This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Fehmi Mert Günok: "Gelmek değil, kalmak önemli"

01.03.2011
Fehmi Mert Günok: "Gelmek değil, kalmak önemli"
Son yıllarda Türk futboluna ve A Millî Takım'a birçok kaleci kazandıran Fenerbahçe kalesinin yeni veliahdı. Kaleci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş ve kendi kaderi de aynı yönde çizilmiş. Daha henüz yolun başında ama kalitesinin garanti belgesini A Millî Takım kadrosuna seçilerek aldı. Genç kaleci kalıcı olmak adına çok çalıştığını ve bugün ulaştığı noktayı kolay kolay bırakmayacağını söylüyor.
Röportaj: Aydın Güvenir
Ligimizin eski kalecilerinden, Trabzonspor ve İstanbulspor gibi takımlarda da görev yapmış Mahir Günok'un oğlusun. Kaleci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmek senin de yolunu aynı yönde çizdi diyebilir miyiz?
Diyebiliriz ama futbola ilk başladığım yıllarda kaleci olmamda babamın pek bir etkisi yoktu aslında. 7-8 yaşlarındayken babam Kocaelispor'da antrenördü. Babamla birlikte ben de tesislere giderdim. O dönem Kocaelispor'un minik takımıyla 1-2 maça çıktığımı hatırlıyorum, sadece o kadar. Futbola asıl başlamam ise 9 yaşında Fenerbahçe'nin altyapısına girmemle oldu. Daha önce amatörce basketbol oynuyordum ama kader yönümü futbola doğru çizdi. Ancak ne futbolu ne de kaleciliği seçmemde babamın herhangi bir zorlaması vardı.
Bir tesadüfle Fenerbahçe'de
9 yaşındayken Fenerbahçe'nin altyapısına girdiğini söyledin. Baban değilse, o dönem altyapıya girmeni kim sağladı ya da hangi olay vesile oldu?
O dönemde arkadaşlarımla hem futbol hem de basketbol oynuyordum. Bir gün Göztepe'deki bir halı sahada maç yapıyorduk. O zamanlar Fenerbahçe 2000 Derneği'nin başında da Şevket Yılmaz vardı. Kendisi o gün tesadüfen halı sahanın yanındaki araç yıkama istasyonuna arabasını yıkatmaya gelmiş. Arabasının yıkanmasını beklerken de bizim halı saha maçımızı izlemiş ve beni beğenmiş. Maçtan sonra benimle konuşup, "Gel seni Fenerbahçe'ye götüreyim" şeklinde bir teklif yaptı. Ben de hemen teklifini kabul edip, Fenerbahçe altyapısındaki spor okuluna gitmeye başladım. Yaklaşık 1 hafta sonra da bana lisans çıkarttılar ve böylelikle minik takımla antrenmanlara çıkma şansı yakaladım.
Kalecilik kariyerine başladıktan sonra babanın sana ne gibi katkıları oldu?
Babamın özellikle mental anlamda çok desteği oluyor. Kaledeyken ne yapmam gerektiğinden öte, psikolojik bakımdan maça nasıl hazırlanmam ve maçtan sonra kendimi nasıl hissetmem gerektiği gibi konularda bana çok şey öğretip yardımcı oluyor. Bunun dışında Fenerbahçe çok iyi bir altyapıya sahip olduğu için, küçükken çok iyi hocalarla çalışma fırsatı buldum. Örneğin, 14-15 yaşlarından sonra biraz daha profesyonelleşmeye başlayınca altyapıda önce Tayfun Güder, sonra da Yavuz Şimşek'le çalışmaya başladım. Özellikle Yavuz Hoca benim buralara kadar gelmemi sağlamış önemli kişilerden biridir. Oynadığım maçları ise babamla birlikte daha sonra evde izliyoruz. Dediğim gibi, babamın bana saha dışında psikolojik açıdan çok desteği oluyor. Maç anında neler yapmam gerektiğini ise hocalarımın daha iyi bileceğini ve onları dinlemem gerektiğini söylüyor.
Futbola başladığın ve altyapıda yetiştiğin dönemlerde bir idolün var mıydı?
Yaşım ilerlemeye ve profesyonelleşmeye başladıkça, ünlü kalecileri daha yakından izledim. Özellikle son dönemlerde kendi fiziğime yakın kalecileri takip etmeye daha çok özen gösterdim. En çok da Hollandalı Edwin Van der Sar'ı beğendiğim için gerek taktik gerekse teknik bakımdan kendisini yakın takibe aldım. Onun maçlarda nasıl davrandığını, yazılarını, röportajlarını çok yakından inceledim. Yani sadece sahada değil, saha dışında da nasıl biri olduğuna dikkatle baktım. Bu yüzden gelişme dönemimde bir idolüm varsa, onun Van Der Sar olduğunu söyleyebilirim.
Yavuz Şimşek dışında gelişimine katkı sağlayan antrenörler oldu mu?
Yavuz Hocayla A takıma çıkışımdan önceki yıllarda çalışma fırsatım oldu. Özellikle teknik anlamda kaleciliğin getirdiği tüm detayları kendisinden öğrendim. Bunun dışında A takımda bulunduğum 4 sene içerisinde 4 farklı hocayla çalıştım. İlk kez Zico döneminde A takımla birlikte antrenmanlara çıkmaya başladım. Zico zamanında PAF takımıyla maçlara, A takımla da antrenmanlara çıkıyordum. O dönemde şu an A takımın kaleci antrenörü olan Murat Hocamız vardı yine. Onunla bireysel olarak çalışmaya başladım. Aragones döneminde İspanyol kaleci antrenörü Angel Ferez Crespo ile antrenman yapma fırsatım oldu. Bu benim için çok farklı bir deneyimdi. Çünkü özellikle benim boyumdaki bir kaleci için en zor şey çabuk olmak. Crespo bana ve takımdaki diğer kalecilere özellikle çabukluk çalışması yaptırıyordu. Biliyorsunuz, İspanya'da genelde kısa boylu kaleciler var. O yüzden daha çabuk ve hareketli kalecilere sahipler. Crespo da İspanyol ekolünden geldiği için kalecilikte bu özelliğe çok dikkat ediyordu. Kendisinden çabukluk konusunda çok şey öğrendim. Geçen sezon Daum zamanındaki kaleci antrenörümüz Alman Holger Gehrke de bize güç ve dayanıklılık konularında çok idman yaptırıyordu. Yani şu ana kadar çalıştığım her hocanın farklı konularda bana bir şeyler kattığını söyleyebilirim. Bugünkü hocamız Murat Öztürk'le 4 yıl önce A takımla antrenmanlara ilk çıkmaya başladığım zaman çalıştığım ve uzun süredir tanıdığım için özel bir iletişimim var. Ağabey-kardeş gibiyiz. Bireysel çalışmalarımızda bazen kendisine dönüp, "Hocam bu konuda eksikliğim olduğunu hissediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?" diye soruyorum. Kendisi de bana katılıyor ve o konuda çalışmalar yapmaya başlıyoruz. Bazen de o bana eksikliğim bulunan alanları söylüyor. O zaman da o konuların üzerine idmandan sonra ya da idman içerisinde ekstra çalışmalar yapıyoruz. Murat Hoca çalışmayı seven, sürekli bizi izleyen, yeni çalışma sistemlerini takip eden bir antrenör. Bu yüzden kendisiyle çalışmak bizim için önemli bir şans.
Hedefiniz Şükrü Saracoğlu!
En azından bu son döneme kadar Fenerbahçe altyapısından A takıma çok fazla oyuncu çıkmadığını, çıkan oyuncuların da bir-iki isim dışında kalıcı olamadığını görüyoruz. Bu durum altyapıdayken senin gibi genç oyuncuları nasıl etkiliyordu? Altyapıda bulunduğun dönemde geleceğe dair ne gibi hayaller kuruyordun?
Bilindiği üzere Fenerbahçe'nin altyapı tesisleri Dereağzı'nda. Biz de altyapıdayken burada antrenman yapıyorduk. Oradan bakıldığında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı çok net bir şekilde tam olarak gözüküyor. Altyapıdayken kısa süreliğine eğitim vermek amacıyla Hollanda'dan bir ekip gelmişti. O ekip bize eğitim verdiği sürece altyapıdaki tüm oyunculara her gün stadı göstererek, "Hedefiniz orası. Bir gün siz de orada oynayacaksınız" derdi. Onların bu sözünü hiç unutamam. Bu sözü düşünerek ben de Şükrü Saracoğlu'na bakıp hayal kurardım. Açıkçası hiç umutsuzluğa kapılmadım. Çünkü basamakları teker teker çıkmanın her zaman daha doğru ve sağlam olacağını düşünüyorum. 5'er 5'er çıkarsanız bulunduğunuz bölgeden düşmeniz daha kolay olabilir. Ama sabredip, zor olan yoldan çıkarsanız işler daha güzel ilerliyor. Ben tüm kategorilerde teker teker yer alıp oynayarak en sonunda A takıma çıkmaya hak kazandım. Bu yüzden buralara gelmem bana göre çok sağlıklı ve sağlam oldu. Tabii ki daha yolun çok başındayım. Yeni başlıyorum ve öğreneceğim daha çok şey var. Benim gibi altyapı oyuncularına, benim de zamanında yaptığım gibi umutsuzluğa kapılmamalarını tavsiye edebilirim. Çünkü bazen şansın ne zaman geleceği hiç belli olmuyor. Bu sene Aykut Hocamız bana, Okay'a ve Gökay'a bu şansı vererek bunun en iyi örneğini gösterdi aslında. Altyapıdaki oyuncuların bizim bu durumumuzu görerek kendilerini motive etmeleri gerekiyor. Çünkü biz de bu evrelerden geçtik.
Son yıllarda Fenerbahçe'de kalecilik yapmış isimlerin hemen hemen hepsinin yolu A Millî Takım'a uğradı ve burada da çok başarılı oldular. Şu an A Millî Takım Antrenörlerinden Engin İpekoğlu ile Rüştü Reçber ve Volkan Demirel bu konudaki örnek isimler. Sen de şu aralar özellikle Engin Hoca ve Volkan'la çalışma fırsatı buluyorsun. Onların sana verdiği tavsiyeler oluyor mu? Onların yolunda ilerlemek için nelere dikkat ediyorsun?
Volkan ağabeyle zaten Fenerbahçe'nin idmanlarında her gün beraberiz. Kendisine ara sıra takıldığım da oluyor, "Ağabey bırak artık şu kaleyi de ben geçeyim artık" diye (gülüyor). Onların tavsiyeleri her zaman bizi teşvik etme yönünde. Ben de onların sözünü dinliyor ve iyi bir kaleci olmak için çalışmalar yapıyorum. Volkan ağabey benim büyüğüm, ancak sonuçta ben o kaleyi almak için çalışıyorum. Onunla rekabet ediyorum yani. Bunu zaten kendisine de söylüyorum. Ancak o da her zaman belirttiğim gibi beni teşvik ediyor. Bu sene ilk kez A Millî Takım'a seçilerek Engin Hocayla çalışma fırsatım oldu. Ondan da önemli şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Umarım bundan sonra da sözünü ettiğiniz gelenek benimle devam eder ve Fenerbahçe'nin kalesini devraldıktan sonra A Millî Takım'da da başarılı yıllar geçiririm. Kalecilik, insanın oynadıkça kendisini geliştirdiği bir mevki. Ben de oynadıkça tecrübe kazanmak ve varsa eksikliklerimi kapatmak istiyorum. Ama Fenerbahçe gibi kaliteli bir takım ve oyuncularla antrenman yapmak şimdiden tecrübemi oldukça arttırıyor. Onlarla dar alan antrenmanları bile adeta maç zorluğunda geçiyor.
Senin de belirttiğin gibi kaleciliğin diğer mevkilerden farklı olarak bir çeşit usta-çırak ilişkisi var? Bu durum seninle Volkan Demirel arasında nasıl gelişti bugüne kadar?
Volkan ağabey her zaman bize "Beni örnek almayın" der (gülüyor). Bu biraz da işin şakası gerçi. Volkan ağabey bana her zaman maç anında ne yapmam gerektiğini değil de yediğim hatalı gollerden sonra nasıl davranmam gerektiğini anlatır. Bunu da zamanında kendi yaptığı hatalar ve bunlardan çıkardığı derslerden yola çıkarak kazandığı tecrübelerle söyler. Yani "Benim yaptığım gibi yap" demiyor ama kendi yaptığı hatalardan çıkardığı derslere uygun bir durum gelişirse, "Şu şekilde davranman daha doğru "şeklinde uyarılarda bulunuyor.
İlk maçımda 4 gol yemek beni üzdü
Fenerbahçe'de A takımda ilk 11'de sahaya çıktığın ilk maçı ve maç öncesinde neler hissettiğini bizimle paylaşır mısın?
Geçen sezon Ocak ayında Ziraat Türkiye Kupası'nda Antalyaspor'la Antalya'da oynadığımız maç benim A takımla ilk 11'de sahaya çıktığım ilk maçtı. O maçın öncesi sezonun devre arasına rastlıyordu. Biz de Antalya'da kamp yapmıştık. Kampa giderken kaleci antrenörümüze bu maçta oynamayı çok istediğimi söylemiştim. Çünkü hem biz gruptan çıkmayı garantilemiştik hem de kendimi bir resmi maçta sahaya çıkmak için hazır hissediyordum. O da bana bunu değerlendireceğini söylemişti. Ancak maçtan bir gün önce, takım ikinci yarıya hazırlık aşamasında olduğu için kalede Volkan ağabeyin oynayacağını söyledi. Maç sabahı, o gün oynamayacak oyuncularla idman yaptık. Maç saatine doğru Volkan ağabey kasığında bir ağrı olduğunu ve oynayamayacağını hissettiğini teknik heyete bildirdi. Bu gelişme üzerine maça 2 saat kala benim oynamama karar verildi. Hiç beklemediğim için bir anda tabii ki içimde büyük bir heyecan oldu. Sabahki antrenmandan dolayı yorgunluk da var. Hepsi üst üste gelince "Nasıl olacak acaba?" diye düşünmeye başladım açıkçası. Sahaya ısınmak için çıktığımızda heyecanımı yenmiş gibi duruyordum ama maç başlayınca tekrardan heyecana kapıldım. Belki yorgun değildim ama heyecandan dolayı çok yorgun olduğumu, bacaklarımın ağırlaştığını hissettim. O maç da benim açımdan peki iyi geçmedi aslında. 4-3 kaybetmiştik. Benim gollerde yapabileceğim çok bir şey yoktu fakat ilk maçta 4 gol yemek beni üzdü. Ancak daha önceleri yanlış hatırlamıyorsam ya Rüştü ya da Volkan ağabeyin oynadığı maçlarda benim gibi 4 gol yediğini öğrenince içim biraz rahatladı.
Bu sezon da ligde ilk yarıda Antalyaspor, Trabzonspor ve Manisaspor maçlarında forma giydin. Ancak ne şanstır ki, kendi sahanızda oynadığınız Antalyaspor ve Manisaspor maçlarının ikisi de seyircisizdi. Yani ligde şu ana kadar taraftarınla buluşamadın.
Evet, aynen dediğiniz gibi, Antalyaspor ve Manisaspor maçlarında seyirci olmadığı için taraftarlarımızla buluşamadım. Ancak bu sezon devre arasına denk gelen iç sahadaki Gençlerbirliği maçında forma şansı buldum. Ama kupadan elendiğimiz için bu maçta da seyirci sayısı oldukça azdı. Sözün kısası, taraftarımızın önünde dolu tribünlere karşı bir maçta oynamayı iple çekiyorum. Çünkü stadyum dolu, taraftar da coşkulu olunca insanın resmen oynayası geliyor. "O tribünlere bir kendimi gösterebilsem, onları ayağa kaldırabilsem" diyorsunuz içinizden.
Volkan Babacan'ın Kayserispor'a gidişinden sonra takımda ikinci kaleci konumuna geldin. Bu biraz daha ağır bir sorumluluk. Çünkü her an oynayabilecek durumda olman gerekiyor. Örnek olarak ligin ilk haftasında Antalyaspor maçında Volkan'ın sakatlanması sonucu oyuna girmeni gösterebiliriz. Bu durum seni nasıl etkiliyor ve kendini nasıl sürekli hazır tutmaya çalışıyorsun?
Aragones ve Daum dönemlerinde üçüncü kaleci olarak takımda yer almaya başladım. Önceden de dediğim gibi ben teker teker yükselmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Önce ikinci kaleci olacaksınız ki, sonra birinci kaleci olabilesiniz. Ben ilk önce ikinci kaleci olabilmek için gayret ettim. Sonra da Volkan gidince bu sene ikinci kaleciliğe yükseldim. Bu da benim istediğim bir yükselme şekli; teker teker. Çalışmalarımın karşılığını aldım diyebilirim. Bu konuda anlatmak istediğim şey şu; ben çalışarak her zaman, her duruma hazır olmak zorundayım. O yüzden gerek ikinci kaleciliğe, gerekse de birinci kaleciliğe yükseldiğimde her zaman hazır olmak ve bu sorumluluğu taşımak durumundayım. Bunu da herkese göstermek için sabırsızlanıyorum.
A Milli Takım'dan geri dönülmez!
U16 Millî Takımı'ndan beri Genç Millî Takım kadrolarında yer aldın ve sonunda A Millî Takım'a yükselmeyi başardın. O kadroda yer almak seni nasıl etkiledi, neler hissettirdi?
Türkiye-Güney Kore maçı sayesinde A Millî Takım'a ilk kez katılma şansı buldum. Millî Takım'a çağrıldığımı ilk duyduğumda aşırı bir mutluluk yaşadım açıkçası. Millî Takım ortamı da gerçekten çok güzel ve çok farklı. Buraya gelen, bir daha gitmemek için gerçekten elinden gelen her şeyi yapar. Ben de buraları gördükten sonra aynı şekilde çalışmalara devam edip, kendi takımımda da daha çok süre alarak buradan kopmamak için çok çalışacağım. Formasını giymek kısmet olmadı ama Millî Takım'ın antrenmanlarında bile bulunmak gerçekten inanılmaz bir şey.
Henüz çok gençsin ama kariyerinde unutamadığın bir maç var mı?
A takım bazında şimdilik yok, çünkü daha yolun başındayım. PAF takımıyla sahaya çıktığım son maçta tesadüfen Galatasaray'a, ondan öncekinde de Beşiktaş'a karşı oynamıştım. O iki maçta da çok iyi performans göstermiştim. Şimdiye kadar unutamadığım maç deyince onlar aklıma geliyor.
Kariyer planlamanda neler var?
Profesyonel anlamda futbola başladığımdan beri en çok İngiltere Premier Ligi'ni takip etmişimdir. Çok beğendiğim ve sempatimin oldukça fazla olduğu bir lig. Ancak, ileride Fenerbahçe kalesinde çok başarılı olup, taraftarların sevgilisi ve takımın değişilmez bir ismi olmayı becerebilirsem burada sonuna kadar kalmak isterim. Avrupa'ya gitme şansım olursa da İngiltere benim için her zaman hedeftir.
Arkadaşına sırtını dönmeyen tek adam!
Kaleciler genellikle içlerine kapanık, yalnız adamlardır. Maç anında da diğer arkadaşlarına göre hep tek başlarınadırlar aslında. Sen de böyle bir insan mısın?
Hayır, içine kapanık bir insan değilim. Sosyal hayatımda hep insanlara pozitif enerji vermek isteyen bir yapım var. Saha içinde de arkadaşlarımla her zaman diyalog kurmayı, uyarılar yapmayı ihmal etmem. Ama dediğiniz gibi kaleciler yalnız adamlardır. Hatta eskilerin bize bu konuda söylediği bir söz vardır; "Kaleciler hep siyah giyer" derler. Gerçekten dedikleri gibi hep siyah giyermiş eskiden kaleciler. Kara talihli adam şeklinde benzetmeler yapılırmış. Belki eski dönemdeki kaleciler kişilik olarak da öyleydi, bilemiyorum. Ama bizim dönemimizde, kendi adıma konuşmak gerekirse, öyle bir içine kapanıklık olduğunu söyleyemem. Bunun yanı sıra, gene hocalarımızın kalecilerle ilgili bize yaptığı şu benzetmeyi de belirtmeden geçemeyeceğim, "Bir kaleci, saha içerisinde arkadaşlarına sırtını dönmeyen tek adamdır."
Sana göre İstanbul'da yaşayan genç bir oyuncu olmanın zorlukları var mı? Özel hayatında neler yapmayı seversin?
Ben İstanbul'da büyüdüm. Doğduğum sırada babam Karabükspor'un kalesini koruduğu için 1 Mart 1989'da Karabük'te dünyaya gelmişim. Bundan 2 sene sonra babam İstanbulspor'a transfer olmuş. Arada kısa bir Kocaeli geçmişi olsa da o dönemden beri İstanbul'dayım. Şu anda da ailemle birlikte yaşıyorum. İstanbul'a belki dışarıdan gelen, özellikle genç oyuncular alışma sürecinde zorluklar yaşayabilir ama ben İstanbul'da büyüdüğümden, ailemin beni yetiştirme tarzından ve de hâlâ ailemle yaşıyor olmamdan dolayı bir sıkıntı çekmiyorum. Sade bir yaşantım var. Çünkü bu zamanda İstanbul'da tabiri caizse çılgınca yaşarsanız sıkıntı çekebilirsiniz. Buralara elbette herkes bir şekilde gelebilir, ama önemli olan kalıcı olmaktır bana göre. "Zirvede rüzgâr sert eser" diye bir lâf vardır. Ben de o yüzden kalıcı olmak için sade bir hayat yaşamayı tercih ediyorum. Antrenmanlar ve ev arasında gidip geliyorum. Sadece takım arkadaşlarımla beraber topluca çıkarsak bir yerlere giderim. Özel yaşamımda ise futbolla pek ilgilenmiyorum açıkçası. Yakın arkadaşlarım diyebileceğim 2-3 çocukluk arkadaşım var. Onlarla beraber vakit geçiririm genelde. Onlarla birlikteyken futbol dışında her şeyi konuşuruz. Özel hayatıma futbolu sokmamaya özen gösteriyorum.

Mehmet Topal: "Türkiye'de futbol oynamak çok zor"

01.07.2011
Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"

Dardanelspor'dan 4 sezon önce transfer edildiğinde hiç kimse onun bir gün Valencia formasını giyeceğini tahmin edemezdi. Ama o bu süreçte hem Galatasaray'ın hem de Milli Takımımızın banko oyuncuları arasına girmeyi başardı ve sadece İspanya Ligi'nin değil, dünya futbolunun önemli takımlarından birine sıçrama yapmayı başardı. Galatasaray'da edindiği en büyük tecrübenin yedek kaldıktan sonra formasını geri alabilmek olduğunu söylüyor ve yıllardır hayata karşı verdiği mücadelenin pişirdiği kişiliğiyle İspanya serüveninde hiç bir şeyden çekinmediğini anlatıyor.

Röportaj: Türker Tozar / TamSaha

Avrupa'da oynama hayalini daha önce de dile getirmiştin ama hedefinin İngiltere olduğunu söylemiştin. Şimdi rotayı İspanya'ya, Valencia'ya çevirdin. Bu sapmanın nedeni neydi? Valencia tercihinin altında hangi sebepler var?
Avrupa'nın önde gelen 10-15 takımını sırala deseniz, içlerinde Valencia mutlaka yer alır. Kararımda bu etken büyük rol oynadı. Premier Lig'in daha sert ve mücadeleli bir lig olduğu açık ancak İspanya Ligi'ni sevdiğimi de dönem dönem dile getirmiştim. İngiltere ve İspanya Ligi şu an dünyanın en kaliteli ligleri. Şimdilik İngiltere'de oynamak kısmet olmadı ama ileride bu fırsatı yakalayabileceğime inanıyorum.
Valencia'nın seninle ilgilenmesi ve teklif süreci nasıl gelişti? Bize anlatır mısın?
2008 Avrupa Şampiyonası'nda iyi bir performans gösterdikten sonra, büyük takımların bana ilgisi olacağını tahmin ediyordum. O zamanlar Premier Lig'den talibim daha çoktu. Valencia'nın da beni iki senedir takip ettiğini biliyorum. Benim İspanyol ekibine transferim belki de geçen sene bitebilirdi ama yaşadığım şanssız sakatlıktan dolayı geçici bir süre için askıya alındı diyebilirim. Yani Valencia'nın iki senedir beni transfer etmesi söz konusuydu ama bunu ancak geçtiğimiz sezon bitince yapabildiler.
Bildiğimiz kadarıyla Malatya'daki annen senin İstanbul'da bulunmana bile dayanamıyordu. Şimdi İspanya'ya gitmen konusunda ne söylüyor?
Aslında bunu sadece Malatya-İstanbul olarak değerlendirmemek gerekir. Ben çok küçük yaşta evden ayrılıp Çanakkale'ye gittim. Dardanelspor'a geçtiğimde 13-14 yaşlarındaydım. Her annenin evlâdını sevdiği gibi annem de beni çok seviyor. Diğer kardeşlerimi de öyle. Dardanelspor beni istediğinde, annem bir hayli zorluk çıkarmıştı ve evden ayrılmamı istememişti. Hiçbir evlâdından kopmak istemediğini söylemişti bana. Ben de yalvardım, yakardım, yeri geldi gönlünü aldım ve onu ikna ettim. O zaten her zaman beni özlediğini söylüyor ama ben de ekmek paramı futboldan kazanıyorum. Kendi hayatımı kurmam gerektiğinin o da farkında. Ancak her anne gibi o da özlüyor. İspanya'da bulunmama da alışacağını düşünüyorum. Zaten Malatya'da olan anne ve babamın yanına sık sık gidiyordum. Şimdi onları İspanya'ya sıkça getirip götürmeyi planlıyorum.
Hayata karşı güçlü mücadeleler verdim
İspanya'daki başarını, futbol yeteneklerinden önce yurtdışında yaşayabilme dayanıklılığın belirleyecek. Geçmişte İspanya'ya giden oyuncularımızı hatırlarsak, Oktay Derelioğlu, Arif Erdem, Fatih Akyel, İbrahim Kaş çok çabuk geri dönüşler yaşadı. Çünkü uyum sağlayamadılar. Senin bu konuda bir ön çalışman var mı?
Ben bir işe atılmadan önce onun zor taraflarını her zaman düşünürüm. Düşünmeye hiçbir zaman olumsuz taraflarından da başlamam. Hayatımda kaldıramayacağım yükün altına hiçbir zaman girmedim. Belki daha önce başarısız olan ağabeylerimizin durumları o zaman dönmelerini gerektiriyordu. İspanya'ya adapte olamayacağımı düşünsem bu transferi kesinlikle onaylamaz ve Valencia'ya gitmezdim. Hiçbir şeyden çekincem ya da korkum yok. Çocukluğumdan beri ailemden ayrıyım. Hayata karşı çok güçlü mücadeleler verdiğimi düşünüyorum. Amacım Valencia'da iyi maçlar çıkartıp, ülkemi en iyi şekilde İspanya'da temsil edebilmek. Tabii baktığınız zaman bir dil problemi var. Ancak futbolun ortak dili olduğuna inanıyorum. Yine de hedefim kısa süre içerisinde İspanyolca öğrenmek. Böylece ülkedeki insanlarla iletişiminiz ve kültürel adaptasyonunuz kolaylaşıyor. Bunun yanı sıra derdimi anlatabilecek kadar da İngilizce biliyorum. Onu da geliştireceğim.
Bir futbolcunun İspanya'daki yaşamı hakkında en bilgili insan Nihat Kahveci olmalı. Milli Takım kampında da Nihat'la beraberdiniz. İspanya hakkında onunla bir görüşmen oldu mu? Olduysa sana neler anlattı, ne gibi tavsiyelerde bulundu?
Nihat, kendini İspanya Ligi'nde kanıtlamış, Türkiye'nin büyük futbolcularından bir tanesi. Kendisiyle ABD kampında İspanyolca kelimeleri pratik yapmaya başladık bile. Her zaman kendisinin tecrübelerinden kendime dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bana çabuk bir şekilde İspanyolca öğrenmem gerektiğini, böylece orada çok daha rahat edebileceğimi ve kendimi kanıtlamamın çok zaman almayacağını söyledi.
Valencia'da başlangıçta yaşayacağın zorluklar olabilir. Yeni insanların arasına girmek ya da yedek kalmak gibi. Bunlarla başa çıkmak için neler yapmayı planlıyorsun?
Bir profesyonel futbolcu her an her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Dardanelspor'dayken de oynayamadığım zamanlar oldu. Galatasaray'daki ilk dönemlerimde de bazı sıkıntılar çektim. Ama zorluklarla mücadele etmeyi seven bir karakterde olduğum için tüm bunların üstesinden geldim. Muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklıyım. Hiçbir zaman olumsuzluk olacak diye kendimi strese sokacak da değilim. İdmanlarda ve maçlarda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.
İspanya'ya gitmek güzel ama Türkiye'den ve Galatasaray'dan ayrılacak olmanın da hissettirdiği bir şeyler olmalı değil mi?
Galatasaray'daki dört sezonum boyunca takıma katkı yaptığımı düşünüyorum. Gerek saha içinde gerekse saha dışında kulübümü, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Galatasaray'la birlikte Turkcell Süper Lig şampiyonluğunu ve TFF Süper Kupa'yı kazandım. Çok iyi arkadaşlar edindim. Ağabey-kardeş ilişkisinde bulunduğum birçok kişi oldu. Galatasaray'ı üzülerek bırakıyorum. Ama büyük tecrübeler edinmem, futbolumu ve yabancı dilimi geliştirmem açısından tercihimi Valencia'dan yana kullanmak zorundaydım.
Galatasaray'da formayı geri almayı öğrendim
Valencia'ya giden Mehmet Topal, Dardanelspor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal değil. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde elde ettiğin tecrübeler var mutlaka. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde Mehmet Topal'ın üzerine neler eklediğini düşünüyorsun?
Galatasaray'a geldiğim ilk dönemde aradan çok süre geçmeden forma giymeye başladım. Daha sonra belirli bir zaman yedek kaldım. Çünkü şartlar ve ortam onu gerektiriyordu. Sonuçta, alt ligden gelmiş bir futbolcuydum ve bana olan bakış farklıydı. Bazen futbolda, sadece futbolunuzla bir yere gelmeniz mümkün olmayabiliyor. Bu kesinlikle doğru bir anlayış değil. Artık bu tür şeyleri aşmamız gerekiyor. Formayı tekrar giydikten sonra, kötü sonuç alınan bazı maçların ardından fatura bana kesildi. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Yine de Galatasaray'da gerek Türkiye içi gerekse Avrupa kupası maçlarında büyük tecrübeler edindim. Bu sayede kendimi geliştirdim. Bu anlamda, belli bir süre yedek kaldıktan sonra tekrar formayı alabilmek benim için en büyük atılımdı. Bu durum, bence bir futbolcu için verilmesi gereken en zorlu mücadelelerden bir tanesidir. Ben de bu mücadelelerden galip çıktığım için her zaman şükrediyorum.
Söz Galatasaray'a gelmişken, sezon başladığında Galatasaray kâğıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayıydı. Hem sahip olduğu geniş ve kariyerli kadro hem de Rijkaard gibi önemli bir teknik adamla başlangıçta her şey yolunda gitti. Sonrasında ne oldu da Galatasaray bu derece geride kaldı?
Hayatta bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebiliyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, biz sezonu bütün rakiplerimizden önce açtık. Herkesten fazla maç oynadık. Sezona iyi başlangıç yapan takımlar arasında başı çektiğimizi düşünüyorum. Ancak ligin başında rakiplerimizden fazla maç yapmış olmak, sezonun ortasına doğru bizi düşüşe geçirdi. Tüm bunlara rağmen, profesyonel bir futbolcu olarak bunların arkasına saklanmak istemiyorum. Bunları bahane olarak öne sürmeyeceğim. Eğer bir yerde başarı kazanmak istiyorsak, bu tür engelleri de aşmayı bilmeliyiz. Eğer "Başarısızlıkta suçlu kim?" diye soracak olursanız, cevabı başta biz futbolcular olmak üzere tüm camiamızdır. Tüm bunların yanında, şanssız şekilde kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bu etkenler bir araya gelmese, belki de ligi biz şampiyon bitirecektik. Böyle şanssızlıkların bir daha yaşanmaması için, yanlışlarımızdan dersler çıkarmamız gerekiyor.
Bursaspor'un şampiyonluğu Türk futbolu için hangi kapıları açar?
Bursaspor'u can-ı gönülden tebrik etmek istiyorum. Yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi görünen bir şeyi iyi bir teknik heyet ve kaliteli oyuncularla başardılar. Kimsenin beklemediği bir noktaya geldiler. Bursaspor'un bu başarısı, ligin kalitesini ve Anadolu takımlarının kendilerine olan güvenlerini bir kat daha artıracaktır. Avrupa ve dünyada Bursaspor'un şampiyon olmasının çok ses getirdiğini, konuşulduğunu biliyorum. Takım Şampiyonlar Ligi'nde direkt olarak yer alacak. Bu bile başlı başına bir çığır açılması demek.
İki yerli teknik adam, yabancıların azınlıkta, yerlilerin çoğunlukta olduğu kadrolarla iki kupayı da alıp götürdü. Bu durum bizim yabancı oyuncu ve teknik adamlara bakışımızda bir şeyleri değiştirmeli mi sence?
Burada, yerli hocalara ne kadar fırsat verildiği büyük önem taşıyor. Ben, yerli hocalara daha fazla imkân tanınması gerektiği görüşündeyim. Büyük camiaların tercihlerini yerli teknik adamdan yana kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Milli Takım'da yeni bir dönem açıldı. Hiddink gibi önemli ve kariyerli bir teknik adamla yola devam ediyoruz. ABD kampında Hiddink'in senin üzerinde bıraktığı ilk izlenimler neler?

Hocamız, elde ettiği başarılarla ve taktik bilgisiyle kendisini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz ay, ABD'de 12 günlük kampta kendisiyle beraber olduk. Motivasyonumuzu ve konsantrasyonumuzu her zaman en üst düzeyde tutmaya çalışıyor. Oyun disiplinine büyük önem veriyor.

"Türk oyuncusu bire bir iletişimi çok sever, duygusaldır. Yabancı bir teknik adam gelirse o iletişim kaybolur, böylece takımdan yeterli verim alınamaz" diye bir görüş var. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Bu görüşe katılmıyorum. Eğer futbolcu saha içinde kendisine verilen görevi lâyıkıyla yerine getiriyorsa, bu durum zaten tüm olumsuz şartları ortadan kaldırır. Hocayla aynı dili konuşmak şüphesiz bir avantaj. Ancak konuşmamak da büyük bir dezavantaj değil.
Milli Takımımızın 2012 Avrupa Şampiyonası grubundaki şansı hakkında neler söylersin?
Avrupa futbolunun güçlü temsilcilerine karşı oynayacağız. Biz, sadece kendi oynayacağımız maçlara konsantre olmalıyız. Dünya Kupası'na gidemememizin üzüntüsünü unutup kendimizi bu maçlara vermeliyiz. Eylül ayında oynayacağımız Kazakistan ve Belçika maçlarıyla birlikte elemeler başlıyor. Bütün rakiplerimize karşı kendi oyunumuzu kabul ettirirsek, bu gruptan çıkar ve Avrupa Şampiyonası finallerine gideriz.
Rehavete kapılırsak acı çekeriz
Grupta Almanya'nın doğrudan rakibimiz olduğu açık. Ancak Avusturya ve Belçika ile oynanacak maçlar da grubun anahtarı gibi. Ne dersin?
Bu takımlar bizim için birer tehdit unsuru olabilir. Artık dünyada "kötü takım" denebilecek bir ekip kalmadı. Yüzde yüz favori görülen bir takım bile, güçsüz bir rakibe yenilebiliyor. Hele de bu tür Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının farklı bir konsantrasyonla oynandığını düşünürsek, tatsız bir sürpriz yaşamamak için çok dikkatli olmalıyız. Rehavete kapılırsak, acı çekeriz. Tüm rakiplere karşı aynı ciddiyet ve konsantrasyonla oynamalıyız.
Ligimizde genç oyuncular arasında beğendiğin ön liberolar var mı?

Trabzonspor'dan Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan'ı beğeniyorum. Galatasaray'ın Altay'dan aldığı Musa Çağıran'ın da kendini sadece işine vermesi halinde iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Beşiktaş'tan Necip de son zamanlarda iyi bir çıkış yakaladı. Mevkii gereği çok fazla mücadele ediyor.

Kardeşin Ahmet Topal da Galatasaray'da… Onun hakkında neler söylersin?
Henüz 17 yaş altı takımında forma giyiyor. O da benimle aynı pozisyonda oynuyor. Bazen defansif bazen de ofansif orta saha olarak görev alıyor. Yaşı ilerledikçe pozisyonu tam netleşecek. Ben kendisine güveniyorum ve ondan çok şeyler bekliyorum. Kendisinin de yeteneklerinin farkında olduğuna inanıyorum. Yoksa Galatasaray gibi bir takımın altyapısında oynamazdı. A takıma çıkıp düzenli oynayana kadar medya önüne çıkmasını istemiyorum. Gücümün yettiğince onu medyadan uzak tutmaya çalışacağım. Kendisi de zaten bir yerlere gelmeden medyada yer almayı istemeyecek bir karaktere sahip.
Bu ay Dünya Kupası heyecanı başlıyor. Favorin kim?

Keşke Türkiye olsaydı da "Türkiye" diyebilseydim. Dünya Kupası'nın çok çetin mücadelelere sahne olacağını düşünüyorum. Benim favorilerim İspanya, İngiltere, Portekiz, Arjantin ve Brezilya. 2008 Avrupa Şampiyonası deneyimimden biliyorum, böyle turnuvaların ortamı, arkadaşlık ve takımdaşlık duygusu çok farklı oluyor. Sürpriz ekipler de ön plana çıkabilir.

Dünya Kupası'nın yıldızları hangi oyuncular olur?

Ben, az tanınan genç futbolcuların çok iyi maçlar çıkartarak bu Dünya Kupası'nda parlayacağına inanıyorum.
Mehmet Topal: "Türkiyede futbol oynamak çok zor"
Futbol kariyeri boyunca dev adımlarla sıçramayı başaran bir oyuncu o. Önce Dardanelspor'dan gelip Galatasaray'da parladı ve ay-yıldızlı formayı kaptı, ardından da Türk futbolcusu için kâbus gibi görünen bir sınırı aşıp İspanya'nın en önemli takımlarından Valencia'ya transfer yaptı. Nihat dışındaki bütün Türk oyuncuların neredeyse senesini doldurmadan geri döndüğü İspanya'da, Valencia gibi büyük bir takımın banko isimleri arasına girmeyi başardı. Genç oyuncu, Türkiye ve İspanya'daki futbol felsefelerini kıyaslarken, çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Röportaj: Türker Tozar

2010-11 sezonu senin için nasıl geçti İspanya'da? Adaptasyon sorunu yaşadın mı? Takım arkadaşlarının ve hocanın sana yaklaşımı nasıldı ilk başlarda?
Kendi açımdan çok iyi geçtiğini söyleyebilirim. İki ay süren bir sakatlık dönemi dışında hemen hemen tüm maçlarda forma giyme şansı buldum. Sezon başlamadan önceki hedefimiz şampiyonluk, bu olmazsa ligi ilk üç sıra içerisinde bitirmekti. Koyduğumuz hedefe ulaşmayı başardık. Bundan dolayı da mutluyuz. Valencia'ya gittiğim ilk iki ay çok zorluk çektiğimi söyleyebilirim. Fakat hem hocamız hem de takım arkadaşlarım bana çok yardımcı oldu. Hemen hemen her sıkıntımı çözmeye çalıştılar, benimle hep ilgilendiler. Yakaladığım başarıda onların da payı olduğunu düşünüyorum.
Geçmişte İspanya'ya giden Nihat dışındaki Türk oyuncuların önemli bir bölümü ilk sezonlarını tamamlayamadan geri döndü, sense Valencia'da oldukça başarılı bir sezonu tamamladın. Senin İspanya'da tutunmanı sağlayan fark neydi? Sence diğer Türk oyuncular neden çok çabuk geri döndü?
Eşimin benim hayatımda önemli bir yeri var. Her konuda eşimin çok yardımını gördüm. Zorlandığımız konularda birbirimize hep destek oluruz. Benim yaşam felsefem ve karakterimde şu özellik vardır; eğer bir yola çıkarsam, sonunda başarıyı getirmeden o işi kesinlikle bırakmıyorum. Zaman zaman olumsuzluklar, büyük sıkıntılar yaşadık. Bunlar da hayatın içinde olan şeyler. Eşimin desteğiyle İspanya'daki ilk sezonumda zorlukları aştığımı düşünüyorum.
La Liga için dünyanın en teknik ve pas yapılan ligi diyebiliriz. Sen de iki ayağını da kullanabilen, oyunun iki yönünü de oynayabilen bir futbolcusun. Bu özelliklerinin işini kolaylaştırdığını düşünüyor musun bu ligde?
Evet, bu özelliklerimin büyük etkisi oldu. Futbola başladığım ilk dönemlerde, sadece sağ ayağımı kullanıyordum, sol ayağımı neredeyse hiç kullanmıyordum. Çanakkale Dardanelspor'da oynarken hocalarımla yaptığım bir görüşmeden sonra artık sol ayağımı da geliştirmem gerektiğini anladım. Kimse bana bir şey söylemeden bu hisse kapıldım. Bundan sonra da hep sol ayağımı güçlendirmeye yönelik çalışmalar yaptım. Futbolda bir oyuncunun her iki ayağını da kullanabilmesi şüphesiz büyük bir avantaj. Bazı pozisyonlarda pası solla vermeniz gerekirken, sağ ayağınızı kullanmanız zaman kaybına yol açabiliyor. Sizin de söylediğiniz gibi İspanya Ligi hem çok teknik hem de pas oranı çok yüksek. Ben de bu düzene adapte olmaya çalışıyorum. Her gün pas yüzdemi artırmak ve oyun kalitemi yükseltmek için çalışmalar yapmaya gayret ediyorum.
La Liga ile Süper Lig'deki oyun anlayışlarının farkı ortada. Ancak bu ligin farklarını sahada görmüş biri olarak senin bu konu hakkındaki yorumlarını alabilir miyiz?
Öncelikle bütün takımlar futbol oynamaya çalışıyor. Kimse "Defansif bir tertiple sahaya çıkalım" veya "Bugün kapanalım" gibi bir anlayış içerisinde değil. Oyun da çok fazla durmuyor. Sahadaki herkes yaptığı işten zevk almaya çalışıyor. Taraftarlar da eğlenmek için tribünlere geliyor, oyunculara hakaret etmek için değil. Türkiye'de de artık bu konuda bir ilerleme olduğunu ve bazı şeyleri aştığımızı düşünüyorum. Türkiye'de futbol oynamak biraz daha zor diyebilirim. Çünkü bizim ülkemizde oyun daha çok güce dayanıyor. Bizim ligimizde de oyun sık durmasa, herkes futbol oynamaya ve oyundan zevk almaya çalışsa iki ülke futbolu arasında fazla fark kalmaz.
Valencia'da saha içinde ve dışında en iyi anlaştığın oyuncular kim?
Saha içinde bütün takım arkadaşlarınızla iyi anlaşmak zorundasınız çünkü takım olmanın temel faktörü uyumdur. Uyumunuz ne denli yüksekse başarı da o kadar yüksek olur. Takımdaki bütün arkadaşlarımla aram çok iyi. Çoğunlukla akşamları yemeğe çıkıyoruz. Arada tenis oynuyoruz. Benim de artık golf oynamayı öğrenmemi istiyorlar. Bazen de golf oynuyoruz. Bu tür organizasyonlara takım halinde gittiğimiz de oluyor.
Golften zevk aldın mı peki?
İlk defa Valencia'da oynadım. Golf ve tenisin "court tennis" denilen türü İspanya'da oldukça popüler. Takım arkadaşlarım ikisini de inanılmaz iyi oynuyor. Başta onların içinde kendimi kötü hissetim ama yavaş yavaş deneyim kazanıyorum.
İspanya'daki günlerin nasıl geçiyor? Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Türkiye'yi özlediğin oluyor mu?
Valencia orta büyüklükte, güzel bir sahil kenti. Kendi halinde, tatlı bir şehir diyebilirim. İdmanlardan sonra genelde bir saat kadar dinleniyorum, daha sonra yemeğimi yiyorum. Akşamları yemeğe çıkıyoruz. Yazın, kamp olmadığı zamanlarda denize gidiyoruz. Valencia'nın tarihi yerleri de çok meşhur. Ayrıca, dünyanın en iyi hayvanat bahçelerinden bir tanesi de bu kentte. İmkânımız el verdiği müddetçe gezmeye çalışıyoruz.
İki ülkede de önemli ve şampiyonluk hedefinde olan takımlarda forma giydin. Yani iki ülkede de şampiyonluk baskısını az çok yaşadın diyebiliriz. Sana göre iki ülke taraftarının takıma destek ve baskı açısından farkları neler?

Eğer bir yerde başarı beklentisi varsa, destek de en yüksek seviyede olmalı diye düşünüyorum. Türkiye'de büyük kulüplerde oynadığınız zaman, haliyle camianız ve taraftarlarınız sizden her sezonda başarı ve şampiyonluklar bekliyor. Bu anlamda baskı Türkiye'de daha fazla diyebilirim. Yurtdışında takımlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bazen her şey yolunda gitmeyebiliyor. Bu durumda taraftarlar desteklerini esirgemiyor. Herhangi bir kötü yaklaşımları olmuyor. Türkiye'de bazen kimi insanlar bu tür tahriklere kapılabiliyor. Avrupa'da eğer sahada iyi mücadele etmenize rağmen maçı kazanamazsanız, taraftarlarınız sizi alkışlıyor. Örneğin, Villarreal-Valencia derbisi İspanya'da çok önemlidir. Biz maçı 5-0 kazandık ama Villarrealli taraftarlarla futbolcular iç içeydi. Bunun dışında, deplasman maçlarına gidiyorsunuz, rakip takımın taraftarları size hiçbir zaman hakaret veya küfür etmiyor. Hatta yanlarına çağırıp fotoğraf çektirmek istiyorlar. Ligin en son maçında Deportivo ile oynadık. Sonuç olarak, onlara ligde kalmaları için beraberlik bile yetiyordu. Ama biz maçı kazandık ve rakibimiz küme düştü. Maçtan sonra hiçbir sıkıntı yaşamadan stadyumdan ayrıldık. Ne bir kavga ne de gürültü oldu. Aksine, taraftarlar Deportivolu oyuncuları tek tek tribünlere çağırıp alkışladı.

Galatasaray'da oynadığın yıllar futboluna neler kattı? Gerets, Kalli, Rijkaard, Skibbe ve Bülent Korkmaz gibi teknik direktörlerle çalıştın. En iyi performansını hangi hoca ile sergilediğini düşünüyorsun? Hangisinin senin gelişimine ne gibi katkısı oldu?

Bülent Hoca benim çocukluğumdan beri hep saygıyla ve çok severek izlediğim bir futbolcuydu. Çocukken hep onunla oynama hayali kurardım ve onun hırsını, sahadaki mücadelesini örnek alırdım. Galatasaray'da onunla çalışma şansını yakaladım. En başarılı dönemim ise Feldkamp zamanıydı. O sezon hocamız bitime beş hafta kala ayrılmıştı ve göreve Cevat Güler gelmişti. Daha sonra Cevat Hoca ile şampiyonluk geldi, biliyorsunuz. Bülent Hoca da benimle çok ilgilenirdi, üzerime çok düşerdi. Her zaman yaşadığı tecrübeleri bana aktarmaya çalışırdı. Benim için önemli olan hocalardan biri olarak onu sayabilirim.
Unai Emery oldukça genç bir hoca. Valencia onun en önemli deneyimi ve 3 sezondur bu takımda. Futbolculuk döneminde de hemen hemen senin oynadığın mevkide oynamıştı. Emery ile diyalogun nasıl? Kendi futbolculuk deneyimlerini seninle paylaşıyor mu?

Günümüz futbolunda tüm hocalar oyuncularına yardım ediyor ve eksiklerini gidermek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Benim de Emery ile hiçbir sorunum yok. Valencia'ya gittiğim günden beri benimle ilgileniyor. Eğer eksik bir yanımı görürse, onu geliştirmem gerektiğini açıkça söylüyor. Galatasaray'dayken kornerlerde ve duran toplarda hiç ileri çıkmazdım. Geride kalıp defanstaki organizasyonu sağlardım. Ama Valencia'ya gittiğimde, fiziğimden dolayı hocamız benim bu özelliğimi geliştirmem gerektiğini söyledi. Bu nedenle tüm yan top ve frikiklerde beni hücuma gönderdi. Hocamız, sezon sonunda bitecek sözleşmesini uzattı. Bunun da takım üzerinde olumlu bir etkisi olacağına inanıyorum, çünkü takımı çok iyi tanıyan bir kişi. Ben de böyle bir teknik adamla çalıştığım için mutluyum.

İspanya'yı seçtiğim için şanslıyım

2007'de TamSaha'ya verdiğin röportajda "Galatasaraylı Mehmet Topal olarak anılmaya başladıktan sonra da Avrupa'da oynamak amacındayım. Tercih olarak da İngiltere Ligi'nde futbol oynamayı çok isterim" demiştin. Bu sözlerin yola çıkarak İspanya'da oynamaktan mutlu musun? Yoksa aklının bir köşesinde Premier Lig var mı hâlâ?

2008 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra İngiltere'den birçok teklif aldım. Ancak Galatasaray o dönemde benim kalmamı istedi. Ben de bu karara saygı duydum ve mücadele azmimi hiç kaybetmedim. Her zaman en beğendiğim ligin İngiltere olduğunu, arkasından da İspanya'nın geldiğini söylemiştim. Çocukluğumdan beri İngiltere'de oynamayı hayal etmiştim ama şimdi İspanya'ya gitmek kısmet oldu. Burada oynanan futboldan daha fazla zevk alınıyor. İngiltere'de mücadele ön planda ve biraz daha sert bir futbol oynanıyor. Bu yüzden, İspanya seçimini yaptığım için şanslı olduğumu düşünüyorum.
Son yıllara İspanya'da Barcelona hegemonyası olduğunu görüyoruz. Onun peşinde de Real Madrid var. Şampiyonluk yarışı bu iki takımın arasında geçiyor sürekli. Valencia da Sevilla ve Villarreal ile birlikte bu iki takımın arkasında Şampiyonlar Ligi'ne katılabilme yarışı yapıyor. Ama gerek oyun, gerekse de puan olarak bu iki takımın oldukça gerisinde kalıyorlar. Geride bıraktığımız sezonda da bu duruma tanıklık etmiş bir oyuncu olarak bu farkı nasıl değerlendiriyorsun?
Barcelona'nın bu seviyeye gelmesinde Frank Rijkaard'ın çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Şu anda gördüğümüz ekibi aslında onun kurduğunu söyleyebilirim. Hem Barcelona hem de Real Madrid gerçekten çok büyük kulüpler. Bu sene biz Valencia olarak onlara şampiyonluk yolunda epeyce zorluk çıkardık. Ligin ilk beş haftasında lider olduk. Ancak iki takım da çok özel futbolculara sahip. Şahsen artık bazı şeylerin değişmesini çok istiyorum çünkü yıllardan beri ya Barcelona ya da Real Madrid şampiyon oluyor. İlerleyen yıllarda bu iki ekibin yarışına başka takımların katılacağına inanıyorum.
Rijkaard bu denli önemli bir işe imza atmışken, Galatasaray'ın başındayken neden başarıyı yakalayamadı sence?
Rijkaard gibi teknik adamlar Avrupa futbolundan geldikleri için daha sakin kafayla, biraz daha rahat hareket ediyor. Mesela takımı kampa almıyorlar. Ayrıca oyun felsefesini takıma benimsetmesi ve ekibi oluşturması için onlara Avrupa'da daha fazla zaman tanıyorlar. Türkiye'de maalesef bu olmuyor. Camia ve taraftarlar her şeyin bir anda olmasını, başarıların hemen gelmesini istiyor. Rijkaard da birçok kez daha zamana ihtiyacı olduğunu söylüyordu. İstediği bazı oyuncuların transfer edilememesi de kafasındaki oyun sistemini oturtmasını güçleştirdi. Ülkemizde futbol oynamanın da teknik adamlık yapmanın da çok zor olduğunu kabul etmeliyiz. Ben Rijkaard'ın istediği oyuncular alınsaydı ve kendisine daha fazla şans verilseydi başarılı olabilirdi diye düşünüyorum.
Valencia bu farkı kapatmak ve şampiyonluk yarışına ortak olmak için neler yapmalı gelecek sezonlarda? David Villa ve Silva takımdan ayrılmasına rağmen geçen sezona fırtına gibi bir başlangıç yaptınız ancak devamını getiremediniz...

İlk önce çok iyi bir takım kurmanız gerekiyor. Biz lige iyi bir başlangıç yapmıştık ancak hem Şampiyonlar Ligi hem de Kral Kupası ile birlikte haftada 2-3 maçın oynanması takımın performansını bir nebze düşürmüştü. İyi gittiğimiz dönemde üç futbolcumuzun yaşadığı sakatlıklar da bu düşüşü etkileyen bir faktördü. Ben şu anda ekibimizin gelecek sezon da şampiyonluğu kovalayacak kalitede olduğuna inanıyorum. Sezona girerken David Villa ve David Silva'nın transfer olmaları taraftarlarımızın kafasında soru işaretlerine neden olmuştu. Ama biz tüm endişeleri ortadan kaldırdık diye düşünüyorum. Başarılı olmak istiyorsanız bir aile gibi olmalısınız. Biz de bunu sağladık. Eğer bu kadroyu bozmazsak birkaç yıl içinde Barcelona ve Real Madrid ile şampiyonluk yarışı yaparız.

Üç kulvarda mücadele etmenin zorluklarından bahsettin. Sen de biliyorsun ki Türkiye'de oyuncular İspanya'daki kadar çok maça çıkmıyor. A Millî Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink'e, "Türk futbolu nasıl gelişecek?" diye sorulduğunda, şartlardan bir tanesinin "daha fazla maç yapmak" olduğunu söylemişti. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Kesinlikle katılıyorum. Çok doğru bir konuya değindiniz. Futbolumuzun ne kadar çok gelişmesini istiyorsak, maç tempolarını ve sayılarını o derece artırmalıyız. Biz İspanya'da Salı, Cumartesi, Pazartesi maç yapıyoruz. Hafta aralarında Şampiyonlar Ligi ve Kral Kupası karşılaşmalarına çıkıyoruz. Sezon başında iyi yüklemelerimiz oluyor ama sezon içerisinde de bu yüklemeleri maç oynayarak kazandığımızı düşünüyorum. Zaman zaman yorgunluklar veya performans düşüklükleri ister istemez oluyor ama çok maç oynadıkça daha iyi bir takım haline geliyorsunuz. Ayrıca daha da kuvvetli oluyorsunuz.

Mestalla Avrupa'nın en büyük ve atmosferi en yüksek statlarından biri. Bize biraz oradaki maç atmosferinden bahseder misin? Ali Sami Yen mi daha iyiydi yoksa Mestalla mı?

Ali Sami Yen, benim hayatımdaki en önemli statlardan bir tanesiydi. Çünkü 2. Lig'den Süper Lig'e geldiğim zaman ilk Galatasaray deneyimimi orada yaşadım. İnanılmaz bir atmosferi vardı. O günleri hâlâ unutamadım. Valencia'ya da ilk gittiğimde Mestalla beni çok etkilemişti. Saha aşağıda, tribünler biraz daha dikey kalıyor maçı izlerken. Seyircinin en ufak bir kıpırdanması ya da tezahüratı, saha içindeki futbolcuya hemen yansıyor. Bu da çok etkili oluyor.
Ali Sami Yen'in yıkılması için ne diyeceksin?

Ali Sami Yen Stadı, Galatasaray camiasının kalbinde ayrı bir yere sahipti. Orada dünya devleri dize geldi. O stadın atmosferi ve ruhu her zaman bambaşkaydı. Ama futbolda yenilikler olmalı, hatta bu bir zorunluluk. Eski takım arkadaşlarımla konuştuğumda, Türk Telekom Arena'da rakip takımı etkileyen, çok iyi bir atmosfer olduğunu söylüyorlar.

Hamit ve Nuri de artık İspanya'da oynayacak. Onların Real Madrid'e transferini nasıl değerlendiriyorsun?

İkisinin de transferine çok sevindim. Yurtdışında oynayan futbolcularımızın artması lâzım. Gerçi onlar zaten Avrupa'daydı ama şimdi çok daha iyi bir takıma gittiler. Türk futbolcusu dışarıda çok yanlış tanınıyor. İnşallah ikisi de çok başarılı olacaktır. Buna gönülden inanıyorum ve başarıları için iyi dileklerimi üzerlerinden eksik etmeyeceğim.

Millî Takım'a çağrılmayınca çok üzüldüm

Uzun bir aradan sonra A Millî Takım'a dönmeyi başardın. Kadroya çağrılmadığın dönemde İspanya'da ne gibi bir ruh halindeydin?

Millî Takım'a çağrılmadığım zamanlarda çok üzüldüm. Ülkeme faydalı olmayı, elde edilecek başarıya katkı sağlamayı istiyordum. İspanya'da benim Millî Takım'da oynadığımı biliyorlar ve 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan tanıyorlar. Takım arkadaşlarım, aday kadro açıklandığında ismim yer almayınca üzüntümü görüp beni teselli etmeye çalışıyorlardı. Hocamız da performansımı artırmam için bu sıkıntıyı atlatmam gerektiğini, daha çok çalışıp önüme bakmak zorunda olduğumu söylüyordu. Ben de karakter olarak bu yapıya sahip olduğum için hep işime baktım. Çağrılıp çağrılmamak Millî Takım teknik heyetinin kararıdır. Ben, her Türk futbolcusu gibi Millî Takım'a gelebilmek için çalışmaya devam edeceğim.

Millî Takımımızın Euro 2012 yolculuğunu nasıl değerlendiriyorsun?
Belçika maçında aldığımız beraberlik bize avantaj sağladı. Maçtan önce "Yenemiyorsak, yenilmeyeceğiz" demiştik. Şu anda iyi bir takıma sahip olduğumuzu biliyoruz. Bundan sonra kalan bütün maçlara galibiyet için çıkacağız.

Neden Türkiye hep beklenmedik maçlarda puan kaybediyor sence? 2010 Dünya Kupası elemelerinde Estonya, 2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Azerbaycan maçları var… Rakibi küçümsüyor muyuz?

Millî Takım'da bulunduğum süreçten itibaren söyleyebilirim ki, kesinlikle böyle bir düşünce yok. Hiçbir zaman rakiplerimizi küçümsemedik. Zaten bunu yapmak son derece yanlış olur. Bazen saha içerisinde konsantrasyonumuzu kaybedebiliyoruz. Artık küçük takım, kolay takım gibi sınıflamaların ortadan kalktığını düşünüyorum. Her takım her takımı yenebiliyor. Maç günü faktörleri büyük önem taşıyor. Konsantrasyon, şans, galibiyeti isteme gibi… Biz ülke olarak bunun acısını çok çektik. Bu acılardan da dersler çıkardık ve önümüzdeki maçlarda tekrarının yaşanmaması için çalışacağız.

Messi inanılmaz bir oyuncu

Sana göre La Liga'nın en iyi oyuncusu ve en iyi orta saha oyuncusu kim?

En iyi oyuncu Messi diyeceğim ve klasik olacak ama o gerçekten inanılmaz. Allah ona çok özel bir yetenek vermiş. Başka sözlerle ifade etmeye çalışıyorum ama diğer türlüsü de ona haksızlık olur. En iyi orta saha oyuncusu da Barcelona'dan Xavi diyorum.

La Liga'da orta sahada en çok hangi takıma ve kime karşı oynamakta zorlandın geçen sezon?

Barcelona'ya karşı çok iyi maçlar çıkardık. Deplasmanda 1-0 öne geçtik ve 2-3 tane yüzde yüz gol pozisyonunu kaçırdık. Onları değerlendirsek oradan galibiyetle çıkabilirdik ama olmadı. Valencia'daki maçta üstünlüğümüz vardı ama bir yan toptan gol yedik. Real Madrid bizi çok zorlamıştı. Aslında bütün maçlar zor geçiyor. Hele de deplasman maçları. Ev sahibi takımlar hem tempo hem de stadyum atmosferiyle sizi hâkimiyeti altına alabiliyor.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=12938

Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"



05.06.2010
"Babamdan gizli futbolcu oldum "
Mehmet Topal: "Hiçbir şeyden korkum yok…"

Dardanelspor'dan 4 sezon önce transfer edildiğinde hiç kimse onun bir gün Valencia formasını giyeceğini tahmin edemezdi. Ama o bu süreçte hem Galatasaray'ın hem de Milli Takımımızın banko oyuncuları arasına girmeyi başardı ve sadece İspanya Ligi'nin değil, dünya futbolunun önemli takımlarından birine sıçrama yapmayı başardı. Galatasaray'da edindiği en büyük tecrübenin yedek kaldıktan sonra formasını geri alabilmek olduğunu söylüyor ve yıllardır hayata karşı verdiği mücadelenin pişirdiği kişiliğiyle İspanya serüveninde hiç bir şeyden çekinmediğini anlatıyor.

Röportaj: Türker Tozar / TamSaha

Avrupa'da oynama hayalini daha önce de dile getirmiştin ama hedefinin İngiltere olduğunu söylemiştin. Şimdi rotayı İspanya'ya, Valencia'ya çevirdin. Bu sapmanın nedeni neydi? Valencia tercihinin altında hangi sebepler var?
Avrupa'nın önde gelen 10-15 takımını sırala deseniz, içlerinde Valencia mutlaka yer alır. Kararımda bu etken büyük rol oynadı. Premier Lig'in daha sert ve mücadeleli bir lig olduğu açık ancak İspanya Ligi'ni sevdiğimi de dönem dönem dile getirmiştim. İngiltere ve İspanya Ligi şu an dünyanın en kaliteli ligleri. Şimdilik İngiltere'de oynamak kısmet olmadı ama ileride bu fırsatı yakalayabileceğime inanıyorum.
Valencia'nın seninle ilgilenmesi ve teklif süreci nasıl gelişti? Bize anlatır mısın?
2008 Avrupa Şampiyonası'nda iyi bir performans gösterdikten sonra, büyük takımların bana ilgisi olacağını tahmin ediyordum. O zamanlar Premier Lig'den talibim daha çoktu. Valencia'nın da beni iki senedir takip ettiğini biliyorum. Benim İspanyol ekibine transferim belki de geçen sene bitebilirdi ama yaşadığım şanssız sakatlıktan dolayı geçici bir süre için askıya alındı diyebilirim. Yani Valencia'nın iki senedir beni transfer etmesi söz konusuydu ama bunu ancak geçtiğimiz sezon bitince yapabildiler.
Bildiğimiz kadarıyla Malatya'daki annen senin İstanbul'da bulunmana bile dayanamıyordu. Şimdi İspanya'ya gitmen konusunda ne söylüyor?
Aslında bunu sadece Malatya-İstanbul olarak değerlendirmemek gerekir. Ben çok küçük yaşta evden ayrılıp Çanakkale'ye gittim. Dardanelspor'a geçtiğimde 13-14 yaşlarındaydım. Her annenin evlâdını sevdiği gibi annem de beni çok seviyor. Diğer kardeşlerimi de öyle. Dardanelspor beni istediğinde, annem bir hayli zorluk çıkarmıştı ve evden ayrılmamı istememişti. Hiçbir evlâdından kopmak istemediğini söylemişti bana. Ben de yalvardım, yakardım, yeri geldi gönlünü aldım ve onu ikna ettim. O zaten her zaman beni özlediğini söylüyor ama ben de ekmek paramı futboldan kazanıyorum. Kendi hayatımı kurmam gerektiğinin o da farkında. Ancak her anne gibi o da özlüyor. İspanya'da bulunmama da alışacağını düşünüyorum. Zaten Malatya'da olan anne ve babamın yanına sık sık gidiyordum. Şimdi onları İspanya'ya sıkça getirip götürmeyi planlıyorum.
Hayata karşı güçlü mücadeleler verdim
İspanya'daki başarını, futbol yeteneklerinden önce yurtdışında yaşayabilme dayanıklılığın belirleyecek. Geçmişte İspanya'ya giden oyuncularımızı hatırlarsak, Oktay Derelioğlu, Arif Erdem, Fatih Akyel, İbrahim Kaş çok çabuk geri dönüşler yaşadı. Çünkü uyum sağlayamadılar. Senin bu konuda bir ön çalışman var mı?
Ben bir işe atılmadan önce onun zor taraflarını her zaman düşünürüm. Düşünmeye hiçbir zaman olumsuz taraflarından da başlamam. Hayatımda kaldıramayacağım yükün altına hiçbir zaman girmedim. Belki daha önce başarısız olan ağabeylerimizin durumları o zaman dönmelerini gerektiriyordu. İspanya'ya adapte olamayacağımı düşünsem bu transferi kesinlikle onaylamaz ve Valencia'ya gitmezdim. Hiçbir şeyden çekincem ya da korkum yok. Çocukluğumdan beri ailemden ayrıyım. Hayata karşı çok güçlü mücadeleler verdiğimi düşünüyorum. Amacım Valencia'da iyi maçlar çıkartıp, ülkemi en iyi şekilde İspanya'da temsil edebilmek. Tabii baktığınız zaman bir dil problemi var. Ancak futbolun ortak dili olduğuna inanıyorum. Yine de hedefim kısa süre içerisinde İspanyolca öğrenmek. Böylece ülkedeki insanlarla iletişiminiz ve kültürel adaptasyonunuz kolaylaşıyor. Bunun yanı sıra derdimi anlatabilecek kadar da İngilizce biliyorum. Onu da geliştireceğim.
Bir futbolcunun İspanya'daki yaşamı hakkında en bilgili insan Nihat Kahveci olmalı. Milli Takım kampında da Nihat'la beraberdiniz. İspanya hakkında onunla bir görüşmen oldu mu? Olduysa sana neler anlattı, ne gibi tavsiyelerde bulundu?
Nihat, kendini İspanya Ligi'nde kanıtlamış, Türkiye'nin büyük futbolcularından bir tanesi. Kendisiyle ABD kampında İspanyolca kelimeleri pratik yapmaya başladık bile. Her zaman kendisinin tecrübelerinden kendime dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bana çabuk bir şekilde İspanyolca öğrenmem gerektiğini, böylece orada çok daha rahat edebileceğimi ve kendimi kanıtlamamın çok zaman almayacağını söyledi.
Valencia'da başlangıçta yaşayacağın zorluklar olabilir. Yeni insanların arasına girmek ya da yedek kalmak gibi. Bunlarla başa çıkmak için neler yapmayı planlıyorsun?
Bir profesyonel futbolcu her an her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Dardanelspor'dayken de oynayamadığım zamanlar oldu. Galatasaray'daki ilk dönemlerimde de bazı sıkıntılar çektim. Ama zorluklarla mücadele etmeyi seven bir karakterde olduğum için tüm bunların üstesinden geldim. Muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklıyım. Hiçbir zaman olumsuzluk olacak diye kendimi strese sokacak da değilim. İdmanlarda ve maçlarda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.
İspanya'ya gitmek güzel ama Türkiye'den ve Galatasaray'dan ayrılacak olmanın da hissettirdiği bir şeyler olmalı değil mi?
Galatasaray'daki dört sezonum boyunca takıma katkı yaptığımı düşünüyorum. Gerek saha içinde gerekse saha dışında kulübümü, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Galatasaray'la birlikte Turkcell Süper Lig şampiyonluğunu ve TFF Süper Kupa'yı kazandım. Çok iyi arkadaşlar edindim. Ağabey-kardeş ilişkisinde bulunduğum birçok kişi oldu. Galatasaray'ı üzülerek bırakıyorum. Ama büyük tecrübeler edinmem, futbolumu ve yabancı dilimi geliştirmem açısından tercihimi Valencia'dan yana kullanmak zorundaydım.
Galatasaray'da formayı geri almayı öğrendim
Valencia'ya giden Mehmet Topal, Dardanelspor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal değil. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde elde ettiğin tecrübeler var mutlaka. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde Mehmet Topal'ın üzerine neler eklediğini düşünüyorsun?
Galatasaray'a geldiğim ilk dönemde aradan çok süre geçmeden forma giymeye başladım. Daha sonra belirli bir zaman yedek kaldım. Çünkü şartlar ve ortam onu gerektiriyordu. Sonuçta, alt ligden gelmiş bir futbolcuydum ve bana olan bakış farklıydı. Bazen futbolda, sadece futbolunuzla bir yere gelmeniz mümkün olmayabiliyor. Bu kesinlikle doğru bir anlayış değil. Artık bu tür şeyleri aşmamız gerekiyor. Formayı tekrar giydikten sonra, kötü sonuç alınan bazı maçların ardından fatura bana kesildi. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Yine de Galatasaray'da gerek Türkiye içi gerekse Avrupa kupası maçlarında büyük tecrübeler edindim. Bu sayede kendimi geliştirdim. Bu anlamda, belli bir süre yedek kaldıktan sonra tekrar formayı alabilmek benim için en büyük atılımdı. Bu durum, bence bir futbolcu için verilmesi gereken en zorlu mücadelelerden bir tanesidir. Ben de bu mücadelelerden galip çıktığım için her zaman şükrediyorum.
Söz Galatasaray'a gelmişken, sezon başladığında Galatasaray kâğıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayıydı. Hem sahip olduğu geniş ve kariyerli kadro hem de Rijkaard gibi önemli bir teknik adamla başlangıçta her şey yolunda gitti. Sonrasında ne oldu da Galatasaray bu derece geride kaldı?
Hayatta bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebiliyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, biz sezonu bütün rakiplerimizden önce açtık. Herkesten fazla maç oynadık. Sezona iyi başlangıç yapan takımlar arasında başı çektiğimizi düşünüyorum. Ancak ligin başında rakiplerimizden fazla maç yapmış olmak, sezonun ortasına doğru bizi düşüşe geçirdi. Tüm bunlara rağmen, profesyonel bir futbolcu olarak bunların arkasına saklanmak istemiyorum. Bunları bahane olarak öne sürmeyeceğim. Eğer bir yerde başarı kazanmak istiyorsak, bu tür engelleri de aşmayı bilmeliyiz. Eğer "Başarısızlıkta suçlu kim?" diye soracak olursanız, cevabı başta biz futbolcular olmak üzere tüm camiamızdır. Tüm bunların yanında, şanssız şekilde kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bu etkenler bir araya gelmese, belki de ligi biz şampiyon bitirecektik. Böyle şanssızlıkların bir daha yaşanmaması için, yanlışlarımızdan dersler çıkarmamız gerekiyor.
Bursaspor'un şampiyonluğu Türk futbolu için hangi kapıları açar?
Bursaspor'u can-ı gönülden tebrik etmek istiyorum. Yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi görünen bir şeyi iyi bir teknik heyet ve kaliteli oyuncularla başardılar. Kimsenin beklemediği bir noktaya geldiler. Bursaspor'un bu başarısı, ligin kalitesini ve Anadolu takımlarının kendilerine olan güvenlerini bir kat daha artıracaktır. Avrupa ve dünyada Bursaspor'un şampiyon olmasının çok ses getirdiğini, konuşulduğunu biliyorum. Takım Şampiyonlar Ligi'nde direkt olarak yer alacak. Bu bile başlı başına bir çığır açılması demek.
İki yerli teknik adam, yabancıların azınlıkta, yerlilerin çoğunlukta olduğu kadrolarla iki kupayı da alıp götürdü. Bu durum bizim yabancı oyuncu ve teknik adamlara bakışımızda bir şeyleri değiştirmeli mi sence?
Burada, yerli hocalara ne kadar fırsat verildiği büyük önem taşıyor. Ben, yerli hocalara daha fazla imkân tanınması gerektiği görüşündeyim. Büyük camiaların tercihlerini yerli teknik adamdan yana kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Milli Takım'da yeni bir dönem açıldı. Hiddink gibi önemli ve kariyerli bir teknik adamla yola devam ediyoruz. ABD kampında Hiddink'in senin üzerinde bıraktığı ilk izlenimler neler?

Hocamız, elde ettiği başarılarla ve taktik bilgisiyle kendisini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz ay, ABD'de 12 günlük kampta kendisiyle beraber olduk. Motivasyonumuzu ve konsantrasyonumuzu her zaman en üst düzeyde tutmaya çalışıyor. Oyun disiplinine büyük önem veriyor.

"Türk oyuncusu bire bir iletişimi çok sever, duygusaldır. Yabancı bir teknik adam gelirse o iletişim kaybolur, böylece takımdan yeterli verim alınamaz" diye bir görüş var. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Bu görüşe katılmıyorum. Eğer futbolcu saha içinde kendisine verilen görevi lâyıkıyla yerine getiriyorsa, bu durum zaten tüm olumsuz şartları ortadan kaldırır. Hocayla aynı dili konuşmak şüphesiz bir avantaj. Ancak konuşmamak da büyük bir dezavantaj değil.
Milli Takımımızın 2012 Avrupa Şampiyonası grubundaki şansı hakkında neler söylersin?
Avrupa futbolunun güçlü temsilcilerine karşı oynayacağız. Biz, sadece kendi oynayacağımız maçlara konsantre olmalıyız. Dünya Kupası'na gidemememizin üzüntüsünü unutup kendimizi bu maçlara vermeliyiz. Eylül ayında oynayacağımız Kazakistan ve Belçika maçlarıyla birlikte elemeler başlıyor. Bütün rakiplerimize karşı kendi oyunumuzu kabul ettirirsek, bu gruptan çıkar ve Avrupa Şampiyonası finallerine gideriz.
Rehavete kapılırsak acı çekeriz
Grupta Almanya'nın doğrudan rakibimiz olduğu açık. Ancak Avusturya ve Belçika ile oynanacak maçlar da grubun anahtarı gibi. Ne dersin?
Bu takımlar bizim için birer tehdit unsuru olabilir. Artık dünyada "kötü takım" denebilecek bir ekip kalmadı. Yüzde yüz favori görülen bir takım bile, güçsüz bir rakibe yenilebiliyor. Hele de bu tür Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının farklı bir konsantrasyonla oynandığını düşünürsek, tatsız bir sürpriz yaşamamak için çok dikkatli olmalıyız. Rehavete kapılırsak, acı çekeriz. Tüm rakiplere karşı aynı ciddiyet ve konsantrasyonla oynamalıyız.
Ligimizde genç oyuncular arasında beğendiğin ön liberolar var mı?

Trabzonspor'dan Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan'ı beğeniyorum. Galatasaray'ın Altay'dan aldığı Musa Çağıran'ın da kendini sadece işine vermesi halinde iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Beşiktaş'tan Necip de son zamanlarda iyi bir çıkış yakaladı. Mevkii gereği çok fazla mücadele ediyor.

Kardeşin Ahmet Topal da Galatasaray'da… Onun hakkında neler söylersin?
Henüz 17 yaş altı takımında forma giyiyor. O da benimle aynı pozisyonda oynuyor. Bazen defansif bazen de ofansif orta saha olarak görev alıyor. Yaşı ilerledikçe pozisyonu tam netleşecek. Ben kendisine güveniyorum ve ondan çok şeyler bekliyorum. Kendisinin de yeteneklerinin farkında olduğuna inanıyorum. Yoksa Galatasaray gibi bir takımın altyapısında oynamazdı. A takıma çıkıp düzenli oynayana kadar medya önüne çıkmasını istemiyorum. Gücümün yettiğince onu medyadan uzak tutmaya çalışacağım. Kendisi de zaten bir yerlere gelmeden medyada yer almayı istemeyecek bir karaktere sahip.
Bu ay Dünya Kupası heyecanı başlıyor. Favorin kim?

Keşke Türkiye olsaydı da "Türkiye" diyebilseydim. Dünya Kupası'nın çok çetin mücadelelere sahne olacağını düşünüyorum. Benim favorilerim İspanya, İngiltere, Portekiz, Arjantin ve Brezilya. 2008 Avrupa Şampiyonası deneyimimden biliyorum, böyle turnuvaların ortamı, arkadaşlık ve takımdaşlık duygusu çok farklı oluyor. Sürpriz ekipler de ön plana çıkabilir.

Dünya Kupası'nın yıldızları hangi oyuncular olur?

Ben, az tanınan genç futbolcuların çok iyi maçlar çıkartarak bu Dünya Kupası'nda parlayacağına inanıyorum.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=10165

"Babamdan gizli futbolcu oldum "



30.04.2007
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=1205
"Babamdan gizli futbolcu oldum "
 Malatyalı 9 çocuklu bir ailenin oğlu Mehmet Topal. Sezon başında Dardanelspor'dan Galatasaray'a geldi. Sarı-kırmızılı formayı sürekli giyemese de Ümit Milli Takım'ın vazgeçilmez oyuncusu oldu. Malatya'da yaşadığı dönemde hedeflerini büyük tuttuğunu ve bu noktaya geleceğini bildiğini söylüyor. Zaten babasından habersiz futbolcu olması, 16 yaşında Dardanelspor'a giderken annesini ikna etmek için uzun süre dil dökmesi, içindeki futbol sevgisini ve bir gün iyi bir oyuncu mertebesine yükseleceğine olan inancını ortaya koyuyor.

Futbolla tanışma hikâyenden, bu işe nasıl adım attığından başlayalım istersen.

3 Mart 1986 Malatya doğumluyum. Futbola da Malatya Belediyespor'da başladım. Kendimi bildim bileli futbolla haşır-neşirdim ve okul takımında oynuyordum. Beden Eğitimi öğretmenimiz Ahmet Açıkgöz Malatya Belediyespor'un eski futbolcusuydu. Onun tavsiyesiyle bir arkadaşımla birlikte seçmelere gittim. 10-15 dakika içinde arkadaşım, 5 dakika sonra da ben seçildim. O dönemde 38 numara ayakkabı giyiyordum ama bana ait bir futbol ayakkabım olmadığı için 43 numara ayakkabıyla denenmiştim.

Ailen bu konuda sana yardımcı olmamış mıydı?

Babam futbol oynamamı istemiyordu. Çünkü o günkü ortamda futbolcu olacağıma inanmıyordu. Futbol oynamama kızıyor ve boşuna vakit harcadığımı düşünüp "Okumana bak" diyordu. Seçmelere de ondan gizli gitmiştim. Takıma seçildiğimden de 3 ay kadar sonra haberi oldu.

Peki, baban şimdi de düşünüyor bu konuda?

Bazen o günleri hatırlatıyorum ama espriyle karışık lafı değiştiriyor ve "Yok öyle bir şey, ben sana hiçbir zaman futbolcu olma dememiştim" diyor. Aslında o dönemde futbolcu olmama karşı çıkmasına rağmen benim isteklerime çok da engel olmamıştı. Kendi yolumu çizmem konusunda beni serbest bırakmıştı. Sonuçta bazen babamdan izin alarak, bazen de gizli gizli 7 sezon Malatya Belediyespor'da oynadım ve 16 yaşımda Çanakkale Dardanelspor'a transfer oldum.

Annemi çok zor ikna ettim

O yaşta bir çocuğun ailesinden kopması kolay olmasa gerek. Neler hissettin baba ocağından ayrılırken? Ailen nasıl izin verdi bu ayrılığa?

Başlangıçta ailemden kopmak istemiyordum. Yaşım küçük olduğu için annemin de noterden muvafakatname vermesi gerekiyordu. Ancak annem buna yanaşmıyordu. İkna edebilmek için uzun süre dil döktüm, "Anacığım, izin vermek zorundasın, bu iş tüm ailemizin hayatını etkileyecek bir ekmek mücadelesi" dedim. Nihayet kabul etti ve onun da rızasını alarak Dardanelspor'a gittim.

Annen şimdi mutlu mu senin futbolcu olmandan?

Annemin bana olan özlemi halen sürüyor. Malatya'da yaşıyorlar ve ben senede ancak iki-üç defa yanlarına gidebiliyorum. Annem "Oğlum bırak bu işi yanıma gel" demekten hiç vazgeçmedi. Futbolu bırakıp Malatya'ya dönsem çok mutlu olacak.

Henüz 16 yaşındayken Dardanelspor seni Malatya Belediyespor'da nasıl buldu?

Erol Keretli ve Nahit Güzel beni buldu. Onlarla halen görüşüyorum. Bir-iki gün iznim olduğu zaman Çanakkale'ye gidiyorum. Orasını da ikinci memleketim gibi görüyorum.

Peki, sen Malatya Belediyespor'da oynadığın dönemlerde bir gün gelip de Galatasaray formasını giyeceğini düşünüyor muydun?

Çocuk yaşımdan beri hedeflerimi büyük koymuştum. Çünkü kendimi aileme bakmakla da yükümlü hissediyordum.

Niye öyle düşünüyordun? Sen ailenin en büyük çocuğu musun?

Dokuz kardeşiz. Önümde iki ağabeyim var. Ama ben yine de ailemin sorumluluğunu çocuk yaştan itibaren kendi üzerimde gördüm. Futbolcu olduğumda iyi para kazanırım ve aileme daha iyi şartlar sağlarım diye düşünüyordum. Şu anda babamın da ağabeylerimin de durumları gayet iyi ve bana ihtiyaçları yok. Ama yine de onlara destek vermek beni mutlu ediyor. Tabii onların da bana desteği sonsuz.

Yani sen daha en başından Galatasaray'da oynamayı kafana koymuştun.

Evet, hedeflerimi hep büyük tuttum ve hiçbir zaman ciddiyetsizliğe düşmedim.

Üç büyük kulüpten de teklif aldım

Dardanelspor'da oynarken Galatasaray'ın teklifini aldığında neler düşündün?

Dardanelspor'da altyapıda üç, A takımda da iki sezon oynadım. A takımdaki ikinci sezonumda form grafiğim oldukça yükselmişti ve Süper Lig takımlarından teklifler alıyordum. Bu teklifler motivasyonumu iyice yükseltiyordu. Bu sezonun başında Fenerbahçe, Beşiktaş ve Vestel Manisaspor da beni istiyordu. Başkanımız "Hangi takımı tercih edersin?" diye sorduğunda "Kulübümüz ve benim için hangisi hayırlıysa o olsun" cevabını verdim. Ancak transferin son günü geldiğinde ortada halen bir şey yoktu. Oda arkadaşım Kazım'la yemeğe çıkmıştık. Ona "Senin kahrını bir sene daha çekeceğim" diye takıldım. Bu konuşmadan 5-10 dakika sonra Galatasaray'dan aradılar ve "Transferin bitti, otobüse atla gel" dediler.

Üç büyük takım da sana talip olmuş. Son gün Galatasaray transferini çözdüğü için Florya'ya geldin. Senin tercihin hangisiydi aslında?

Galatasaray'dı tabii. Babam, ağabeylerim, kardeşlerim hepsi fanatik Galatasaraylı. Üstelik Dardanelspor'dan arkadaşlarım Hasan Kabze ve kaleci Fevzi de Galatasaray'daydı ve orada yabancılık çekmeyecektim. Onlarla konuşmalarımda Galatasaray'daki ortamın mükemmel olduğunu anlatıyorlardı.

Umduğunu buldun mu Galatasaray'da, hedeflerine ulaştığını düşünüyor musun?

Hedeflerimin hiçbirine ulaşmış değilim. Galatasaray'a gelir gelmez Denizlispor maçında oynadım ve iyi bir performans sergiledim. O maçtan sonra çıkış yakalayacağımı düşünüyordum ama olmadı. Araya Şampiyonlar Ligi maçları girdi ve ben ikinci planda kaldım.

Ne yaşandı o süreçte, sen bir form düşüklüğü yaşadığını düşünüyor musun?

Hayır, idmanlarda olsun, görev aldığım maçlarda olsun en iyisini yaptığıma inanıyorum. Antrenmanlarda ağabeylerim bir çalışıyorsa ben üç çalışıyorum. Zaten çalışmayı çok seven bir yapım var ve beni bu noktaya taşıyan da bu özelliğim.

Biraz şanssız bir mevkide de oynuyorsun sanırım. O bölgede senin dışında Inamoto, Ayhan, Okan ve Mehmet Güven gibi oyuncular var. Forma şansı çok da yüksek değil. Bir de tecrübe farkı var tabii. Böyle bir sıkıntı hissediyor musun?

Hayır, çünkü Gerets formayı asıyor ve kim iyiyse formayı o giyiyor. Ben de oynayabilmek için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Bir gün kesin olarak giyip bir daha çıkarmayacağıma da inanıyorum.

İstanbul beni yutamaz

İstanbul birçok yıldız adayını yutan bir şehir. Geçmişte çok fazla örneğini yaşadık. Buradaki hayatından söz edelim biraz da.

Dardanelspor'dayken tesislerde kalıyordum. Zaten orada bekâr futbolcunun ev tutması yasaktı. Ben de zamanımın büyük bir bölümünü tesislerde geçiriyordum. Gezmeyi çok fazla seven bir insan değilim. Büyüklerim, arkadaşlarım, "İstanbul büyük şehir, insanı yutar" diyorlardı. Ama ben son derece profesyonel yaşayan bir insanım. Florya'da tesislerde kalıyorum. En geç 23.00'te yatağımda olurum.

Galatasaray tecrübeli ve genç oyuncuların karması gibi. Ancak gençlerin çoğu altyapıdan birlikte gelen oyuncular. Sense bu sezon başında transfer edildin. Arada bir noktadasın. Herhangi bir zorluk yaşıyor musun?

Genç-tecrübeli ayrımına katılmıyorum. Bir oyuncu kafasında kendisini olgun hissediyorsa tecrübeli oyuncudur. Bazen çok genç yaşta birçok şeyi görmüş geçirmiş olabilirsiniz ve tecrübeli bir insandan daha mantıklı düşünebilirsiniz. Ben birçok tecrübeyi yaşadığımı ve olgunlaştığımı düşünüyorum. Dolayısıyla kendimi arada bir noktada hissetmiyorum.

Bundan sonraki ideallerin ve hedeflerinden söz eder misin?

Öncelikle başarılı bir performans göstermek ve Galatasaray'da kalıcı olmak istiyorum. Bu süreçte A Milli Takım'da oynamayı hedefliyorum. Galatasaraylı Mehmet Topal olarak anılmaya başladıktan sonra da Avrupa'da oynamak amacındayım.

Peki, bu noktada bir lig tercihin var mı?

İngiltere futbolunu daha fazla seviyorum. Dardanelespor'da oynarken, antrenörüm Mustafa Mete Ertem stilimi hep İngiliz futbolcularına benzetirdi. Benim de çocukluğumdan beri hedefim hep İngiltere'de oynamaktı. Zaten Arsenal taraftarıyım. Bir gün toplantıda kafamdan Arsenal'de oynamayı geçirirken, hocamın "Gün gelecek sen İngiltere Ligi'nde oynayacaksın" demesini hiç unutamıyorum. O sözler beni müthiş ateşledi.

O zaman idolün de Patrick Vieira olmalı.

Dardanelspor'da oynarken odamın duvarlarını, hatta ranzamı ve dolaplarımı bile Vieira ile Zidane'ın fotoğrafları süslerdi. En beğendiğim futbolcu Zidane ama mevkiim ve stilim gereği kendime Vieria'yı örnek alıyorum.

Bazen oyunun akışına kapılıyorum

Kendi muhasebeni yapıyor musun hiç? Hangi yönlerinin iyi hangilerinin eksik olduğunu düşünüyor musun?

Bazen oyun içinde kendimi çok kaptırıyorum ve yerimi kaybediyorum. Hocam da beni bu konuda uyarıyor. Takımıma daha fazla bir şeyler vermek istediğim için görev alanımın dışına çıkıyorum. Ancak kendimi frenlemem gerekiyor. Artı yönlerime gelince, bu konuda benim bir şey söyleyebilmem mümkün değil. Çünkü insanın kendini anlatabilmesi çok zor.

Peki, şöyle sorayım o zaman, Gerets senin hangi özelliklerini beğendiğini söylüyor?

İki ayağımı iyi kullanmamı ve şutlarımı beğeniyor. En beğendiği yönüm ise çok çalışmam, çok istekli olmam ve mücadele etmem.

Genç ve yedek bir oyuncu olarak öne geçebilmek için ekstra çalışman gerekiyor. Senin bu tip bir çaban var mı?

Elbette var. Takım izinli olduğu zamanlarda ya da antrenmanlardan sonra özel çalışmalar yapıyorum. Cevat Hoca'nın hazırladığı koordinasyon programlarını uyguluyorum. Yani sadece takımın yaptığı antrenmanla yetinmiyorum. Mutlaka özel çalışmalar yapıyorum.

Ümit Milli Takım rehabilitasyon gibi

Ümit Milli Takım kadrosunda olmak senin için ekstra bir motivasyon sağlıyor mu?

Mutlaka sağlıyor. Kendi camianda bazen sıkıntılar yaşıyorsun, mesela oynayamamanın getirdiği bir burukluk oluyor. Ama Milli Takım'a geldiğin anda bütün eksi göstergeler artıya dönüyor. İnsan yeniden mutlu oluyor. Adeta bir rehabilitasyon gibi geliyor. Sonuçta her genç oyuncunun giymek istediği bir forma için seçiliyorsunuz.

Galatasaray'ın bu sezon şampiyonluk yarışından erken kopmasını nasıl değerlendiriyorsun, nedir probleminiz?

İnanın ki takım içindeki arkadaşlıklar mükemmel. Birbirimizi hep artı yönde etkiliyoruz. Ortada elle tutulur bir problem yok. Bunun tek açıklaması şanssızlık. Geçen sezon Galatasaray'ın yanında olan şans faktörü maalesef bu sezon ne yazık ki bizi terk etti.

Futbolun dışında neler yaparsın, nelerden hoşlanırsın?

Boş zamanlarımda sürekli Hasan Kabze ve Fevzi Elmas'la birlikteyim. Çanakkale'deki dostluğumuz burada da sürüyor. Hasan ağabey bizi sık sık evine davet eder. Birlikte alışveriş merkezlerine ya da sinemaya gideriz. Korku ve savaş filmlerini daha çok seviyorum. Müzik konusunda ise Sezen Aksu, Yıldız Tilbe ve Barış Manço şarkıları hoşuma gider. Türk Sanat Müziği'nden de hoşlanıyorum. Sibel Can'ı seviyorum. Çanakkale'de bulunduğum dönemde saz çalmak için uğraştım ve bir ağabeyimden bir ay ders aldım ama olmadı.

Hayatında kitapların da yeri var mı?

Elbette, kitap da okurum. En son Çanakkale Şehitleri kitabını okumuştum. Biraz da Çanakkale'de oynamış olmanın etkisiyle bu konuya merakım var.


Ziyaretçiler