğini, konuşulduğunu biliyorum. Takım Şampiyonlar Ligi'nde direkt olarak yer alacak. Bu bile başlı başına bir çığır açılması demek.
İki yerli teknik adam, yabancıların azınlıkta, yerlilerin çoğunlukta olduğu kadrolarla iki kupayı da alıp götürdü. Bu durum bizim yabancı oyuncu ve teknik adamlara bakışımızda bir şeyleri değiştirmeli mi sence?
Burada, yerli hocalara ne kadar fırsat verildiği büyük önem taşıyor. Ben, yerli hocalara daha fazla imkân tanınması gerektiği görüşündeyim. Büyük camiaların tercihlerini yerli teknik adamdan yana kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Milli Takım'da yeni bir dönem açıldı. Hiddink gibi önemli ve kariyerli bir teknik adamla yola devam ediyoruz. ABD kampında Hiddink'in senin üzerinde bıraktığı ilk izlenimler neler?

Hocamız, elde ettiği başarılarla ve taktik bilgisiyle kendisini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz ay, ABD'de 12 günlük kampta kendisiyle beraber olduk. Motivasyonumuzu ve konsantrasyonumuzu her zaman en üst düzeyde tutmaya çalışıyor. Oyun disiplinine büyük önem veriyor.

"Türk oyuncusu bire bir iletişimi çok sever, duygusaldır. Yabancı bir teknik adam gelirse o iletişim kaybolur, böylece takımdan yeterli verim alınamaz" diye bir görüş var. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Bu görüşe katılmıyorum. Eğer futbolcu saha içinde kendisine verilen görevi lâyıkıyla yerine getiriyorsa, bu durum zaten tüm olumsuz şartları ortadan kaldırır. Hocayla aynı dili konuşmak şüphesiz bir avantaj. Ancak konuşmamak da büyük bir dezavantaj değil.
Milli Takımımızın 2012 Avrupa Şampiyonası grubundaki şansı hakkında neler söylersin?
Avrupa futbolunun güçlü temsilcilerine karşı oynayacağız. Biz, sadece kendi oynayacağımız maçlara konsantre olmalıyız. Dünya Kupası'na gidemememizin üzüntüsünü unutup kendimizi bu maçlara vermeliyiz. Eylül ayında oynayacağımız Kazakistan ve Belçika maçlarıyla birlikte elemeler başlıyor. Bütün rakiplerimize karşı kendi oyunumuzu kabul ettirirsek, bu gruptan çıkar ve Avrupa Şampiyonası finallerine gideriz.
Rehavete kapılırsak acı çekeriz
Grupta Almanya'nın doğrudan rakibimiz olduğu açık. Ancak Avusturya ve Belçika ile oynanacak maçlar da grubun anahtarı gibi. Ne dersin?
Bu takımlar bizim için birer tehdit unsuru olabilir. Artık dünyada "kötü takım" denebilecek bir ekip kalmadı. Yüzde yüz favori görülen bir takım bile, güçsüz bir rakibe yenilebiliyor. Hele de bu tür Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının farklı bir konsantrasyonla oynandığını düşünürsek, tatsız bir sürpriz yaşamamak için çok dikkatli olmalıyız. Rehavete kapılırsak, acı çekeriz. Tüm rakiplere karşı aynı ciddiyet ve konsantrasyonla oynamalıyız.
Ligimizde genç oyuncular arasında beğendiğin ön liberolar var mı?

Trabzonspor'dan Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan'ı beğeniyorum. Galatasaray'ın Altay'dan aldığı Musa Çağıran'ın da kendini sadece işine vermesi halinde iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Beşiktaş'tan Necip de son zamanlarda iyi bir çıkış yakaladı. Mevkii gereği çok fazla mücadele ediyor.

Kardeşin Ahmet Topal da Galatasaray'da… Onun hakkında neler söylersin?
Henüz 17 yaş altı takımında forma giyiyor. O da benimle aynı pozisyonda oynuyor. Bazen defansif bazen de ofansif orta saha olarak görev alıyor. Yaşı ilerledikçe pozisyonu tam netleşecek. Ben kendisine güveniyorum ve ondan çok şeyler bekliyorum. Kendisinin de yeteneklerinin farkında olduğuna inanıyorum. Yoksa Galatasaray gibi bir takımın altyapısında oynamazdı. A takıma çıkıp düzenli oynayana kadar medya önüne çıkmasını istemiyorum. Gücümün yettiğince onu medyadan uzak tutmaya çalışacağım. Kendisi de zaten bir yerlere gelmeden medyada yer almayı istemeyecek bir karaktere sahip.
Bu ay Dünya Kupası heyecanı başlıyor. Favorin kim?

Keşke Türkiye olsaydı da "Türkiye" diyebilseydim. Dünya Kupası'nın çok çetin mücadelelere sahne olacağını düşünüyorum. Benim favorilerim İspanya, İngiltere, Portekiz, Arjantin ve Brezilya. 2008 Avrupa Şampiyonası deneyimimden biliyorum, böyle turnuvaların ortamı, arkadaşlık ve takımdaşlık duygusu çok farklı oluyor. Sürpriz ekipler de ön plana çıkabilir.

Dünya Kupası'nın yıldızları hangi oyuncular olur?

Ben, az tanınan genç futbolcuların çok iyi maçlar çıkartarak bu Dünya Kupası'nda parlayacağına inanıyorum.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=10165

"Babamdan gizli futbolcu oldum "



30.04.2007
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=1205
"Babamdan gizli futbolcu oldum "
 Malatyalı 9 çocuklu bir ailenin oğlu Mehmet Topal. Sezon başında Dardanelspor'dan Galatasaray'a geldi. Sarı-kırmızılı formayı sürekli giyemese de Ümit Milli Takım'ın vazgeçilmez oyuncusu oldu. Malatya'da yaşadığı dönemde hedeflerini büyük tuttuğunu ve bu noktaya geleceğini bildiğini söylüyor. Zaten babasından habersiz futbolcu olması, 16 yaşında Dardanelspor'a giderken annesini ikna etmek için uzun süre dil dökmesi, içindeki futbol sevgisini ve bir gün iyi bir oyuncu mertebesine yükseleceğine olan inancını ortaya koyuyor.

Futbolla tanışma hikâyenden, bu işe nasıl adım attığından başlayalım istersen.

3 Mart 1986 Malatya doğumluyum. Futbola da Malatya Belediyespor'da başladım. Kendimi bildim bileli futbolla haşır-neşirdim ve okul takımında oynuyordum. Beden Eğitimi öğretmenimiz Ahmet Açıkgöz Malatya Belediyespor'un eski futbolcusuydu. Onun tavsiyesiyle bir arkadaşımla birlikte seçmelere gittim. 10-15 dakika içinde arkadaşım, 5 dakika sonra da ben seçildim. O dönemde 38 numara ayakkabı giyiyordum ama bana ait bir futbol ayakkabım olmadığı için 43 numara ayakkabıyla denenmiştim.

Ailen bu konuda sana yardımcı olmamış mıydı?

Babam futbol oynamamı istemiyordu. Çünkü o günkü ortamda futbolcu olacağıma inanmıyordu. Futbol oynamama kızıyor ve boşuna vakit harcadığımı düşünüp "Okumana bak" diyordu. Seçmelere de ondan gizli gitmiştim. Takıma seçildiğimden de 3 ay kadar sonra haberi oldu.

Peki, baban şimdi de düşünüyor bu konuda?

Bazen o günleri hatırlatıyorum ama espriyle karışık lafı değiştiriyor ve "Yok öyle bir şey, ben sana hiçbir zaman futbolcu olma dememiştim" diyor. Aslında o dönemde futbolcu olmama karşı çıkmasına rağmen benim isteklerime çok da engel olmamıştı. Kendi yolumu çizmem konusunda beni serbest bırakmıştı. Sonuçta bazen babamdan izin alarak, bazen de gizli gizli 7 sezon Malatya Belediyespor'da oynadım ve 16 yaşımda Çanakkale Dardanelspor'a transfer oldum.

Annemi çok zor ikna ettim

O yaşta bir çocuğun ailesinden kopması kolay olmasa gerek. Neler hissettin baba ocağından ayrılırken? Ailen nasıl izin verdi bu ayrılığa?

Başlangıçta ailemden kopmak istemiyordum. Yaşım küçük olduğu için annemin de noterden muvafakatname vermesi gerekiyordu. Ancak annem buna yanaşmıyordu. İkna edebilmek için uzun süre dil döktüm, "Anacığım, izin vermek zorundasın, bu iş tüm ailemizin hayatını etkileyecek bir ekmek mücadelesi" dedim. Nihayet kabul etti ve onun da rızasını alarak Dardanelspor'a gittim.

Annen şimdi mutlu mu senin futbolcu olmandan?

Annemin bana olan özlemi halen sürüyor. Malatya'da yaşıyorlar ve ben senede ancak iki-üç defa yanlarına gidebiliyorum. Annem "Oğlum bırak bu işi yanıma gel" demekten hiç vazgeçmedi. Futbolu bırakıp Malatya'ya dönsem çok mutlu olacak.

Henüz 16 yaşındayken Dardanelspor seni Malatya Belediyespor'da nasıl buldu?

Erol Keretli ve Nahit Güzel beni buldu. Onlarla halen görüşüyorum. Bir-iki gün iznim olduğu zaman Çanakkale'ye gidiyorum. Orasını da ikinci memleketim gibi görüyorum.

Peki, sen Malatya Belediyespor'da oynadığın dönemlerde bir gün gelip de Galatasaray formasını giyeceğini düşünüyor muydun?

Çocuk yaşımdan beri hedeflerimi büyük koymuştum. Çünkü kendimi aileme bakmakla da yükümlü hissediyordum.

Niye öyle düşünüyordun? Sen ailenin en büyük çocuğu musun?

Dokuz kardeşiz. Önümde iki ağabeyim var. Ama ben yine de ailemin sorumluluğunu çocuk yaştan itibaren kendi üzerimde gördüm. Futbolcu olduğumda iyi para kazanırım ve aileme daha iyi şartlar sağlarım diye düşünüyordum. Şu anda babamın da ağabeylerimin de durumları gayet iyi ve bana ihtiyaçları yok. Ama yine de onlara destek vermek beni mutlu ediyor. Tabii onların da bana desteği sonsuz.

Yani sen daha en başından Galatasaray'da oynamayı kafana koymuştun.

Evet, hedeflerimi hep büyük tuttum ve hiçbir zaman ciddiyetsizliğe düşmedim.

Üç büyük kulüpten de teklif aldım

Dardanelspor'da oynarken Galatasaray'ın teklifini aldığında neler düşündün?

Dardanelspor'da altyapıda üç, A takımda da iki sezon oynadım. A takımdaki ikinci sezonumda form grafiğim oldukça yükselmişti ve Süper Lig takımlarından teklifler alıyordum. Bu teklifler motivasyonumu iyice yükseltiyordu. Bu sezonun başında Fenerbahçe, Beşiktaş ve Vestel Manisaspor da beni istiyordu. Başkanımız "Hangi takımı tercih edersin?" diye sorduğunda "Kulübümüz ve benim için hangisi hayırlıysa o olsun" cevabını verdim. Ancak transferin son günü geldiğinde ortada halen bir şey yoktu. Oda arkadaşım Kazım'la yemeğe çıkmıştık. Ona "Senin kahrını bir sene daha çekeceğim" diye takıldım. Bu konuşmadan 5-10 dakika sonra Galatasaray'dan aradılar ve "Transferin bitti, otobüse atla gel" dediler.

Üç büyük takım da sana talip olmuş. Son gün Galatasaray transferini çözdüğü için Florya'ya geldin. Senin tercihin hangisiydi aslında?

Galatasaray'dı tabii. Babam, ağabeylerim, kardeşlerim hepsi fanatik Galatasaraylı. Üstelik Dardanelspor'dan arkadaşlarım Hasan Kabze ve kaleci Fevzi de Galatasaray'daydı ve orada yabancılık çekmeyecektim. Onlarla konuşmalarımda Galatasaray'daki ortamın mükemmel olduğunu anlatıyorlardı.

Umduğunu buldun mu Galatasaray'da, hedeflerine ulaştığını düşünüyor musun?

Hedeflerimin hiçbirine ulaşmış değilim. Galatasaray'a gelir gelmez Denizlispor maçında oynadım ve iyi bir performans sergiledim. O maçtan sonra çıkış yakalayacağımı düşünüyordum ama olmadı. Araya Şampiyonlar Ligi maçları girdi ve ben ikinci planda kaldım.

Ne yaşandı o süreçte, sen bir form düşüklüğü yaşadığını düşünüyor musun?

Hayır, idmanlarda olsun, görev aldığım maçlarda olsun en iyisini yaptığıma inanıyorum. Antrenmanlarda ağabeylerim bir çalışıyorsa ben üç çalışıyorum. Zaten çalışmayı çok seven bir yapım var ve beni bu noktaya taşıyan da bu özelliğim.

Biraz şanssız bir mevkide de oynuyorsun sanırım. O bölgede senin dışında Inamoto, Ayhan, Okan ve Mehmet Güven gibi oyuncular var. Forma şansı çok da yüksek değil. Bir de tecrübe farkı var tabii. Böyle bir sıkıntı hissediyor musun?

Hayır, çünkü Gerets formayı asıyor ve kim iyiyse formayı o giyiyor. Ben de oynayabilmek için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Bir gün kesin olarak giyip bir daha çıkarmayacağıma da inanıyorum.

İstanbul beni yutamaz

İstanbul birçok yıldız adayını yutan bir şehir. Geçmişte çok fazla örneğini yaşadık. Buradaki hayatından söz edelim biraz da.

Dardanelspor'dayken tesislerde kalıyordum. Zaten orada bekâr futbolcunun ev tutması yasaktı. Ben de zamanımın büyük bir bölümünü tesislerde geçiriyordum. Gezmeyi çok fazla seven bir insan değilim. Büyüklerim, arkadaşlarım, "İstanbul büyük şehir, insanı yutar" diyorlardı. Ama ben son derece profesyonel yaşayan bir insanım. Florya'da tesislerde kalıyorum. En geç 23.00'te yatağımda olurum.

Galatasaray tecrübeli ve genç oyuncuların karması gibi. Ancak gençlerin çoğu altyapıdan birlikte gelen oyuncular. Sense bu sezon başında transfer edildin. Arada bir noktadasın. Herhangi bir zorluk yaşıyor musun?

Genç-tecrübeli ayrımına katılmıyorum. Bir oyuncu kafasında kendisini olgun hissediyorsa tecrübeli oyuncudur. Bazen çok genç yaşta birçok şeyi görmüş geçirmiş olabilirsiniz ve tecrübeli bir insandan daha mantıklı düşünebilirsiniz. Ben birçok tecrübeyi yaşadığımı ve olgunlaştığımı düşünüyorum. Dolayısıyla kendimi arada bir noktada hissetmiyorum.

Bundan sonraki ideallerin ve hedeflerinden söz eder misin?

Öncelikle başarılı bir performans göstermek ve Galatasaray'da kalıcı olmak istiyorum. Bu süreçte A Milli Takım'da oynamayı hedefliyorum. Galatasaraylı Mehmet Topal olarak anılmaya başladıktan sonra da Avrupa'da oynamak amacındayım.

Peki, bu noktada bir lig tercihin var mı?

İngiltere futbolunu daha fazla seviyorum. Dardanelespor'da oynarken, antrenörüm Mustafa Mete Ertem stilimi hep İngiliz futbolcularına benzetirdi. Benim de çocukluğumdan beri hedefim hep İngiltere'de oynamaktı. Zaten Arsenal taraftarıyım. Bir gün toplantıda kafamdan Arsenal'de oynamayı geçirirken, hocamın "Gün gelecek sen İngiltere Ligi'nde oynayacaksın" demesini hiç unutamıyorum. O sözler beni müthiş ateşledi.

O zaman idolün de Patrick Vieira olmalı.

Dardanelspor'da oynarken odamın duvarlarını, hatta ranzamı ve dolaplarımı bile Vieira ile Zidane'ın fotoğrafları süslerdi. En beğendiğim futbolcu Zidane ama mevkiim ve stilim gereği kendime Vieria'yı örnek alıyorum.

Bazen oyunun akışına kapılıyorum

Kendi muhasebeni yapıyor musun hiç? Hangi yönlerinin iyi hangilerinin eksik olduğunu düşünüyor musun?

Bazen oyun içinde kendimi çok kaptırıyorum ve yerimi kaybediyorum. Hocam da beni bu konuda uyarıyor. Takımıma daha fazla bir şeyler vermek istediğim için görev alanımın dışına çıkıyorum. Ancak kendimi frenlemem gerekiyor. Artı yönlerime gelince, bu konuda benim bir şey söyleyebilmem mümkün değil. Çünkü insanın kendini anlatabilmesi çok zor.

Peki, şöyle sorayım o zaman, Gerets senin hangi özelliklerini beğendiğini söylüyor?

İki ayağımı iyi kullanmamı ve şutlarımı beğeniyor. En beğendiği yönüm ise çok çalışmam, çok istekli olmam ve mücadele etmem.

Genç ve yedek bir oyuncu olarak öne geçebilmek için ekstra çalışman gerekiyor. Senin bu tip bir çaban var mı?

Elbette var. Takım izinli olduğu zamanlarda ya da antrenmanlardan sonra özel çalışmalar yapıyorum. Cevat Hoca'nın hazırladığı koordinasyon programlarını uyguluyorum. Yani sadece takımın yaptığı antrenmanla yetinmiyorum. Mutlaka özel çalışmalar yapıyorum.

Ümit Milli Takım rehabilitasyon gibi

Ümit Milli Takım kadrosunda olmak senin için ekstra bir motivasyon sağlıyor mu?

Mutlaka sağlıyor. Kendi camianda bazen sıkıntılar yaşıyorsun, mesela oynayamamanın getirdiği bir burukluk oluyor. Ama Milli Takım'a geldiğin anda bütün eksi göstergeler artıya dönüyor. İnsan yeniden mutlu oluyor. Adeta bir rehabilitasyon gibi geliyor. Sonuçta her genç oyuncunun giymek istediği bir forma için seçiliyorsunuz.

Galatasaray'ın bu sezon şampiyonluk yarışından erken kopmasını nasıl değerlendiriyorsun, nedir probleminiz?

İnanın ki takım içindeki arkadaşlıklar mükemmel. Birbirimizi hep artı yönde etkiliyoruz. Ortada elle tutulur bir problem yok. Bunun tek açıklaması şanssızlık. Geçen sezon Galatasaray'ın yanında olan şans faktörü maalesef bu sezon ne yazık ki bizi terk etti.

Futbolun dışında neler yaparsın, nelerden hoşlanırsın?

Boş zamanlarımda sürekli Hasan Kabze ve Fevzi Elmas'la birlikteyim. Çanakkale'deki dostluğumuz burada da sürüyor. Hasan ağabey bizi sık sık evine davet eder. Birlikte alışveriş merkezlerine ya da sinemaya gideriz. Korku ve savaş filmlerini daha çok seviyorum. Müzik konusunda ise Sezen Aksu, Yıldız Tilbe ve Barış Manço şarkıları hoşuma gider. Türk Sanat Müziği'nden de hoşlanıyorum. Sibel Can'ı seviyorum. Çanakkale'de bulunduğum dönemde saz çalmak için uğraştım ve bir ağabeyimden bir ay ders aldım ama olmadı.

Hayatında kitapların da yeri var mı?

Elbette, kitap da okurum. En son Çanakkale Şehitleri kitabını okumuştum. Biraz da Çanakkale'de oynamış olmanın etkisiyle bu konuya merakım var.


Profesyonelliğin tescilli markası: Egemen Korkmaz

01.11.2011
Profesyonelliğin tescilli markası: Egemen Korkmaz
Bursaspor'da oynarken de taraftarların sevgilisiydi, Trabzonspor formasını giyerken de... Şimdi Beşiktaş'ın oyuncusu ve taraftarın da teknik direktör Carvalhal'ın da gözdesi. Üstelik artık Millî Takım'ın da banko stoperi. Onu bu noktaya getiren sadece sahada her şeyini veren futbolcu olarak görünmesi değil, 29 yaşına karşın hâlâ öğrenmeye açık algısı ve mantalitesi. Geçtiğimiz yıl üniversite sınavına girip kazanacak kadar eğitime açık, tekmeye kafasını sokacak kadar amatör ve hayatını mesleğine göre programlayan gerçek bir profesyonel.
Röportaj: Mazlum Uluç

Büyük takımlar arasındaki transferler her zaman sıkıntılı olmuştur. Sen de Trabzonspor gibi bir büyük takımdan Beşiktaş gibi bir başka büyük takıma transfer oldun. Bu transferin perde arkasını sorarak başlayalım. Trabzonspor'dan ayrılıp Beşiktaş'a gitmeye ne zaman karar verdin?

Transfer boyutu yazılıp çizildiği gibi çok uzun bir süreç değildi aslında. Bu transfer, ligler bittikten sonra gerçekleşen bir olay. Trabzonsporlu yöneticilerle görüştüm, anlaşamadım, bu arada Beşiktaş'ın bir teklifi vardı, o teklif bana cazip geldi ve kabul edip imzayı attım.

Senin dışında Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam da Trabzonspor'la sözleşmeleri bittiğinde yenileme yoluna gitmedi. Oysa orada oldukça iyi bir hava yakalamış, iyi bir takım oluşturmuş ve başarılı sayılabilecek bir sezonu geride bırakmıştınız. Umut'u da eklersek, neredeyse takımın yarısını oradan uzaklaştıran şey neydi?

Bu olaylara tek taraflı bakmamak gerekiyor. Sözleşmeniz bittiğinde oturup konuşuyorsunuz, anlaşabilirseniz anlaşıyorsunuz, anlaşamazsanız yollarınızı ayırıyorsunuz. Bir de bu olayda her oyuncuyu tek tek değerlendirmek gerekiyor. Sanki bir araya gelinmiş de Trabzonspor'dan ayrılma kararı alınmış diye bir şey söz konusu değil. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şey olmaz zaten. Her oyuncu kendi şartlarıyla pazarlık masasına oturur ve şartların uyup uymamasına göre bir karar verir. Ben de bu konuda karar verirken eşimle, anne, babamla oturup konuştum ve bir karar verdim. Üstelik bu öyle kolay verilmiş bir karar da değil.

Hangi formayı giyersen giy gerçekten de fedakârca oynayan bir oyuncusun. Bir yandan da tribünlerle çok sıcak ilişkiler kuruyorsun. Bursaspor'da da böyleydi bu Trabzonspor'da da... Galiba taraftar seni kulüple çabuk özdeşleştiriyor ve ayrılışına bu nedenle üzülüyor.

Olabilir... Ben yapı olarak gerçekten sahanın içinde her şeyini veren bir oyuncuyum. İyi konsantre olduğumu, maçlara iyi hazırlandığımı, düzgün bir yaşantım olduğunu ve iyi bir profesyonel olduğumu düşünüyorum. Bunların hepsi bir araya geldiğinde insanların da hoşuna gidiyor sanırım. Bu profesyonellik tarafını herkes bilmeyebilir ama dışarıdan bir seyirci gözüyle bakıldığında da klasik tabirle candan, yürekten oynayan bir oyuncu görülüyor. Bu da taraftarın hoşuna gidiyor olabilir. Dediğim gibi saha içinde elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Elbette her futbolcu gibi ben de zaman zaman hatalar yapıyorum ama niyet bence önemli. Sanırım insanlar bu iyi niyeti görüyor ve sağ olsunlar bana bu nedenle ilgi gösteriyorlar. Doğal olarak ayrılıklar üzüntüye yol açıyor ama ben hep söyledim, Trabzon'un bende farklı bir yeri var. Çünkü orada kariyerimin en güzel 3 yılını geçirdim. Bunu sadece futbol anlamında da söylemiyorum. Özel hayatımda da çok güzel günler geçirdim. Trabzon'da çok güzel anılarım ve çok yakın görüştüğüm dostlarım var.

İnönü'ye rakip olarak geldiğinde neler hissederdin? Beşiktaş taraftarı hakkında neler düşünüyorsun? Beşiktaş taraftarının farklılığı herkes tarafından kabul edilen bir gerçek çünkü...

Dediğiniz gibi, İnönü Stadı'ndaki atmosferi sadece Beşiktaş oyuncusu olarak değil, oraya rakip olarak gittiğinizde de hissediyorsunuz. Beşiktaş taraftarının farklı bir yeri ve İnönü Stadı'nın farklı bir atmosferi var. Gerçekten sahanın içinde bunları hissedebiliyorsunuz. Ben sahada tribünlere çok fazla takılan bir oyuncu değilim ama İnönü Stadı'ndaki atmosfer gerçekten etkiliyor insanı. İster istemez tribünleri duyuyorsunuz. Hatta saha içinde arkadaşınızla iletişim kurmak için bağırmak zorunda kalıyorsunuz. Sesinizi başka türlü duyurabilmeniz mümkün olmuyor yoksa.

Beşiktaş'a transfer olurken beklentilerin nelerdi?

Sonuçta İstanbul farklı bir yer. Elbette futbol oynadığınız her yerin farklı güzellikleri var ama açıkçası ben İstanbul'da da futbol oynamak istedim. Bir de bu takım Beşiktaş olunca insana daha da cazip geliyor. Türkiye'nin dört büyük kulübünden birinde daha forma giymek her oyuncu için gurur vesilesidir.

Peki, transfer döneminde Beşiktaş dışında başka teklifler de var mıydı?

Fransa'nın Toulouse takımından da bir teklif vardı ama bu teklif geç geldi. Toulouse'a giden Umut'un menajerinin benim menajerime ilettiği bir teklifti ancak ben Beşiktaş tercihimi yapmıştım ve dolayısıyla üzerinde hiç düşünmedim.
Oyuncunun bu tip konularda net olması önemli değil mi? Kafa karışıklıkları performansı da etkiler herhalde...

Ben aldığım kararlarda çok netimdir. Hayatım boyunca hep böyle oldum. Söz ağzımdan çıkana kadar çok düşünürüm ama ağzımdan çıktıktan sonra iş biter.

Beşiktaş, Sivok, İbrahim Toraman, Ersan Gülüm, Sidnei gibi stoperlere sahip. Transferinden önce bu kombinasyon hakkında neler düşündün? Sonuçta her oyuncu gideceği takımda oynamak ister.

Oyuncu profiline çok da baktığımı söyleyemem. Elbette çok kaliteli oyuncuların olduğunu biliyorum. Ama zaten Beşiktaş takımına geliyorsunuz ve sadece sizin oynadığınız mevkide değil her bölgede iyi oyuncular, alternatifler olacak. Dediğiniz gibi çok sayıda stoper de var ama önemli olan sizin karar veren kişinin tercihi olabilmek için çaba göstermeniz. Ama şunu da göz önünde bulundurdum. Beşiktaş bir yandan ligde, bir yandan Türkiye Kupası'nda, öte taraftan da UEFA Avrupa Ligi'nde uzun bir maratondan geçecekti ve çok sayıda maç oynayacaktı. Dolayısıyla oyuncuların bu maratonda şans bulma ihtimali de yükselecekti. Nitekim öyle olduğunu da görüyoruz.
Sol bek de oynayabildiğini biliyoruz. Senin için Beşiktaş'taki savunma rekabetinde sol bek oynamak da bir alternatif midir? Yoksa "Ben Beşiktaş'ın banko stoperlerinden birisi olacağım" mı diyorsun?

Kendi adıma "Sol bek oynayabilirim" diye düşünmedim. Transfer olduğum dönemde takımın başında bulunan Tayfur Hocamızın kafasında böyle bir alternatif düşünce olabilirdi tabii. Çünkü zaman zaman yaptığımız antrenmanlarda sol bekte de yer aldım. Ancak bu işin gerçeği şu; ben stoperim. Tabii bu, "Görev verilirse başka bir yerde oynamam" anlamına gelmiyor. Çünkü ben öyle birisi değilim. Ancak benden alınacak performans mutlaka değişir. Gerçi Trabzonspor'da dört maç sol bek oynadım ve Şenol Hocam benden memnun kaldı ama tercih hakkı bende olsa stoper oynarım.
Real Madridli Sergio Ramos'u dışarıda tutarsak stoperden bek olan oyuncuların hücuma çok fazla katkı sağlamadıklarını görüyoruz. Ancak sen geçtiğimiz sezon sol bek oynadığın maçlarda hücuma da katılan bir oyuncu profili çizmiştin...

Evet, o dört maçta performansım iyiydi hatta bir de asist yapmıştım ama benden hücum beki olmaz.

Forma numaranı 55 olarak değiştirmenin nedeni neydi?

Hazır yeri gelmişken bu konuda içimdekileri anlatayım. Benim hiç bir zaman forma numarası takıntım olmadı. Bu konuda özel bir tercihim de olmadı. Geçen Millî Takım kampında da aynı şey yaşandı; soyunma odasında bana ayrılan formanın numarası 16'ydı ve bunun hakkında bile yorumlar yapıldı. Oysa Millî Takım oyuncusunun forma numarasının bir önemi yok. Önemli olan onun giydiği ay-yıldızlı formadır. Oynadığım takımlarda da forma numarasına hiç önem vermedim. Mesela Beşiktaş'ta oynadığım ilk hazırlık maçında 55 numaralı forma denk geldi, ben de "Böyle devam edeyim" dedim. Bana göre forma numarası, saçının rengi, bıyığının şekli, sakal gibi şeyler teferruat. Sahada bunlar oynamıyor ki... Sahaya çıkıp oynayan sizsiniz. Bakın şuna anlam verebilirim; devamlı 9 numara giyen bir oyuncu yeni gittiği takımda da aynı numarayı isteyebilir. Ya da 10 numaranın bir anlamı vardır. Ama Türkiye'de sırt numarasıyla oyuncunun memleketi arasında bir bağlantı kuruluyor. 6-7 sene 16 numaralı formayı giydim ama ben Bursalı değil, Balıkesirliyim. Balıkesir'in plaka numarası 10. Benim 10 numaralı formayı giydiğimi düşünsenize (gülüyor). Üstelik o formayı giysem de benim için hiç önemli değil.

Nasıl bir partnerle oynamak istersin?

Net bir şey söyleyemem ama partnerimin oyun zekâsının yüksek olmasını isterim. Çabuk olsun, kuvvetli olsun, hava topları iyi olsun değil de nerede duracağını, nasıl duracağını bilen, oyunu iyi süzen stoper her zaman tercihim olur. Geriye dönüp baktığımda Türkiye Ligi'nde belli bir süre benim de amatör duygularla oynadığımı görüyorum. Amatör ruhla oynamak önemli bir özellik ama üzerine başka şeyler de koymak gerekiyor. Şimdi oyunu daha iyi süzebiliyorum, nerede durmam, ne zaman hamle yapmam gerektiğini daha iyi hesaplayabiliyorum.

Bu nokta önemli. Geçmişte daha çok atlayıp zıplayan bir Egemen vardı, bugün daha dengeli müdahaleler yapan ve topu da olumlu kullanan bir Egemen görüyoruz. Bugünkü noktaya nasıl geldiğinden söz eder misin biraz?

Trabzonspor'da bulunduğum süre içinde ciddi bir aşama kaydettiğimi düşünüyorum. Ama Egemen deyince klasik bir yargı var; topa karşı sert, mücadeleci, hırslı bir oyuncu geliyor akla. Bunlar benim ana özelliklerim. Ancak bazı konularda gerçekten çalışıyorum. Çalıştığım farklı hocaların hepsinden bir şeyler almaya çalıştım. Gelişime açık olmak çok önemli. Ben sürekli öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye, üzerine bir şeyler koymaya çalışıyorum. Topu daha iyi kullanma konusuna gelince, bunun için de çok çalışıyorum. Özellikle son üç senedir antrenmanlarda topu iyi kullanmak için ciddi bir çaba harcıyorum. Zaten antrenmanda ne yaparsanız maçta da aynısını tekrarlarsınız. "Antrenman maçın aynasıdır" deyimi doğrudur gerçekten de. Önümde oynayan arkadaşlarla top alışverişi konusunda sürekli konuşuyorum.
Trabzonspor'da Selçuk ve Colman gibi oyuncularla oynamak da bu konuda bir avantajdı sanırım. Çünkü ikisi de top almak için kendilerini gösteren ve stoperlere alternatif sunan oyuncular.

Kesinlikle öyle. Takım arkadaşlarımın ille de gelip topu benim ayağımdan almasına gerek yok. Selçuk ve Colman açı gösteriyorlardı, ben de topu onlara kullanabiliyordum. Topu iyi kullanma meselesi tek başına olacak bir şey değil. Bunda takım arkadaşlarımın da payı var kesinlikle. Antrenmanda da maçta da arkadaşlarımla mutlaka konuşurum. Kendim iyi motive olur, arkadaşlarımı da uyarırım. Bu da yanlış anlaşılmasın, kendimi çok iyi gördüğüm için değil, oyunu arkadan daha iyi görebildiğim için yapıyorum bu yönlendirmeleri.
Bu konuda yeni takımında da şanslı sayılırsın. Çünkü üç orta saha oyuncusuyla oynuyorsunuz ve o oyuncular da topa kendini gösteren, sorumluluktan kaçmayan oyuncular.

Evet, Marco, Necip, Fernandes ya da Ernst olsun hepsi sorumluluk alan, savunmaya yardım eden, top almak için kendini gösteren oyuncular. O pozisyonda oynayan oyuncuların da top kullanma becerisinin yüksek olması, takımın kalitesini yükseltiyor.
Beşiktaş kadro derinliği açısından Süper Lig'in en zengin takımı olarak nitelendiriliyor. Böyle bir takımın parçası olmak senin kaliteni de artırıyordur mutlaka...

Beşiktaş'ta kesinlikle çok kaliteli bir oyuncu topluluğu var. Ama takım olgusu farklı bir şey. Biz de bunu yakalamaya çalışıyoruz. Giderek daha iyi noktalara geldiğimizi düşünüyorum. Bunu başarabilmek için hepimiz çok çalışıyoruz. Takım olgusunu yakaladığımızda Beşiktaş'ı çok daha iyi noktalara taşıyacağımızdan kuşkumuz yok.
29 yaşını bitirmek üzeresin ve Egemen'i hiç güçsüz görmedik. Fiziksel olarak her zaman üst düzeyde bir oyuncusun? Bunu nasıl başarıyorsun?

Dediğim gibi benim ana özelliğim mücadeleci bir oyuncu olmak ve bunu hiç kaybetmemek zorundayım. Dolayısıyla bununla ilgili çalışmaları sürekli yapıyorum. Bireysel antrenmanlarımı aksatmam. Düzenli bir aile yaşantım var. Hayatım futbol ve ailem üzerine kurulu. Tabii bunu söylerken, "Asosyal bir insanım" demiyorum. Uykuma çok dikkat ederim, sabah kalkar kahvaltımı yaparım, beslenmeme dikkat ederim. Çalışmakla ilgili hiçbir problemim olmaz. Bugüne kadar birlikte çalıştığım bütün hocalarım benim antrenman performansımdan memnun olduklarını dile getirmiştir. Antrenman ve maç sonrası dinlenmelere, rejenerasyona çok dikkat ederim.
Biraz önce her hocadan bir şeyler aldığını söylemiştin. Bu konuyu biraz açar mısın? Hangi hocalar neler kattı sana?

Mesela Raşit Hoca çok disiplinlidir. Ersun Hocadan rejenerasyon ve antrenman bilimi konusunda çok şey öğrendim. Şenol Hoca çok büyük bir tecrübe... İnsan ilişkileri çok farklı ve başarılı bir teknik direktör. Bülent Korkmaz'la çalıştığım dönemde henüz yeni bir teknik direktördü, ondan da mutlaka öğrendiğim şeyler oldu.

29 yaşın tecrübesiyle genç oyunculara neler önerirsin?

En önemli şey yaşantı. Benim bugünkü düşüncemle genç bir oyuncunun düşüncelerinin aynı olması mümkün değil ama her şeyi yerinde ve zamanında yapmak diye özetlenebilir bu konu.
Biz Genç Millî Takımlarda çok başarılı olmuş oyuncuları 20-21 yaşlarında kaybedebiliyoruz. Bunu neye bağlamak gerekiyor?

Şartlar çok önemli bunda. Dış etkenler önemli. Aileden neler aldığı önemli. Bunu eğitim diye özetleyebiliriz ama tabii eğitim sadece aileyle bitmiyor. Okul ve çevre de önemli bir rol oynuyor. "Allah karşımıza doğru insanları çıkarsın" deriz ya, bu çok doğru bir dilek. Çalışırken, okula giderken, futbol oynarken doğru insanlarla arkadaşlık yapmanız size büyük avantaj sağlıyor.

Peki Beşiktaş'a geldiğinde nasıl bir ortamla karşılaştın?

Doğrusunu söylemek gerekirse, yabancı oyuncu sayısı fazla olduğu için kafamda daha farklı bir ortam canlandırmıştım. Ancak beklediğimden sıcak bir ortamla karşılaştım. Özellikle futbolcular arasında son derece iyi bir arkadaşlık var. Tayfur Hoca döneminde de böyleydi, şimdi Carlos Carvalhal döneminde de aynı sıcak hava devam ediyor.

Bu sezon şampiyonluk yarışını nasıl görüyorsun?

Bence bugünden bir şeyler söyleyebilmek çok zor. Çünkü play-off sisteminde çok farklı şeyler olabilir. Çok farklı bir takım gelip şampiyon olabilir. Normal sezonu dördüncü sırada bitiren takımın bile play-off'ta şampiyonluk şansının bulunduğu bir sistemden söz ediyoruz. Elbette takımların oynadığı futbola göre bir değerlendirme yapılabilir ancak bugün için dört dörtlük oynayan bir takım da görünmüyor. 10. haftanın ardından takımlarla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün olabilir.

Şampiyonluk yaşamış beş takım bu sezon için de iddialı. Peki sen bu takımların dışında çıkış yapmaya aday bir takım görebiliyor musun?

Ligin son beş sezonluk periyoduna baktığımızda eskiye nazaran çok şeyin değiştiğini söyleyebiliriz. Takımlar arasında kadrolar açısından farklar var ama oyun anlayışlarına baktığımızda herkes birbirine yaklaştı. Artık herkesin herkesi yenebildiği bir futbol ortamında yaşıyoruz. Bu durum dünya futbolu için de geçerli. Bir kere hemen hemen herkes aynı antrenman metotlarıyla çalışıyor ve fizik kaliteler birbirine çok yakın. Dolayısıyla sahaya çıktığınızda, "Kesin favori budur" diyemiyorsunuz. Onun için ben her maçın çok ciddiye alınması ve son dakikasına kadar mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Beşiktaş'ın kadro zenginliğine bakıp, Galatasaray'ın 2000 yılındaki UEFA zaferini tekrarlamak isteyeceğinizi söyleyebilir miyiz? Aranızda böyle bir hedeften söz ediyor musunuz?

Bu konularda çok büyük konuşmamak lâzım ama kararlı olmak da önemli elbette. Biz şimdilik gruptan çıkmayı düşünüyoruz. Diğer turları ise zamanı geldiğinde konuşmak gerekir. Ama takımda kime sorarsanız sorun herkesin hayalinde, aklının bir köşesinde mutlaka UEFA Avrupa Ligi'nde şampiyonlukla kucaklaşmak vardır. Açıkçası takımın potansiyeli de oldukça yüksek. Dünya çapında yıldız diyorsunuz, var. Tecrübeli oyuncu diyorsunuz, var. Türkiye Ligi'ni iyi tanıyan oyuncular diyorsunuz, var. Genç yetenekler diyorsunuz, var. Yani her türden oyuncuyu barındıran bir kadroyuz. Ama hepsinin altında yatan bir olgu var; takım olmak. Eğer onu yakalarsak bu iş çok güzel yerlere gelebilir.

Çok uzun bir süredir hep belirli bir çizginin üzerinde performansın var ama Millî Takım açısından şansın hiç de yaver gitmedi. Bu rötarı nasıl açıklıyorsun? Duygusal olarak neler yaşadın? Şimdi Millî Takım kadrosunda olmakla ilgili neler düşünüyorsun?

Millî Takım bütün oyuncuların hayalidir. Hiç bir oyuncu, "Ben Millî Takım'ı düşünmüyorum" gibi bir şey söyleyemez. Bu mümkün değil. En azından ben kendi adıma böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Elbette ben de buraya gelmeyi çok istedim ve 29 yaşında A millî oldum.

Gelecekle ilgili hayallerinde neler var?

Başından beri hiç uzun vadeli hedefler koymadım önüme. Bu senenin planlamasını yaparım sadece. İyi oynayayım, sezon sonuna kadar her maçta yer alayım, Millî Takım'a gideyim, takımımla şampiyonluk yaşayayım gibi şeyler düşünürüm. Ama artık gelecekle ilgili de fikirler oluşuyor kafamda. Mesela mutlaka futbolun içinde kalmak istiyorum. Geçmişte, "Futbolu bıraktığımda futbolla ilgilenmem" diyordum. Bunun ekmek yediğim mesleğimle ilgili bir nankörlük olduğunun düşünülmesini de istemem. Futbol dışarıdan düşünüldüğü kadar kolay bir meslek değil. Mutlaka her işin zorluğu var. Bizim işimizden çok daha zor işler de var. Ama futbol da 90 dakika sahaya çıkıp oynamakla sınırlı değil. Ha, diğer yandan yaptığımız işin karşılığını da alıyoruz, bunu da kabul ediyorum. Futbol gerçekten iyi bir geçim kaynağı. Lâkin futbol sadece 90 dakika çıkıp oynamak da değil, bunu da göz önünde bulundurmak lâzım.
Evet, geçmişte futbolun yoğun ve yorucu temposuna bakıp, aktif futbolculuk hayatını bitirdikten sonra oyunun içinde kalmayı düşünmüyordun. Ama şimdi düşüncelerinde bir değişim var...
Evet, şimdi görüyorum ki benim bildiğim tek iş, uzmanlık alanım futbol. Ticaret yapamam, ne bileyim aşçılık yapamam. Bütün bilgim, birikimim futbol üzerinde. İnsanlar kendi branşlarında yürümeli. Dolayısıyla ben de futbolun içinde olmak istiyorum. Artık teknik direktörlük mü, spor yöneticiliği mi bilmiyorum ama futbolun içinde kalacağım kesin.

Senin bir de üniversiteli yanın var değil mi? Geçtiğimiz yıl Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde BESYO'ya kaydını yaptırmıştın...

Evet, sınavı kazandım, ardından mülakatı da geçip kaydımı yaptırdım. Ancak profesyonel bir oyuncu olarak okula devam edebilmeniz çok zor. Şampiyonluk yarışının içindeydik ve çok yoğun bir dönem geçiriyorduk. Ama buradan şu mesajı da vermek isterim; profesyonel oyuncuların meslekleriyle ilgili eğitimlerini sürdürmelerinde bir kolaylık getirilmeli, mesela devam zorunluluğu ortadan kaldırılabilir diye düşünüyorum. Ben eğitimimi işimle birlikte devam ettirmek istiyorum ama bugünkü şartlarda mümkün değil. Bu sadece futbolcuların değil, basketbolcuların, voleybolcuların, bütün sporcuların sorunu.
Futbolu bıraktıktan sonra eğitim hayatını sürdürmek gibi bir niyetin var mı?

Kesinlikle isterim. Ben zaten eğitimci bir ailenin çocuğuyum. Annem, babam öğretmen. Çok da başarılı bir öğrenciydim. Ama lise ikinci sınıftan itibaren profesyonel takımla antrenmanlara çıkmaya başladım ve ister istemez eğitim hayatımda bir kopukluk yaşandı. Ama ısrarla şunu söylüyorum; eğer futbola yeni başlayan bir genç olsam ikisini bir arada götürmek için sonuna kadar çaba gösteririm.
Aradan bunca yıl geçtikten sonra yeniden üniversite sınavlarına girip kazanmak da o günkü çabalarının devamı sanırım.

Üniversite sınavlarını daha önce kazanmış ancak iki yıl üst üste Ümit Millî Takım kamplarında bulunmam nedeniyle mülakatlara girememiştim. Sonrasında da hevesim kırıldı ve bir kopuş oldu. Sonra bir hocamızın etkisi ve "Şansını dene" tavsiyesiyle yeniden sınava girip kazandım.

Futbolun dışında özel hayatında neler var?

Benim yaşantım aslında biraz tekdüze. Futbol hayatımın dışında sadece eşim, çocuğum, ailem var. Her şeyi onlarla birlikte yapıyorum. Yurtiçinde olsun, yurtdışında olsun seyahat etmeyi, farklı yerler görmeyi seviyorum.
Seyahatlerinde bir favorin var mı?

İsviçre... İsviçre'nin her yerini seviyorum. Doğasıyla, yaşantının standardıyla ailece çok hoşumuza gitti. Ben zaten doğayı seven bir insanım. Eşim de aynı şekilde... Orada bir şeyler yemek, gezmek ve vakit geçirmek hoşumuza gidiyor. Belki de işimiz kalabalıkların içinde olduğu için özel hayatımda sükuneti tercih ediyorum.
Kitaplarla da aranın iyi olduğunu biliyoruz...

Evet, çok okumaya çalışan bir insanım. Son dönemde özellikle yakın tarih üzerine yoğunlaşmaya çalışıyorum. Şu anda Muhammed Ali'nin hayatını okuyorum. Biyografiler de hoşuma gidiyor. Bir de ben fırsat buldukça okumaya çalışıyorum. Hani ille de kitap okumak için bir boş vakit aramıyorum. Otobüste de okuyorum, evde eşim çocukla ilgilenirken bir odaya çekilip de okuyorum. Sadece yatmadan önce okuyayım diye bir tercihim yok yani.
Bazı futbolcuların koleksiyon merakı var. Senin için böyle bir şey söz konusu mu?

Evet, benim de bir tespih koleksiyonum var. Türkiye'deki ustaların büyük bölümünü tanırım. Birebir tanışmasam da çoğunun tespihi vardır bende. Koleksiyonumda buffalo boynuzundan kehribara, Oltu taşından fildişine farklı tespihlerim var. Tespihe değer katan faktörler ustasının elinden çıkmış olması, ana maddesinin değeri ve yıllanmasıdır. Özel rulolarım var. Tespih koleksiyonumu bu ruloların içinde saklıyorum. Ama bu söylediklerimden müthiş bir tespih koleksiyonuna sahip olduğum da zannedilmesin çünkü Türkiye'de gerçekten bu alanda çok zengin koleksiyonerler ve hatta bunu kitap haline getirenler bile var.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=13777

***************

Egemen Korkmaz : "Topu kesmek yetmiyor"



02.03.2009
Egemen Korkmaz : "Topu kesmek yetmiyor"
Trabzonspor'a sezon başında transfer olsa da bordo-mavili formayı 40 yıldır taşıyormuş gibi oynuyor. Hırsı, özverisi ve gözü karalığı ile tribünlerin sevgilisi oldu. Maç sonrası sevinçlerinde de tribünle arasındaki özel bağ net bir şekilde hissediliyor. Savunma oyuncularının sorumluğunun arttığını ve artık bir defans oyuncusundan topu oyuna sokabilme becerisi, pozisyon alma yeteneği ve hatta hücumda etkinlik gibi görevlerin beklendiğini anlatıyor.
Geçmişte Balıkesirspor, Kartalspor ve Bursaspor'da forma giydin. Bu takımlarda yaşadığın deneyimle Trabzonspor'u karşılaştırdığın zaman ne görüyorsun?
Şüphesiz bir fark var. Turkcell Süper Lig seviyesinde daha önce uzun süre sadece Bursaspor'da oynamıştım. O kulüpte 6.5 sezonluk bir hizmetim oldu. Bursaspor'da her ne kadar üst sıralara oynama hedefinde olsak da beklentiler değişikti. Bir sezon Avrupa kupalarına katılma hedefi konuyor, iki sezon kötü bir gidiş yaşanıyor, daha sonra üstlerde yer alabilmek esas hedef haline geliyordu. Hep değişen beklentiler vardı. Trabzonspor'da ise devamlı bir şampiyonluk beklentisi içerisindesiniz. Kulüp ve şehir de bu hedefe dönük potansiyele sahip. Fakat bu sezon şampiyonluk konusu Trabzon'a ilk geldiğim dönemde yoğun biçimde telaffuz edilmiyordu. Öncelikle Avrupa kupalarına katılma hedefi vardı, daha sonra şampiyonluk için "Neden olmasın?" diye düşünülüyordu. Ama şimdi gidişat çok güzel ve şampiyonluk hedefine doğru yürür durumdayız.
Geçmişte futbolcularla yaptığımız birçok söyleşide, kariyerleri boyunca esas bölgelerinden farklı mevkilerde oynadıklarının hikâyesini dinlemiştik. Senin bize anlatacağın böyle bir öykün var mı?
Anlatacağım çok da sıra dışı sayılmaz. Zaman zaman geri dörtlünün sol tarafında oynadım. Özellikle, Bursaspor'un Süper Lig'den düşmesinin ardından uzun bir süre sol bek olarak görev aldım. Onun dışında hep savunmanın göbeğinde, stoper olarak oynadım.
Sivasspor ve Trabzonspor ligin zirvesini kontrol eder durumdalar ve bu özelliklerini uzun süredir devam ettiriyorlar. Sezon başında böyle bir tablonun ortaya çıkabileceğini tahmin eder miydin? Bu gidişatın sürebileceğine inanıyor musun?
Henüz bunun için konuşmanın erken olacağını düşünüyorum. Sezon başında aklımızdan hep bunlar geçti. İnsan ister istemez düşünüyor. Sezon ilerledikçe sergilediğimiz performansa bakınca daha bir umutlanıyoruz. Bazen iyi, bazen kötü oynadığımız zamanlar olsa da neticeye ulaşabiliyoruz. Bu da bizi mutlu sona yakın tutuyor.
Trabzonspor taraftarlarını nasıl buluyorsun?
Seyircinin bu sezon takıma verdiği destek çok güzel. Yaptıkları tezahüratların bizim için ateşleyici bir etkisi oluyor. Hüseyin Avni Aker Stadyumu'nda yaratılan atmosfer sayesinde daha bir şevkle mücadele ediyoruz.
Şehirde kulübe gösterilen ilginin bir benzerini daha önce görmüş müydün?
Trabzon'da bulunmaktan son derece mutluyum. Şehirde nereye giderseniz gidin Trabzonspor'un konuşulması bence çok güzel bir şey. Markete alışveriş yapmaya gidiyorum, kulüple ilgili konuşulduğunu duyuyorum. Alışveriş merkezine, meydana gidiyorum; konu yine Trabzonspor. Burada insanlar tamamıyla Trabzonspor'la yatıp kalkıyor diyebilirim. Bursa'nın büyük bir şehir olması nedeniyle futbol takımının başarısı tabii ki önemsenen bir konuydu ama Trabzon'daki gibi hayatın böylesine içinde değildi.
Turkcell Süper Lig'in kalitesini nasıl buluyorsun? Sence ligin en büyük problemi ya da eksikliği nedir?
Avrupa'daki bazı köklü liglerin kalitesine ulaşmak şimdilik zor görünse de Turkcell Süper Lig'in kalitesi şu anda birçok Avrupa liginin üstünde. Ligin kalitesinde gözle görülür bir artış olduğunu düşünüyorum. Buna kanıt olarak da şampiyonluğu elde eden takımların bunu açık puan farkıyla yapamaması ve büyük takımların Anadolu takımları karşısında rahatlıkla puan kaybeder hale gelmesini gösterebilirim. Her sezon şampiyonluk için mücadele eden takımların sayısında artış gözleniyor. Şampiyonluğu gerçekçi bir hedef olarak görmeye başlayan Anadolu takımları var artık. Eksik veya problem konusuna gelirsek, mutlaka vardır birkaç eksik ama benim gözümle şu an için tespit edebildiğim bir şey yok.
İdeal savunma oyuncusunun hangi özelliklere sahip olması gerekir?
Eskiden savunma oyuncularından daha farklı beklentiler vardı. Sözgelimi futbolcuların sadece kesici özelliklerinin kıstas alınması gibi. Artık topu oyuna sokabilme becerileri, pozisyon alma yeteneği gibi konular da belirleyici hale geldi. Hatta hücuma katkıda bulunmaları bile beklenir oldu.
Trabzonspor savunmasında Song'la çok iyi bir uyumunuz var. Bu da sonuca yansıyor. Onunla defanstaki partnerliğin için neler söyleyebilirsin?
Kamerun Milli Takımı'nda kaptanlığa yükselmiş, Avrupa'nın önde gelen kulüplerinde forma giymiş, kariyeri belli, gerçekten çok tecrübeli bir futbolcu. Onunla oynamak bizim için bir şans. Özellikle de benim için. Ama ben de uzun süredir Türkiye'de üst düzey futbol oynuyorum. Ligi ve futbolcularını çok iyi biliyorum. Bu da ayrı bir avantaj sağlıyor. Böylelikle birbirimizi tamamlamış oluyoruz.
Defanstaki uyumunuzdan şüphemiz yok ancak ileri uçta bazı sıkıntıların yaşandığı göze çarpıyor. Defans oyuncusu olarak forvetteki durum nasıl gözüküyor?
Ben bu görüşe pek katılmıyorum. Takımımızın genel bir oyun standardı var ve biz bunu yakalamış durumdayız. Bize en kötü denilen maçta bile çok iyi mücadele ediyoruz. Defansımızdaki başarıyı da sadece savunma oyuncularının eseri olarak görmemek lazım. Biz takım olarak iyi müdafaa yapıyoruz. Örneğin, savunmamız daha santrfor bölgesinde başlıyor. Hücum yaptığımızda da yine hep beraber iyi bir atak yapma çabasında oluyoruz.
Trabzonspor'un Ankaragücü'nü Umut Bulut'un bitime iki dakika kala attığı golle mağlup ettiği maçın ardından sahada tek başına kaldın. Tek bir hareketinle bütün stadyuma hep bir ağızdan tezahürat yaptırdın. Bu Avni Aker'de çok da sık görülen bir durum değildi. Seyirciler, tek bir ağızdan şarkılar söyledi ve coştu. Böyle bir şeyi önceden planlamış mıydın?
Hayır, önceden planlanmamıştı. Tribünler beni çağırdı ve ben aslında çağrıldığımı fark edemedim. Arkadaşlarımın uyarısıyla oraya yöneldim ve her şey kendiliğinden gelişti. Bursaspor'dayken de bu tür şeyler oluyordu. Bu tür durumlarda kendinizi özel hissediyorsunuz.
Galibiyetlerden sonra sahada kolbastı oynamanız güzel bir adet haline geldi. Takımdaki yabancı oyuncular ülkelerinin yayınlarına verdikleri röportajlarda bile bu danstan bahseder hale geldi. Normalde ağırbaşlı kişiliğinle tanıdığımız seni "dans pist"inde görmek bizleri şaşırttı. Sen de dansın büyüsüne kendini kaptırdın sanırım.
Ben eşimle de evde bu dansı televizyondan izliyorum. Bazen internetten bakıyorum. Göze hoş gelen bir oyun. Müziğin ritmi de öyle. Ama ben dans konusunda kendimi çok yetenekli görmüyorum.
Geçtiğimiz Eylül ayında eşin bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Evlat sahibi olan bir futbolcu olmak nasıl bir duygu?
Çocuğum yokken 15-20 günlük kamplar olur, takım arkadaşlarımızla birlikte sohbet ederdik. Etrafta çocuklarının resimleri, bakar bakar dururlardı. "Yahu bu kadar mı özlüyorsunuz?" diye sorardım. Onlar da "Sen de baba olunca anlarsın" diyorlardı. Şimdi onları anlıyorum. Gerçekten yaşanmadan anlaşılmayacak bir duygu bu.

Ertuğrul Taşkıran: "Parmakla gösterilmek istiyorum"

01.05.2012
Ertuğrul Taşkıran: "Parmakla gösterilmek istiyorum"

Spor Toto Süper Lig Samsunspor'u kaybetti ama Türk futbolu uzun yıllar güvenebileceği genç bir kaleci kazandı. Futbola Kartalspor'da başlayıp 17 yaşında Fenerbahçe'ye transfer olan, ilk Süper Lig tecrübesini kiralık olarak formasını giydiği Samsunspor'da yaşayan genç kaleci, müthiş performansıyla ayakta alkışlandı. Sadece saha içindeki yetenekleriyle değil, hayata bakışıyla da farklı bir kişilik çiziyor, geleceğe dair hedeflerini de futbol sahasıyla sınırlı tutmuyor.

Röportaj: Selim Şakarcan

Samsunspor kalesini bu sezonun ilerleyen maçlarında devralan ve her geçen gün biraz daha fazla öne çıkan bir kaleci olarak Ertuğrul Taşkıran'ı yakından tanımak istiyoruz...
5 Kasım 1989 tarihinde İstanbul Kadıköy'de doğdum. Aslen Amasyalıyız ama ailem 70'li yılların sonuna doğru İstanbul'a gelmiş. Beş kardeşiz, ben dördüncüyüm. İki ablam, bir ağabeyim ve bir erkek kardeşim var. Futbola 2002 senesinde Kartalspor altyapısında başladım. Herhangi bir futbol okuluna gitmeden doğrudan takımın içinde buldum kendimi.
Futbolla ilk tanışmanda da kaleci miydin?

Evet, futbola kaleci olarak başladım. Hatta Kartalspor'dan önce arkadaşlarımla oynarken de kalecilik yapıyordum. Ağabeyim amatör bir takımda oynuyordu. Benden 7 yaş büyük. Mahallede top oynarken bir o geçiyordu kaleye, bir ben. Fiziksel olarak yaşıtlarıma göre iri olduğum için beni kaleye koyuyorlardı. Daha sonra okul takımında oynamaya başladım. Orada yedek kaleciydim. Babam bir maçımı izlemeye geldi. Takımın antrenörü de kuzenim ama beni oynatmıyor. Babamın geldiği maçta oynadım. Maç da Kartal'daydı. Kartalspor'un altyapı antrenörleri okul takımı maçlarını takip ediyorlar ki, onlar için okul takımı maçlarını takip etmek yetenekli gençleri bulabilmeleri adına çok büyük bir fırsat. Maçı kazandık. Ben de o gün iyi oynamıştım. Maçtan sonra beni çağırdılar. Ancak ailem, özellikle de Ankara'da okuyan ablam futbol oynamamı istemiyordu. Hatta bu durumu öğrenince Ankara'dan İstanbul'a geldi, "Bu çocuk futbol oynamayacak" diye. Bense futbol oynamayı çok istiyordum. Daha sonra okul takımının antrenörü olan kuzenim, "Gitsin bir baksın, denesin" diyerek devreye girdi. Bu şekilde 2002 senesinde Kartalspor'un altyapısında futbola başladım. Minik takım, yıldız takım derken aslında benim kaderimi değiştiren yine okul takımı oldu. Kartalspor'un B genç takımındaki bütün oyuncular başka bir lisenin okul takımındaydı. O takımın kalecisi açık öğretim okuduğu için Türkiye Şampiyonası'na gidemeyince kaleyi ben korudum. O şampiyonada Türkiye ikincisi olduk. Sonra beni isteyen takımlar çıktı ortaya. Bu gelişmeler üzerine sezon sonunda Kartalspor'da A takıma çıktım ve profesyonel oldum.

Profesyonel olduğunda kaç yaşındaydın?
2005 yılında profesyonel oldum, 16 yaşındaydım. Bir sene A takımda oynadıktan sonra Fenerbahçe'ye kiralık olarak gittim. Altyapıda kiralık olarak transfer olmak pek yaşanan bir durum değil. Belki de bir ilk oldu. Bir sene kiralık oynadıktan sonra, sezon sonunda Fenerbahçe'ye transfer oldum. 2-3 sene Fenerbahçe altyapısında oynadım ama arada A takım antrenmanlarına çıkıyordum. Rüştü ağabey, Volkan ağabey ve Serdar ağabey Millî Takım'a gittiklerinde A takım antrenmanlarına katılıyordum. Zico döneminde hiç unutmuyorum, A takımla ilk antrenmanıma çıkmıştım. Ama yeni gelmiş bir genç oyuncu gibi değil, uzun zamandır takımdaymışım gibi kaleden hep konuşuyordum, takım arkadaşlarıma uyarılarda bulunuyordum. Bu durum Zico'nun çok dikkatini çekmişti, beni yanına çağırdı ve "Nasıl yapıyorsun bunu?" diye sordu. Ben de "Kaleciliği böyle öğrendim" cevabını verdim. Kartalspor'un altyapısında oynarken kaleci antrenörlüğü olduğunu bilmiyordum. A takıma çıktığımda ilk defa bir kaleci antrenörü olduğunu gördüm. Altyapıda imkânlar kısıtlıydı. Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra hem A takım hem de altyapıda oynadım. Bu sezon ise benim için çok önemli bir fırsat oldu ve Samsunspor'a kiralık olarak transfer oldum.
Fenerbahçe'de hiç resmi maçta oynadın mı?

Hayır, iki kere kadroya girdim ama hiç oynamadım. Profesyonel kariyerimde Süper Lig'deki ilk resmi maçım Samsunspor formasıyla oldu.
Futbola sokakta başladığını söyledin. Özellikle büyük şehirlerde çocukların sokakta futbol oynayabileceği alanlar kalmadı. Bunun futbolu etkilediğini düşünüyor musun?

Sokak futbolu deyip geçmemek lâzım. Sokak futbolunun da kuralları vardı, maçlar çok heyecanlı ve çekişmeli geçiyordu. Evden çağırsalar da misafirliğe gidilse de mahalle maçları bırakılmazdı. Çoğu zaman ailem misafirliğe giderken ben mahalle maçı yüzünden kaldığımı biliyorum. Kazanma arzusu, rekabet ve heyecan açısından çok önemliydi. Tabii sokak futbolunda tamamen içgüdüsel olarak hareket ediyorsunuz. Herhangi bir eğitim almadan oynuyorsunuz. Mahallede oynadığım dönemlerden sonra benim için okul futbolu, okul takımı çok önemli ve heyecan vericiydi. Çünkü okul takımında forma giydiğinde, tekmelik taktığında, kaleci eldivenini eline geçirdiğinde bambaşka bir havaya bürünüyorsun. Her ne kadar amatör olsa da futbola ilk adım açısından sokak futbolundan sonra okul futbolu bence çok önemli. Okul takımıyla oynadığım dönemlerin bana çok katkısı oldu. Şampiyonluklar ve ikinciliklerle dolu çok başarılı bir dönem geçirdim. Tabii en önemli etken beden eğitimi öğretmenlerimdi. Bize yaklaşımları çok olumluydu. Kazanmaktan çok futbolu doğru oynamamıza önem veriyorlardı. Bir de okulumuzda derslerimize de önem veriliyordu. Ablamın benim futbol oynamamı istemediğini söylemiştim. Futbola başladığım zaman ablama hem derslerimin iyi olacağı hem de üniversiteyi kazanacağım konusunda söz vermiştik. Kartalspor'daki antrenörüm, futbola başladığım dönemlerde bende çok emeği olan Hüseyin Yıldız söz vermişti. Hatta hiç unutmuyorum, LGS'ye girmiş ve başarısız olmuştum. Hüseyin Hocam benden sonuç belgemi istemiş ama ısrarla götürmemiştim. En sonunda babamı arayıp öğrenmiş başarısız olduğumu; bana çok kızmıştı. Ben de ona üniversiteyi kazanacağım konusunda söz verdim ve 2006 yılında Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nu kazandım.
Normalde öğrenciler sınav sonuçlarını ailelerine götürmekten çekinir ama sen antrenöründen çekinmişsin.

Evet, ailem bize hiç baskı yapmadı. Tabii biz de eğitim konusunda hep başarılı olduk. İçimizde hep okuma isteği vardı. İki ablam ve ağabeyim de üniversite okudu. Kardeşim Anadolu Lisesi kazandı. Bizim ailede hiçbir zaman "Ödevini yaptın mı oğlum?" gibi sorular da sorulmaz. Ailemize eğitimle ilgili hiç sıkıntı yaşatmadık. Onlar da bizi rahat bıraktı.
Sokak futbolunun kendine özgü kuralları var demiştin, aklında hangileri kaldı? O dönemlerden ilginç bir anın var mı?

Kimse kaleye geçmek istemese de ben tam tersi hep kalede oynamak isterdim. Zaten genelde ağabeylerimle oynadığım ve en küçük olduğum için hep kaleye geçiyordum. Genelde ağabeyimle rakip oluyorduk. Biz kazanırsak "Neden kazandınız?" diye, kötü gol yediğimde de "Bu golleri nasıl yersin?" diye kızıyordu. Bir yaz ailemle tatile gitmiştik. Beni Kartalspor'dan istedikleri yazdı. Ağabeyim bana "Kaleci olmak istiyor musun?" diye sordu ve benden "Evet" cevabını alınca da kaleci antrenmanları yaptırmaya başladı. Hem de basketbol topuyla. Her gün çalıştırıyordu beni. Yorgunluktan arkadaşlarımla yüzecek halim kalmıyordu. Bir süre sonra tatil bana işkence gibi gelmeye başlamıştı. En sonunda gittim babama şikayet ettim.

Çocukluğunda sevdiğin, takip ettiğin kaleci var mıydı?
Tabii o dönem Rüştü ağabey bizim için fenomendi. Kurtarış yaptığımda hep "Rüştü" diyerek dururdum kalede. O dönemde Millî Takım çok başarılıydı. Tabii Galatasaray da başarılıydı o dönemde ve Taffarel'i izleyerek büyüdüm. Benim Kartalspor'da futbola başladığım sene Volkan Demirel, Fenerbahçe'ye transfer oldu. Kartalspor'da fiziğimden dolayı bana "Volkan" demeye başladılar. Zaman zaman aynanın karşısına geçip "Volkan mıyım, değil miyim?" dediğim dönemler oldu. Fenerbahçe'ye geldikten sonra Volkan ağabeyi yakından tanıma fırsatım oldu ve onun kişiliğini bildiğim için kesinlikle benim için bir örnektir. Onu tanımış olmak benim için önemli bir şans.
Kartalspor'un A takım kadrosundayken Fenerbahçe altyapısına kiralık olarak transfer oldun. Bu durum sende bir tereddüde yol açtı mı?

Kartalspor A takımında sezon başı kampındayken Fenerbahçe'ye kiralandım. Hemen kamptan ayrılarak Fenerbahçe'ye gittim. Tam da kendimi bulmaya başladığım günlerde takımdan ayrılmıştım. Kartalspor'un A takımıyla ilk antrenmanlara başladığım günlerde çok heyecanlıydım. A takım kalecisi Kubilay ağabey benle çok ilgilenmişti. Neler yapmam gerektiğini her zaman söylerdi. Onun desteğiyle heyecanımı yendim, özgüvenim ve performansım arttı. Altyapıdaki halime büründüm. Sezon başı kampında da hazırlık maçlarında oynayacaktım ama tam bir hazırlık maçı günü Fenerbahçe'ye kiralık olarak transfer oldum. Tam da A takımda kadroya gireceğim ve oynayacağım günlerde kiralık gitmek farklı bir durumdu. Ancak transfer olduğum takımın Fenerbahçe olması çok önemliydi. Çok mutlu olmuştum. Belki o hazırlık maçında oynayıp gitseydim daha da mutlu olurdum.
Ülkemizde birçok genç oyuncuya olan şey benim de başıma gelmişti. Kartalspor A takımına çıktığımda "Ben kaleci oldum" düşüncesine kapılmıştım ama A takımda benden yaşça çok büyük ağabeylerime baktığımda aslında henüz hiçbir şey olmadığımı fark etmiştim. Fenerbahçe'ye ilk geldiğim dönemde de aynı şey oldu. "Ertuğrul" olarak kendime güvenli bir şekilde geldim ama bir baktım ki herkes Ertuğrul. O dönemde Mert, Volkan Babacan, Necati vardı. Hepsi birbirinden iyi ve değerli kalecilerdi. Ama doğduğumdan beri İstanbul'da yaşamış olmamın verdiği bir avantaj da vardı. Ben doğma büyüme Kadıköylüyüm. Stadyum deyince aklıma Şükrü Saracoğlu, takım deyince Fenerbahçe geliyor. Semtten yetiştim. Bu nedenle transferimin hiç dezavantajı olmadı. Hiç sorun yaşamadım. İyi ki Fenerbahçe'ye gitmişim. Kendimi her açıdan geliştirdim. Benim için çok önemli bir fırsattı. Bu fırsatı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Hem Kartalspor'daki hem de Fenerbahçe'deki tüm altyapı hocalarıma çok teşekkür ediyorum. Benimle çok ilgilendiler, üzerimde çok büyük emekleri var.

Bu sezon başında da yine kiralık olarak Samsunspor'a transfer oldun. Bu transferin nasıl gerçekleşti?

Geçen sezon Fenerbahçe A takımıyla antrenmanlara çıkıyordum. Maç eksiğimi kapatmak için de A2 takımıyla maçlarda oynuyordum. Bu sezon başında Samsunspor'a kiralık olarak transferim gerçekleşti. Geçmişiyle, bugünüyle, taraftarıyla, şehriyle çok önemli ve güzide bir kulüp Samsunspor. Benim için çok büyük bir fırsat oldu. Samsunspor'da kiralık olmama rağmen bunu hissettirmediğimi düşünüyorum. Kiralık oyuncuların, "Sezon sonu ayrılacağım" düşüncesiyle bir rahatlığı oluyor. Ama ben bunu hiç düşünmedim ve her zaman en yüksek motivasyonla, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Belki de birçok insan bu sezon benim Süper Lig'de bu kadar çok oynayacağımı düşünmüyordu. Ancak ben buna çok inanıyordum ve Samsunspor'a transfer olduğum andan itibaren kendimi hep buna hazırladım. Hatta Süper Lig kariyerime başlangıcım, ligin ikinci haftasında deplasmandaki Galatasaray maçıyla oldu. Maçın bitimine 15 dakika kala oyuna girdim ve Galatasaray penaltı atıyordu. Kariyerime gol yiyerek başladım diyebilirim. Kariyerimin ilk saniyesinde Selçuk İnan'ın kullandığı penaltıdan golü yedim. O maçtan önce babamla konuşmuştum. Bana takılarak "Oynayacak mısın?" diye sordu, oynamayacağımı biliyordu. "Oynayacağım, izle maçı" deyince çok şaşırdı, heyecanlandı. Ancak düğün nedeniyle Amasya'da oldukları için maça gelemedi. Transferimin netleştiği gün aslında Amasya'ya düğüne gitmeyi planlıyordum. Ailem de benden gelip gelemeyeceğim konusunda haber bekliyordu. Transferim kesinleşince ertesi gün Samsun'a gittim ve aileme "Ben geldim" diye haber verdim. Onlar da düğüne gittiğimi zannetti. Samsunspor'a transfer olduğumu duyunca çok şaşırdılar. Ligin ikinci haftasında da bir anda kendimi 40 bin kişinin önünde buldum ama sahaya çıktığımda çok rahattım. Her zaman ne yapıyorsam onu yapmam gerektiğini biliyordum. Galatasaray maçından 3-4 gün sonra Trabzonspor maçı vardı. O maç Samsunspor ve Samsun halkı açısından çok önemliydi. Süper Lig'deki ilk doksan dakikamı oynadığım için kariyerim açısından çok önemli olan Trabzonspor maçı benim açımdan çok iyi geçmişti.
Süper Lig kariyerine büyük takımlara karşı oynadığın maçlarla başladın. Belki de bu maçlardan en anlamlısı senin için Kadıköy'de oynadığınız Fenerbahçe maçıydı. Golsüz berabere biten karşılaşmada Fenerbahçe'nin kalesini Mert, Samsunspor'un kalesini ise sen korudun. Nasıl bir maç oldu senin için?

Bu maç belki şu anda fark edemediğimiz ama bundan 10 sene sonra Mert'le birbirimize anlatacağımız çok güzel bir anı olarak kalacak. Fenerbahçe çok büyük bir camia. Fenerbahçe'de yetiştiğim için kendimle gurur duyuyorum. Biliyorum ki benim yerimde olmak isteyen binlerce insan var. Fenerbahçe ile İstanbul'da oynadığımız maçtan önceki hafta yedektim. Sonra hoca beni oynatacağını söyledi. Son yıllarda neredeyse her maçı statta izlediğim Fenerbahçe'ye karşı oynayacaktım. O güne kadar tribünden baktığım için sahada nasıl gözükeceğimi biliyordum ama bir taraftan da merak ediyordum. Bu maça tabii ki özel olarak hazırlandım, çünkü Fenerbahçe etkili silahları olan bir takım. Ancak yine de rahattım çünkü ne yapabileceğimi de çok iyi biliyordum. Sahaya ilk çıktığımda farklı duygular yaşadım. Fenerbahçe taraftarı beni çağırdı. Yanlarına gittim, alkışladım ama heyecandan neredeyse bacaklarıma kramp girecekti. Maç da iyi geçti. Hem puan aldık hem de gol yemedim. Takımımın puan kazanmasında katkım olmasının yanında Fenerbahçe taraftarının önünde iyi bir performans sergilediğime de sevindim. Belki şu an fark edemiyoruz ama kariyerim açısından çok önemli adımlar bunlar. Profesyonel anlamda neredeyse hiç maça çıkmamışken, bir anda 35-40 bin kişinin önüne çıkmak çok önemli. Semih ağabey bir önceki maçta oynamamıştı ama o maçta ilk 11 oynadı. Fenerbahçe'deyken antrenman sonraları yaklaşık bir saat şut çalışması yapardık. Hep de yemeğine, çikolatasına iddialı oynardık. Bir taraftan rakibinin neler yapabileceğini bilmek avantaj ama diğer taraftan da dezavantaj. Çünkü rakibin de senin neler yapabileceğini biliyor. Maçtan önce Semih ağabey bana "Bugün sana gol atacağım" dedi. Ben de "Bugün olmayacak ağabey, başka zamana sakla" cevabını verdim. Nitekim Samsun'da 3-1 kazandığımız maçta da aynısı oldu. Semih ağabey ve Alex yedekti. Maç öncesi sohbet ederken Semih ağabey, "Sonradan girip atacağım" dedi, ben de "Bugün de olmayacak" dedim. Futbolda yeteneklerini sergileyebilmek için rahat olmak çok önemli. Ben de rahat olduğumu düşünüyorum.
Samsun'da 3-1 kazandığınız maçta da Volkan Demirel'le karşılıklı oynadın. O maç nasıl geçti?

Volkan ağabey benim için önemli bir insan. Duruşu, olaylara yaklaşımı ve futbolculuk kariyeri ile örnek aldığım bir insan. Ona karşı oynamak apayrı bir duygu. Maç öncesi düşündüğümde anlayamadım ancak karşıma çıktığında heyecanlandım. Volkan ağabeyin yaklaşımları samimiydi. Benim oynadığımı görünce onun da mutlu olduğunu biliyorum. Ne kadar çok çalıştığımı ve neler istediğimi bildiği için, oynadığımı görünce o da seviniyor. Nitekim maç öncesi Volkan ağabeyin yüzünde onu gördüm.
Son yıllarda birçok kulübümüz yerli kalecileri tercih ediyor ve genç kalecilere şans veriyor. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun?
Evet, eskiden çoğu takımda yabancı kaleciler oynarken şimdi yerli ve genç kaleciler oynuyor. Futbolda hem genç hem de tecrübeli kaleciler isteniyor ama genç bir kalecinin tecrübe kazanması için önce oynaması lâzım. Genç kaleciler olarak bize verilen şansı iyi kullandığımızı düşünüyorum. Yerli ve genç kaleciler başarılı oldukça bir sonraki neslin de önü açılıyor ve daha çok şans veriliyor. Önceden Millî Takım seviyesinde en fazla 2-3 kaleci varken şimdi bu sayı oldukça arttı. Bence kısa bir süre sonra Ümit, A2 ve A Millî Takımlara davet edilen kalecilerin hangisini A Millî Takım kalesine koysanız bir şey fark etmeyecek. Bizim için en önemlisi bu kaliteyi yakalayabilmemiz. Kalecilerdeki değişiklikler fark yaratmamalı.
Ben kendi adıma söylersem, daha eksiklerim var. Ancak bu eksiklerimi giderebilmek ve kendimi geliştirmek için önümde çok önemli bir zaman ve Süper Lig'de oynayabilmek gibi önemli bir fırsat var. Kendimi geliştirmem ve istikrar yakalamam lâzım. Ben Genç Millî Takımlarda da oynadım ama tekrar Millî Takım'a gelmek benim için gurur verici. Burası çok farklı bir ortam, Millî Takım'da oynamak ve kamp yapmak çok güzel bir duygu.
14 kez Genç Millî Takımlarda forma giydin. Millî Takımlara ilk kez Kartalspor'da oynarken çağrıldın. Neler hissettin ilk davet aldığında?

Millî Takım'a ilk çağrılmam çok ilginç oldu. Kartalspor'da oynarken Genç Millî Takımlara oyuncu seçmek için oluşturulan bölge karmasıyla maç yapacaktık. İstanbul takımı olduğumuz için bizimle oynamak istediler. Birçok genç oyuncuda emeği olan rahmetli Fatih Eser Hocamız karma takımının izleyici antrenörlerinden biri ve U17 Millî Takımı'nın antrenörüymüş. Tabii bunları o zaman bilmiyorum. Riva'daki maçta 45 dakika oynadım ama çok iyi bir maç çıkardım. Maç sonrasında beni yanlarına çağırdılar, çok heyecanlandım, titriyorum. Karşımda 5-6 Millî Takım antrenörü bana sorular soruyor. Bu arada benim daha önce bir karma heyecanım olmuştu ama hüsranla sonuçlanmıştı. Bu sefer karma takımda olmamama rağmen Millî Takım'a seçildim. Rahmetli Fatih Eser Hocam beni ilk defa Millî Takım'a çağırdı. Hiç hazırlık maçı oynamamıştım. İlk maçım Avrupa Şampiyonası grup eleme maçıydı. Makedonya'daki grup eleme maçlarında ilk defa millî formayı giydim. Aslında Millî Takım kariyerim de Süper Lig kariyerim gibi olmuştu. Hiç hazırlık maçı yapmadan önemli resmi maçlarla başladı. İlk defa yabancı oyuncuların ve yabancı hakemlerin karşısında oynamıştım. Bu da benim için çok güzel bir heyecan olmuştu.
Gelecekle ilgili hedeflerin neler, kariyer planlamanı nasıl yapıyorsun?

Öncelikle Samsunspor'da kiralık olduğum için sezon sonunda Fenerbahçe'ye döneceğim. Sonrasında neler olacağını bilemiyorum. Oynayabileceğimi hem ben hem de herkes gördü. Öncelikle hedefim çok çalışarak eksiklerimi gidermek ve yine çok çalışarak iyi olduğum yönlerimi daha da geliştirmek. Sadece futbol açısından da değil. Kişilik, karakter ve duruş da çok önemli. Tüm bunları yaptıktan sonra zaten Süper Lig ve Millî Takım seviyesinde, ilk tercih edilen kaleciler arasında olacağıma inanıyorum. Tabii ki benim de A Millî Takım'da ve Avrupa'da oynama hedeflerim var. Ancak bu hedeflere ulaşabilmem için istikrarlı bir şekilde oynamam ve hak etmem gerekiyor. A Millî Takım bana çok uzak değil ama şu an A Millî Takım'ı hak eden başka arkadaşlarımız var. Hak ettiğimde orada olacağımı biliyorum. Önümüzdeki 1-2 sezon kariyerim açısından ne seviyede olacağımı gösterecek. Belki şu an her şey yolunda gidiyor ve üst seviye kaleciler arasındayım ama daha çok çalışıp kalıcı olmam lâzım. Süper Lig'de parmakla gösterilen bir kaleci olmak için çalışacağım. Bunun tam ters örnekleri de var. Gençken kendini gösterip, kendinden söz ettirip şu an nerede olduğunu bile bilmediğimiz oyuncular var. O durumda olmamak için elimden geleni yapacağım. İlerleyen yıllarda geriye dönüp baktığımda pişmanlıklarla dolu bir kariyerim olsun istemiyorum. Mutluluklarla, güzelliklerle dolu olmasını istiyorum. Bence bir iş yapıyorsak, bir mesleğimiz varsa bunu en iyi şekilde yapmalıyız. Futbol bizim için çok büyük bir velinimet. Bu mesleği en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Futbolcuların bir çoğu ekonomik açıdan belli bir seviyenin altında yetişen kişiler. Futbolculuğumuzda ise ülke standartlarının üstünde paralar kazanıyoruz. Nereden geldiğimizi unutmadan işimize sahip çıkmalı ve ona saygı göstermeliyiz. İşimiz sadece saha içi ile de bitmiyor. İnsanlar bizi saha dışındaki davranışlarımızla da izliyor ve örnek alıyor. Bu yüzden, adım atarken insanların benim attığım adımları takip ettiklerini unutmadan hareket etmeye çalışıyorum.
A2 Ligi ile ilgili neler söylemek istersin? Bu ligde çok forma giyen biri olarak faydasını gördün mü?
Özellikle son 2-3 sezondur A2 Ligi'nin cazibesi çok arttı. Fenerbahçe'de A takım kadrosundayken özellikle A2 maçlarında oynamak istiyordum. A takımda kadroya giremediğim zaman maç kondisyonumu geliştirmem adına çok faydasını gördüm.
Galatasaray ile oynadığımız bir A2 Ligi maçında, şimdi Kayserispor'da oynayan Cem Sultan'ın dirseği bir pozisyonda burnuma geldi. Sonradan öğrendim ki burnum kırılmış. Hatta darbe sinirleri sıkıştırmış ve biraz görme kaybı oluşmuştu. Karşılaşmanın 50. dakikasıydı ve 1-0 öndeydik. Takım kaptanıydım, oyunu bırakmak istemedim ve devam ettim. Doksan dakika sonucunda maçı 3-0 kazandık. Maç sonunda görme kaybım devam etti ve hastaneye gittik. Cem Sultan'la talihsiz bir olay yaşamıştık ama kendisi müthiş bir insandır, çok severim. Benim için en zoru ilerleyen maçlarda maskeyle oynamak oldu. Kaleci olarak maskeyle oynamak daha da zor. Bir de maske buhar yapıyor ve sürekli su damlıyor. Hatta bir maçta maskeyi çıkarıp devam etmiştim.
Bundesliga'da gol krallığı yaşayan Gekas'la takım arkadaşı oldun. Gekas Türkiye'ye gelen ilk Yunan futbolcu. Saha içi performansını hepimiz iyi biliyoruz. Saha dışındaki nasıl biri olduğunu anlatır mısın?
Futbolculuk kariyeri ve kalitesi bakımından zaten kendini kanıtlamış bir insan. Çok önemli bir golcü olduğunu takımımıza yaptığı katkılarla da gösterdi. Ayak içine geliyorsa kimseyi üzmüyor, atıyor golü. Biz onun gibi bir golcünün eksikliğini çok hissettik. Topu kale önüne kadar götürüp gol yapamadığımız, çok iyi oynayıp da kazanamadığımız bir çok maç oldu. Gekas'la beraber bu durumun biraz daha önüne geçtik. Daha önce, özellikle Güney Amerikalı olmak üzere birçok yabancı futbolcuyla aynı takımda oynadım ama bir Yunan futbolcuyla ilk defa aynı takımda yer aldım. İlk geldiği günden beri Gekas'ı yabancı bir futbolcu gibi görmedim. Sanki bir Türk gibi. Sadece konuştuğu dil farklı. Onun dışında oturması, kalkması, yemek yiyiş tarzı, hareketleri aynı bizim gibi. Zaten çabuk uyum sağlaması ve başarılı olmasının da nedeni bu bence. Ailesini getirememesine rağmen hiç yabancılık hissetmedi. Geldiği zaman eminim ki o da aramızda hiç fark olmadığını gördü. Çok neşeli ve hep gülen bir insan. Sürekli konuşmayı ve espri yapmayı seviyor. Yaşı bizden fazla olmasına rağmen şakalaşmayı seven, renkli bir kişilik. Hatta sadece sözlü şakaları değil el şakalarını da seviyor. Biri ensene vurup saklanıyorsa veya bir anda arkandan sarılıyorsa bil ki Gekas'tır.

Alex'le ilgili neler söylemek istersin?

Alex'le ilgili söylenecek çok şey var. Herkes Alex'in nasıl bir futbolcu olduğunu çok iyi biliyor. Saha dışındaki yaklaşımları da çok farklı, asıl onlardan bahsetmek isterim. Mesela, nerede espri yapması, nerede ciddi olması gerektiğini çok iyi bilen bir insan. Yıllardır burada oynaması ve kendini kabul ettirmesinde bunun çok büyük bir etken olduğunu düşünüyorum. Daha önce de dediğim gibi iki maçta kadroya girdim Fenerbahçe'deyken. O maçlarda kalede Mert oynayacaktı ve Alex maç konuşmasını Mert'in üzerinden yapmıştı. Bu durum, yedek olmama rağmen, beni bile etkilemiş ve rahatlatmıştı.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=15065

F.Bahçe'nin uzun vadeli planı!

- SPORX ARAŞTIRMA - Yeni sezon öncesi kamp hazırlıklarına başlayan Fenerbahçe; gerek kadro derinliği, gerekse futbolcuların sözleşme bitiş tarihlerine bakılacak olursa, önümüzdeki yıllarda başı çok fazla ağrımayacak gibi duruyor.
Kadroda yer alan futbolcuların çoğunun sözleşmelerinin en az 2 yıl daha sürmesi ve takım iskeletinin bozulmamış olması; Fenerbahçe'nin takım şablonunu oturtması adına önemli bir avantaj oluşturacak.
Fenerbahçe'nin şu anki kadrosunu incelemeye kaleden başlayalım. 

* Volkan Demirel: Sözleşmesinin, Aziz Yıldırım tarafından uzatılacağı zaten deklare edilmişti. Şu anda 2013 Mayıs'ında bitiyor gibi görünen sözleşmesi, 2016'yı da kapsayacak şekilde uzatılacaktır.
* Mert Günok: Kalenin 2 numaralı ismi. Geçtiğimiz ay kendisine gelen onca teklife rağmen, sözleşmesini 2015 Mayıs'ına kadar uzattı. Daha sonrası için de Fenerbahçe taraftarı ona güveniyor.
* Serkan Kırıntılı: Sözleşmesini 2014 Mayıs'ının sonuna kadar uzatan file bekçisi, her takımda olması gereken tipik bir 3. Kaleci. Hem maç tecrübesi var, hem de yedek kalmasını sorun haline getirmiyor. Kupa maçlarında da görev alacaktır.
Yorum: Kısacası Fenerbahçe'de kale emin ellerde. Takımlar henüz 1. kalecisini bile bulmakta zorlanırken, Fenerbahçe maç tecrübesi yaşasın diye Ertuğrul'u Kayserispor'a verdi üstelik. 

Sağ bek pozisyonunda şimdilik 2 isim göze çarpıyor.
* Gökhan Gönül: Fenerbahçe ile bütünleşen isimlerden birisi. Geçtiğimiz ay içerisinde sözleşmesini 2016 Mayıs'ına kadar uzatan başarılı sağ bek, Fenerbahçe'de oldukça mutlu.
* Orhan Şam: Gökhan'ın yer almadığı durumlarda, güvenilebilecek bir yedek. Profesyonelliği neticesinde sürekli olarak kendisini hazır tutması da cabası. Sözleşmesi 2015 Mayıs'ına kadar sürüyor.
Yorum: Sağbekte çok sıkıntı yaşanacak olursa, o bölgeye monte edilecek ilk isim Bekir İrtegün olacaktır. Ayrıca Mehmet Topuz'un, hem Kayseri'deyken , hem de Milli Takım'da zaman zaman sağ bek oynadığını unutmamak gerekir. 

Stoperler forma rekabetinin en yoğun yaşanacağı bölge.
* Bekir İrtegün: Sözleşmesi 2015 Mayıs'ına kadar uzatıldı. Geçen senenin son dönemlerindeki performansı, Gaziantepspor'daki günlerinden bir kesitti adeta. Bu zaman zarfında, taraftarın gözüne de girmeyi başardı. Sağ bek pozisyonuna da destek verebilmesi sebebiyle, sözleşmesinin uzatılması çok yerinde bir hamle.
* Serdar Kesimal: Yaşadığı sakatlık nedeniyle sezon içinde inişli çıkışlı bir grafik çizmiş olsa da, yeni sezon öncesi kamp çalışmalarında kendisini bulacaktır. . Sözleşmesi 2016 Mayıs'ına kadar sürüyor
* Egemen Korkmaz: Fenerbahçe savunmada sertlik gösterebilecek bir savaşçının eksikliğini hissetti geçtiğimiz sezon. Egemen ile hem Lugano misali, hücumlarda da etkili olabiliyor. 2015 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşme yapıldı. .
Yorum: Stoper konusunda önümüzdeki günlerde takviyeler yapılması kaçınılmaz görünüyor. Her ne kadar Orhan, Gençlerbirliği günlerinde stoper görevi de üstlenmiş olsa da, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmek isteyen Fenerbahçe, bu bölgeyi en az 1 isim ile daha takviye etmeli. Yönetim Yobo konusunda defteri kapatmadıklarını belirtiyor. Hem takıma adaptasyon sıkıntısı yaşamayacak olması, hem de hava toplarındaki etkinliği göz önüne alınacak olursa, bonservisinin alınması ya da yeniden kiralanması isabetli bir karar. Futbolcunun da Fenerbahçe'de oynamak için yaptıkları ve bu isteğini belirtmesi, transferde Fenerbahçe'nin lehine.  

Sol bek pozisyonu için de 2 isim öne çıkıyor.
* Hasan Ali Kaldırım: Kayseri'deki forma istikrarını Fenerbahçe'ye de taşıması düşünülen başarılı sol bek, ilk 11'in bir numaralı adayı olarak göze çarpıyor. 2017 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşme yapılması, ona duyulan güvenin de bir göstergesi.
* Özgür Çek: Fenerbahçe altyapısından yetişmiş olan genç sol bek, geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında kadroya katıldı ve 2015 Mayıs'ının sonuna kadar da sözleşme yapıldı. Oyunun hücum yönünü de oynayabilmesi en büyük artısı.
Yorum: Ziegler'den doğan boşluğun Hasan Ali ile doldurulması, önümüzdeki sene yabancı kuralındaki değişikilikleri de göz önüne alacak olursak, tam bir nokta transfer Fenerbahçe için. Bu bölgeye Caner'in de çekilebilecek olması, kadro derinliği açısından önemli. Ayrıca Ziegler defteri de henüz kapanmış değil, yönetim bir sene daha kiralamak istiyor. Juventus buna ikna edilebilirse, neden olmasın?

Sağ açık pozisyonunda ise 3 isim var formaya aday.

* Mehmet Topuz: Son 2 sezonun en istikrarlı isimlerinden birisi. 2013 Mayıs'ında sözleşmesi bitiyor. Mücadeleci yapısı ve uyumu nedeniyle kolay vazgeçilebilecek bir oyuncu değil Mehmet Topuz. Orta sahanın göbeğinde de kullanabilirsiniz, sağ bekte de. ancak kadroya girebilmesi kendi göstereceği performansa bağlı.
* İssiar Dia: Geldiği günden bugüne, kendisinden beklenen patlamayı bir türlü gerçekleştiremedi. Bunda ligimizde oynanan aşırı sert futboldan kaynaklanan sakatlıklar baş rolü oynadı. Ancak yabancı kontenjanında gidilecek olan kısıtlama nedeniyle kadroda düşünülmedi ve şimdi Katar yolunda.
* Dirk Kuyt: Liverpool'dan bu sezon başında transfer edilen efsane, tam bir takım oyuncusu. 2015 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşmesi olan Hollandalı, profesyonelliği ve gol yollarındaki etkisi neticesinde ilk 11'in değişmez ismi olacaktır.
Yorum: Kuyt, bu bölgenin 1 numaralı adayı olacaktır önümüzdeki sezon. Ancak hem sistem değişiklikleri, hem de form grafikleri nedeniyle Mehmet Topuz da mücadelenin içinde kalacaktır. 

Orta sahanın göbeği...

* Selçuk Şahin: Geçen sezon performansı ve sergilediği duruş takdire şâyandı. Onun içindir ki, sözleşmesi bir yıl uzatıldı. Yıllardır kadroda olan Selçuk, güvenilebilir bir takım oyuncusu.
* Cristian Baroni: Geçtiğimiz sezon, Fenerbahçe'ye geldiğinden beri en iyi performans sergilediği sezondu. Ancak dalgalı bir performansa sahip olması, kafalarda soru işareti yaratıyor. 2015 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşmesi devam ediyor.
* Mehmet Topal: Valencia'da kariyerinin en parlak günlerini yaşadı. Kesiciliği ve mücadelesi üst düzeye çıktı. Bunun neticesinde yolu Fenerbahçe ile kesişti. 2016 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşme yapıldı. Yabancı sınırlamasının gerçekleşecek olması nedeniyle, Fenerbahçe'nin en nokta transferi.
* Gökay İravul: Altyasından yetiştiği Fenerbahçe'de geçen sezon birkaç maç forma şansı yakaladı. Kumaşı iyi, ancak maç deneyimi kazanması için kiralandı.
* Salih Uçan: Orta sahanın merkezinde oynuyor ve daha çok topla rahat hareket edebilme ve dripling becerisiyle öne çıkıyor. 2017 Mayıs'ına kadar sözleşme yapıldı. Yumuşak bileklere hakim. Maç tecrübesi için bu sene kiralanabilir.
Yorum: Bu bölgeye bir transfer daha yapılacağı konuşuluyor. Oyunun her 2 yönünde de başarılı olabilen bir oyuncuyu kadrosuna katma çabasında Fenerbahçe. Mehmet Topal'ın forma şansı diğerlerine göre çok daha yüksek, ancak kadrodaki rekabeti artıracak bir deneyimli transfer, Aykut Hoca'yı forma verme konusunda, tatlı bir sıkıntıya sokacaktır. 

Sol açık denince akla…

* Miroslav Stoch: Bir numaralı forma adayı. Taraftarın sevgilisi haline gelen Stoch'un sözleşmesi 2016 Mayıs'ının sonuna kadar uzatıldı.
* Özer Hurmacı: Aykut Kocaman'ın, geçen sezon gereğinden fazla şans verdiği, bir türlü beklenen performansa ulaşamayan genç(!) yetenek. Bu sene son şansı. Göstereceği performansa göre sözleşme teklif edilmeyebilir.
* Caner Erkin: Sol kanatta hem bekte, hem de hücumda kullanılabilecek bir isim. Mücadeleci ve hırslı. 2014 sezonunun sonuna kadar da mukavelesi sürüyor.
Yorum: Sol Kanat Fenerbahçe'nin en sıkıntılı alanlarından biri gibi görünse de, aslında en kolay da doldurulabilecek bölgesi. Stoch performans düşüklüğü yaşarsa Sezer de bu alanda değerlendirilebilir. Caner'in katkısını geçen sezon birçok maçta gördük zaten. 

Ve en çok merak edilen bölge: Alex Bölgesi. 

* Alex De Souza: 31 Mayıs 2013 tarihinde mukavelesi bitiyor gibi görünse de, futbol oynamayı istediği sürece, Fenerbahçe'de kalacaktır. İlerleyen yaşı nedeniyle, yeri geldiğinde sahada, yeri geldiğinde kulübede, yeri geldiğinde ise tribünde olacaktır ama her zaman için, Aykut Kocaman'ın takım içindeki en büyük yardımcısı olduğu gerçeği yadsınamaz. Kocaman, Alex'ten maksimum verim almayı düşünüyor.
* Sezer Öztürk: Malum süreçten oldukça etkilendi ve geçtiğimiz sezon hiç performans gösteremedi. Bundan dolayı da en ufak bir eleştiri ile karşılaşmadı zaten. Bu sene, sezon öncesi kampını en iyi şekilde değerlendirerek, beklenen düzeye ulaşması, hem kendisi, hem de Fenerbahçe adına büyük kazanç olacaktır. 2015 Mayıs'ına kadar da sözleşmesi sürüyor.
* Recep Niyaz: Hem Aykut hoca'nın, hem de takım arkadaşlarının üzerine titrediği genç yeteneğin sözleşmesi Mayıs'13'te bitiyor ancak sezon içinde uzatılacağına dair en ufak bir şüphe yok. Bu sezon, geçen sezonkinden daha fazla forma şansı da bulacaktır.
Yorum: Bu bölge aslında “forvet arkası” diye tabir edilir ancak, Alex buraya adeta kendi adını vermiştir. Bu bölgenin adı Alex bölgesi ve onun dışında başka birinin forma giymesi zor.

Forvet...

* Moussa Sow: 2016 Mayıs'ına kadar Fenerbahçe ile sözleşme imzalayan Senegalli, uyum sorunu yaşadığı sezonda bile, yarım sezonda 12 maçta 7 gol atma başarısını gösterdi. Bu sezon gol sayısını 20'li rakamlara çıkarması hiç de zor görünmüyor.
* Henri Bienvenü: Sözleşmesi 2015 Mayıs'ına kadar süren Bienvenü, mücadeleci yapısı ve top saklayabilmesi nedeniyle forvetteki 2. tercih konumunda. Yabancı kısıtlaması nedeniyle ise teklif gelirse değerlendirilebilmesi de ihtimaller dahilinde.
* Semih Şentürk: Her dönemin tartışılan genç(!) golcüsü. 2014 Mayıs'ının sonuna kadar sözleşmesi sürüyor. Gerekirse sağ açıkta da , Alex bölgesinde de görev alabilir. Ancak forma alabilmesi için fizik gücünü üst seviyeye çekmesi lazım. Yeteneklerini tartışmaya gerek yok ancak kafasını yeniden futbola vermesi gerekiyor.
Yorum: Kuyt'ın da, transferi sonrasında bu bölge oldukça alternatifli bir bölge haline geldi. Kafasını futbola vermiş her oyuncu bu alanda, fırsat buldukça en iyisini yapacaktır. 

Kadrodaki her bir oyuncuyu teker teker inceledikten sonra, tüm kadronun yerleşimine bir kez daha bakacak olursak; Fenerbahçe'nin önümüzdeki 3-4 yılın kadrosunu şekillendirmiş gibi duruyor.
Her mevkideki oyuncular, Türkiye'de kendi alanlarında en iyi 2-3 oyuncudan bir tanesi. Dolayısıyla Aykut Kocaman'ın oluşturmaya çalıştığı takım ve yerleştirmeye çalıştığı mentalite meyvelerini vermeye başladığında; önümüzdeki yıllarda Fenerbahçe adı daha fazla duyulmaya müsait.

Haber - Yasin TUNÇ

Ziyaretçiler