This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sol çizgide açık çek: Özgür Çek

01.10.2010
Sol çizgide açık çek: Özgür Çek

Fenerbahçe altyapısından yetişip defalarca Genç Millî Takımlarda oynayan ve büyük umut bağlanan bir oyuncuyken, Özer Hurmacı transferinde takasta kullanıldı. Sürati, hücumdaki becerileri, golcülüğü ve sol ayaklı oyuncuların "tahta bacak" hastalığının aksine sağ ayağını da aynı etkinlikte kullanmasıyla "özel bir genç" profili çiziyor. Bu özellikleriyle Ankaragücü'nün ilk on birinde sık sık yer buluyor. Gelecek hayallerini sadece Fenerbahçe'ye dönmekle sınırlamak yerine kariyerine fayda sağlayacak her takımda oynayabileceğini söylüyor.

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Pendikspor'da oynarken, 15 yaşında Fenerbahçe formasıyla tanışan bir oyuncusun. O dönemde nasıl keşfedildiğini anlatır mısın? 
Futbola zaten Fenerbahçe'de başlamıştım. Fenerbahçe'nin futbol okuluna bir süre devam ettikten sonra evimize yakın olduğu için Maltepespor'a geçtim. Bu arada Pendikspor'la bir maçımız vardı ve o maçta iyi futbol oynayınca Pendikspor beni istedi. Büyüklerim Pendikspor'un altyapı takımının Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi büyük takımların altyapı ekipleriyle oynadığını söyleyince ben de bu teklifi kabul ettim. Çünkü maksadım kendimi gösterip büyük takımlardan birisine geçebilmekti. Gerçekten de işler istediğim gibi gitti, Pendikspor'un altyapısında başarılı geçen bir dönemin ardından Beşiktaş Galatasaray ve Fenerbahçe beni transfer etmek istedi ama ben Fenerbahçe'nin teklifini kabul ettim.

Fenerbahçe, uzun yıllardır altyapısından A takıma oyuncu taşımamış bir kulüp. O kulübün altyapısındaki bir oyuncu geleceğe dönük nasıl hayaller kurar? Sen Fenerbahçe altyapısındayken geleceğe dair neler umut ediyordun?

Söylediğiniz gibi, Semih ağabeyden bu yana Fenerbahçe altyapısından A takıma çıkabilmiş oyuncu yok. Dolayısıyla bu işin ne kadar zor olduğunu altyapıdaki her oyuncu biliyor. Ancak yine de herkesin hayali elbette Semih ağabeyden sonra A takıma çıkabilen ilk oyuncu olabilmek ve "Ben başardım" diyebilmek. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nın atmosferinin ne kadar büyüleyici olduğunu herkes biliyor. Sizi çılgınca destekleyen 55 bin kişinin önüne çıkmak altyapıdaki her oyuncu gibi benim de en büyük hayalimdi.

Ancak bu hayalin gerçekleşmedi ve geçtiğimiz sezon Özer Hurmacı'nın Fenerbahçe'ye transferi karşılığında takasta kullanılarak Ankaraspor'a gönderildin. Bu durum sende bir hayal kırıklığı oluşturdu mu?


Hayır hayır, kesinlikle bir hayal kırıklığı yaşamadım. Çünkü henüz 19 yaşında bir oyuncuyum ve önümde uzun bir futbol kariyeri uzanıyor. Bu süreçte kendimi kanıtlayıp çok iyi noktalara gelebileceğimi düşünüyorum.

Altyapılarda günlük başarı düşünülüyor

Ülkemizdeki altyapı eğitiminden söz eder misin bize biraz? Arda Turan'ın altyapılardaki eğitimle ilgili sert eleştirileri olmuştu. Bu konuda başka genç oyunculardan da benzer yakınmalar dinlemiştim. Oyuncular A takım düzeyine gelip de geriye baktıklarında, "Biz altyapılardan çok eksik gelmişiz" diyor genellikle. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Altyapılarda oyuncuyu geleceğe hazırlamak, gelişmesini sağlamak gibi bir düşünce kesinlikle söz konusu değil. Antrenörler günlük başarıları düşünüyor. Kafalarında "Bu maçı kazanalım, günü kurtaralım, kimseden lâf işitmeyelim" düşüncesi yerleşmiş durumda. Ha bu arada birkaç yetenekli ve kaliteli oyuncu tabii ki aradan sıyrılıp A takımlara yükseliyor. Ancak bunun altyapılarda verilen eğitimle bir ilgisi yok. Arda ağabey söylediklerinde çok haklı. Ben de taktik bilgileri, sistem içindeki kaymaları sadece Millî Takım kamplarında ve yeni çıktığım Ankaragücü'nün A takımında öğrendim.

Altyapılarla ilgili bir başka sorun, genç oyuncuların A takıma geçiş sürecinde yaşanıyor ve bu süreçte pek çok genç oyuncu heba olup gidiyor. Süper Lig'de forma giymeye başlamış ve bu noktayı büyük ölçüde geçmiş bir oyuncu olarak sence bu kayıpların nedenleri ne?

Bu konuda aile çok önemli, oyuncunun kimliği ve kişiliği çok önemli. Genç oyuncular başlangıçta elde ettikleri küçük kazançlarla havaya girebiliyor ve geldiği noktanın kıymetini anlayamıyor. Oyuncunun sağlam durabilmesinde hem arkadaş çevresinin hem de ailenin çok büyük rolü var. Sağ olsun ailem futbolcu olma sürecinde bana büyük destek verdi, hep yanımda oldu.

Bize biraz ailenden de söz eder misin?

Üç kardeşiz, ailenin en büyük çocuğu benim. Annem ev hanımı, babam bir şirkette şef garson. Küçüklüğümden beri babam bana futbolcu olmam konusunda çok yardımcı oldu. Aslında sadece ailemde değil, sülalemde futbolcu olan kimse yok. Demek ki benim içimde varmış ancak babamın bu konudaki çabası ve yardımı unutulamaz. Babam altyapının başlangıcından bu yana hep yanımda. Bugün ben de aileme yardımcı olmanın gururunu yaşıyorum. Aileme bir ev aldım. Onları mutlu görmek benim de en büyük mutluluğum oluyor.

Peki, futbol oynarken eğitimini sürdürebildin mi?

Liseyi bitirdim ve üniversiteye devam etmek istiyorum. Amacım Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokullarından birisinde eğitimimi sürdürmek.

Ankaragücü takımı çok sayıda isim yapmış yabancıya ve kaliteli yerli oyunculara sahip. Ancak sen bu geniş kadro içinde ilk on birde yer bulmaya başladın. Takımda nasıl bir rekabet yaşanıyor ve sen bu rekabette öne çıkmayı nasıl başardın?

Gerçekten de takımımız çok kaliteli oyunculardan oluşuyor ve forma için ciddi bir rekabet yaşanıyor. Ama hocamız Ümit Özat bütün oyunculardan kendilerini hazır tutmalarını ve her an oynayacakmış gibi davranmalarını istiyor. Sezonun ilk haftasındaki Trabzonspor maçının ikinci 45 dakikasında oyuna girmiştim, ertesi hafta Manisaspor'la karşılaşacaktık. Hocamız bana "Kendini hazır tut" dedi ve Manisaspor maçının iki gün öncesinde ilk on birde yer alacağımı söyledi. Trabzonspor maçında bir pozisyona girmiş ama golü kaçırmıştım. Hocam "Önemli olan doğru yerde bulunman ve o pozisyona girmendi. Eğer orada bulunmasaydın sana kızardım" demişti. Manisaspor maçında benzer bir pozisyon denk geldi, ben yine olmam gereken yerdeydim ve bu defa golü de attım. Şansımı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum.

Seni 19 yaşında Süper Lig'de ilk on bir oyuncusu yapan özelliklerinin neler olduğunu düşünüyorsun? Hocaların senin hangi yeteneklerini beğeniyor?

Önemli bir avantajım sol kanatta hem önde hem de arkada oynayabilmek. Millî Takımlarda da Fenerbahçe'de de hem de sol bek hem de sol açıkta oynadım. Dolayısıyla hocalarımdan iki formadan birisini alabiliyorum. Diğer yandan kişiliğim ve karakterimden de çok memnunlar. Bir de hocalarım bana "Daha yaşın çok küçük. Ligde her zaman oynayabilirsin ama oynayamasan bile bunu dert etme ve daha fazla çalışmayı sürdür. Bu yeteneklerinle yolun açık" diyorlar.
İki ayağımı da kullanıyorum
İşte somut olarak o yeteneklerin neler?

Sol ayağımı çok iyi kullandığımı ve süratli olduğumu söylüyorlar. Benim en büyük avantajlarımdan birisi sağ ayağımı da kullanabiliyor olmam. Zaten Manisaspor maçındaki golümü de sağ ayağımla attım.
Aslında solakların en büyük sorunu sağ ayaklarını kullanamamaktır öyle değil mi?

Doğru, ancak Fenerbahçe altyapısındaki hocalarımdan Hasan Özdemir (Rambo Hasan) her antrenmandan sonra beni kenara gönderir ve sağ ayakla şut çalışması yaptırırdı. Zaten B Genç Takımda sol kanatta oynarken 24 gol atmıştım ve bu gollerin 8'i sağ ayaklaydı. İşte o çalışmaları hiç aksatmadan devam ettirdim ve bugün sol ayağım kadar iyi olmasa da sağ ayağımı da başarıyla kullanabiliyorum.

Genç bir oyuncu olarak mutlaka geliştirmen gereken yönler de olmalı. Antrenörlerin bu konuda sana nasıl uyarılar ve tavsiyelerde bulunuyor?

Hocalarımın bana tek kızdıkları konu topu fazla ayağımda tutmam ve zaman zaman top kayıpları yapmam. Ama bu sezon ligde oynadığım maçlarda böyle bir sıkıntı yaşamadım. Tabii bunda birlikte oynadığım ağabeylerimin de payı var. Saha içinde bana yardımcı oluyorlar, gereken uyarıları yapıyorlar ve dolayısıyla şimdilik bir sıkıntı yaşamıyorum.

Sana bugün bu şansı veren Ümit Özat da eski bir Fenerbahçeli. Senin özelliklerini ve yeteneklerini bu vesileyle biliyor olabilir mi?

Ümit Hocamla Fenerbahçe konusunda hiç konuşmadık. O benimle ilgili olarak daha çok Millî Takımlardaki hocalarımdan bilgi almış. Antrenmanlarda bana "Üç sene içinde benden sonra Türkiye'nin en iyi sol beki olacaksın" diyor. Bana böyle güven duyduğunu göstermesi çok önemli tabii ki.
Teknik direktörün kimliği de oyuncu performansı açısından önemli değil mi? Bu anlamda Ümit Özat'ın oyuncularıyla kurduğu ilişkiyi nasıl yorumlarsın? Futbolu yeni bırakmış, genç bir teknik adamla çalışmak oyuncu-hoca ilişkileri açısından avantaj olarak değerlendirilebilir mi?

Kesinlikle değerlendirilebilir. Ümit Hoca ligin en genç teknik direktörü ve çok kısa bir süre önce de bizim gibi futbolcuydu. Dolayısıyla bizim ne düşündüğümüzü, neler hissettiğimizi en iyi anlayacak olanlardan biri. Oyuncularla hem antrenmanlarda hem de antrenmanların dışında kurduğu bire bir diyalog mükemmel. Zaman ilerledikçe Ümit Hocanın farkının takıma daha fazla yansıyacağından ve çok daha iyi bir Ankaragücü'nün ortaya çıkacağından kuşku duymuyorum.

Sol kanatta önde görev almak mı yoksa bek oynamak mı daha verimli olmanı sağlıyor? Mesela Gökhan Gönül bu soruya "Kendimi geride daha rahat hissediyorum, çünkü önümü görerek oynamak ve geriden çıkmak bana avantaj sağlıyor" cevabını vermişti.

Benim için fark etmiyor aslında. Ama önde oynarsam gole daha yakın oluyorum.
Takım içindeki rekabet nasıl? Ankaragücü sol beke de Kanadalı Michael Klukowski'yi transfer etti.

Ben kolay kolay beğenen birisi değilim ama yönetimimiz çok iyi bir transfer yapmış. Hem savunma hem de hücum yönü çok iyi olan bir oyuncu. Birkaç maçta çok iyi bir ikili olduğumuzu, zaman ilerledikçe aramızdaki uyumun daha da artacağını düşünüyorum. Takımdaki rekabete gelince, sol önde oynayabilecek çok fazla oyuncu var. Murat Duruer o bölgenin oyuncusu. Güven ağabey ve Sestak da sol kanatta oynayabiliyor. Şimdi bir de Gabriç geldi ve sol kanatta gerçekten enteresan bir rekabet olacak. Ben rekabetten kaçan bir oyuncu değilim. Sonuçta hocamız formayı hak edene verecektir. Ben de en iyisi olmak için daha fazla çaba harcayacağım.
Peki, ilk on birde oynamaya alıştıktan sonra yedek kalmak sana neler düşündürür?
Elbette iyi olduğu zaman yedek kalmak her oyuncuda moral bozukluğuna yol açar. Ama ben Ümit Hocamızın böyle bir şey yapmayacağını ve iyi oynadığım sürece forma vereceğini biliyorum. Çünkü bize "Hiçbir teknik adam bindiği dalı kesmez" diyor. Yedek bırakıldığımda hocamın mutlaka bir açıklaması olacağını biliyorum. Dediğim gibi ben henüz 19 yaşındayım ve o bölge için çok daha tecrübeli 3-4 oyuncu daha forma bekliyor. Bu rekabet içinde her zaman yer almak ve formamı sonuna kadar korumak istiyorum. Ama başkasına şans verildiğinde küsecek ve pes edecek bir oyuncu değilim.
Futbola başladığın dönemde bir idolün var mıydı?

Dünyadaki idollerim sol bekte Patrick Evra, sol önde ise Arjen Robben. Bu ikisinin dışında başka bir oyuncuya hayranlığım yok.
Neden mesela Abidal değil de Patrick Evra?

Türkiye'de oyun tarzımla benzediğim İbrahim Üzülmez ve Gökhan Gönül var. İkisinin de defansif yönleri güçlü ve bu arada sürekli hücumu düşünüyorlar. Abidal böyle bir oyuncu değil. Patrick Evra ise bana göre hücum eden sol beklerin en mükemmeli.

Daum, Okan'ı oynatır mıydı?

Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün yokluğunda 17 yaşındaki Okan Alkan forma giydi ve başarılı oldu. Gençler şans verildiğinde başarılı oluyorsa, bunu nasıl değerlendirmek gerekir sence?

Bakıyorum da bu sezonun başında her takımdaki gençler çok iyi işler yapıyor. Bence Türkiye'de gençlere en fazla şans veren teknik adamlar Tolunay Kafkas ve Abdullah Avcı. Gençlere şans verildiğinde de olumlu sonuçları mutlaka alınıyor. Çünkü gençler futbola aç ve kazanmak için ellerinden gelenin fazlasını yapıyor. Fenerbahçe'de böyle bir deneme yapılmasını ise Aykut Hocaya bağlıyorum. Onun varlığı Fenerbahçe'de genç oyuncular için büyük bir şans, Düşünsenize, Daum olsaydı Okan'ın böyle bir fırsat bulması mümkün müydü?

Genç Millî Takımlara baktığımızda oldukça fazla sayıda Fenerbahçeli oyuncu görüyoruz. Sanki yakın zamanda Fenerbahçe'nin A takımında Okan'ın dışında da genç oyuncularla karşılaşacakmışız gibi görünüyor. O oyuncuları iyi tanıyan biri olarak formaya en yakın isimler kimler?

Bu soruyu henüz A takımda oynamadan önce de sorsaydınız 1 numarada Okan'ı sayardım. O da Gökhan ağabeyin stiline sahip. İki numaram, stoper oynayan Hasan Erboy, üç numaram ise Recep Berk Elitez. İnşallah üçü de çok iyi yerlere gelecek.

Bundan sonraki hedeflerin neler?

Ankaragücü ile 4 yıllık daha sözleşmem var. Öncelikle kendimi Ankaragücü taraftarlarına sevdirmek ve takımın kalıcı oyuncusu olmak, sonra da bu forma altında A Millî Takım'a gitmek istiyorum. Sonrasında ise üç büyük takımdan birisinde oynama hedefim var.
Fenerbahçe'nin altyapısından yetişmiş bir oyuncu olarak Galatasaray veya Beşiktaş'ta da oynar mısın yani?

Elbette oynarım, hiç problem değil. Ben profesyonel bir oyuncuyum ve kariyerimi geliştirecek her takımda oynarım.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=10910

Özer Hurmacı: "Sahadaki yerimi bir bilebilsem"

01.11.2010
Özer Hurmacı: "Sahadaki yerimi bir bilebilsem"
Altyapı eğitimini Almanya'da alıp Ankaraspor'da yıldızını parlattı. Geçtiğimiz sezondan bu yana Fenerbahçe'nin oyuncusu. Yaşadığı sakatlıklar nedeniyle bir türlü performansını sahaya yansıtamamaktan şikâyetçi ve geçen ay bir kez daha bıçak altına yattı. Ancak yetenekleri o derece üst düzeyde ki, A Millî Takım teknik ekibinin gözünden de kaçmıyor. Orta sahanın her bölgesinde forma giyebilecek kadar hünerli olsa da belli bir mevkide oynamanın kendisini geliştirmek açısından daha faydalı olacağını düşünüyor.
Röportaj: Türker Tozar
Ankara futbolunun önemli oyuncularından birisiydin ve 1 yılı aşkın bir zamandır da İstanbul'dasın. Ancak Millî Takım'a seçilmene rağmen Ankaraspor'da yaşadığın çıkışı Fenerbahçe'de sürdürebildiğini söyleyemiyoruz.
Ankaraspor'da takım olarak iyi bir çıkış yakalamıştık. Bu durum benim bireysel performansıma da olumlu yansıdı. Bunun üzerine, kulübüme benimle ilgili birçok teklif geldi. Ancak Fenerbahçe'nin ödediği bonservis bedelinin üzerine çıkabilen kulüp olmadı. Sonuçta gülen taraf Fenerbahçe oldu. Doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum ve takımımda mutluyum. Ankaraspor'da sergilediğim performansın henüz yüzde 50'sini Fenerbahçe'de göstermiş değilim. Bu da geçen sezon başında ve sonunda geçirdiğim ameliyatlardan kaynaklandı. Sakatlıklar yüzünden kendimi tam olarak göstermeye fırsatım olmadı. Bir futbolcu ikili mücadeleye girerken, "Acaba omzumda bir ağrı olacak mı?" diye düşünürse ya da depar atarken ayağına bıçak saplanıyor gibi olursa, tabii ki verimi düşer. Ben daha önce bu tarz sakatlıkları hiç yaşamamıştım. Fenerbahçe'deki ilk yılımda, üstelik bir sürü insan benden çok şey beklerken başıma ilk defa böyle bir şanssızlık geldi.
Ankaraspor'un oyun tarzı gereği topla daha fazla buluşuyordun. Ama Fenerbahçe'de oyun kurucu pozisyonunda Alex oynadığı için tam anlamıyla aynı pozisyonda değilsin. Bu konuda bir sıkıntın var mı?
Şimdilik yok. Sonuçta ben yine aynı Özer'im. Sadece Fenerbahçe'deki oyun tarzım daha özverili olmayı gerektiriyor. Her ne kadar çağdaş futbolda yeri olmasa da bir takımda en fazla 1-2 oyuncu takım savunmasından eksik kalabilir. Buna üçüncü veya dördüncüyü katamazsınız. Ankaraspor'dayken arkadaşlarım benim yerime koşup, mücadele ediyordu. Böylelikle ben daha diri kalıyor ve topları daha etkili kullanabiliyordum. Yeteneklerimi orada daha fazla gözler önüne serebiliyordum. Bunu Fenerbahçe'de de zaman zaman gerçekleştirdim. Ama bahsettiğim nedenlerden ötürü bunun sürekliliği olmadı.
Bazıları seni "Fenerbahçe'nin Arda Turan'ı" olarak tanımlıyor ve aranızda sürekli kıyaslamalar yapılıyor. Sence böyle bir kıyaslamaya gerek var mı? Yoksa "Arda Arda'dır, Özer de Özer'dir" mi demek lâzım?
Bence böyle kıyaslamalar yapmak yersiz. Arda, Galatasaray takımının kaptanı. Genç yaşta çok büyük sorumluluklar almış yetenekli bir futbolcu. Ben kendimi her zaman Özer olarak gördüm. O da Arda.
Aykut Hocayla çalışmak bulunmaz nimet
Aykut Kocaman seni Ankaraspor'da vitrine çıkartan kişiydi. Fenerbahçe'ye transferinde kendisinin etkisi ne kadardı?
Bana forma şansı veren, özgüven yükleyen ve kişisel gelişimime en çok katkıyı sağlayan Aykut Hocadır. Bu sene onunla birlikte beşinci sezonumu geçiriyorum. Fenerbahçe'ye gelirken şüphesiz Aykut Hocanın çok etkisi oldu. Sonuçta benim gelişimimi en iyi bilen kişi oydu. Onu dinleyerek ve onun önerdiklerini yaparak bu gelişimi gösterdiğimi söyleyebilirim. Benim için Fenerbahçe'de tekrar onunla birlikte çalışabilmek büyük bir şans. Hatta bulunmaz bir nimet diyebilirim.
Kendisini en yakından tanıyan bir oyuncu olarak Aykut Hocanın teknik adamlığından ve insani ilişkilerinden söz eder misin?
Onunla 5 yıl geçirdiğim için bu soruya rahatlıkla cevap verebilirim. Aykut Hocanın yüzüne baktığın zaman dürüst olduğunu anlıyorsun. Ancak bazen ona bakarken veya hoca konuşurken ben bile korkuyorum. Teknik adamlık kısmına gelirsek, bizden ayağa pas yapmamızı, oyunu rakip sahaya yıkmamızı ve yeteneklerimizi orada bir araya getirip oynamamızı istiyor. Sezon ilerledikçe bu konuda daha iyi olacağımızı düşünüyorum. Çünkü takım olarak henüz o kıvama gelmedik. İnşallah ileride ben de Aykut Hoca gibi olurum.
Oldukça farklı bir orta saha oyuncusu olduğun söylenebilir. Kanatlarda, ortada, hatta bazen forvet ikilisinde bile oynayabiliyorsun. Bu görevlerin altından kalkabilmek için hangi yeteneklere sahip olmak gerekiyor?
Altyapıdan gelen bir eğitim meselesi bu. Eğer biraz yetenekliysen ve bunu takım oyunu içerisinde kullanabiliyorsan, birçok pozisyonda oynayabilirsin. Takımı ve arkadaşlarını iyi tanıman da gerekli. Peki, bir oyuncunun birden fazla mevkide oynaması her zaman iyi mi? Bazen değil. Bazen kendime "Bir yerimi bilsem, orayı bellesem" diyorum. Sonuçta her pozisyon ayrı bir konsantrasyon gerektiriyor. Arkanda ve yanında oynayan futbolcuya göre kendini ayarlaman gerek. Mesela sağ açıkta olduğum zaman Gökhan ağabeye göre oynamam gerekiyor. Sağ ve sol bekte kim varsa ona göre pozisyon almak durumundayım.
Sağ açıkta daha verimliyim
En verimli olduğunu düşündüğün bölge hangisi?
İster açık, ister orta saha, isterse forvet arkası olsun, sahanın içinde olduğum sürece mutluyum. Her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırım. Ama en verimli olduğum pozisyon sağ açık. Bunu Aykut Hoca da biliyor. Bir pozisyonda sürekli oynadığın takdirde en üst noktaya çıkabilirsin diye düşünüyorum.
"Sahada olduğum müddetçe problem yok" dedin. Ya yedek beklemek? Yeterince sabırlı mısın?
Elimden geldiğince sabırlı olmaya çalışıyorum. Eğer yedeksem, maça ilk on bir çıkacak arkadaşlarımı soyunma odasında en iyi şekilde motive etmeye özen gösteririm. Her zaman söylediğim gibi, ben iyi bir takım oyuncusuyum. Hiçbir zaman, "Niye bu arkadaşımın yerine oynamıyorum" demem. Yedek kaldığım zaman üzülürüm ama bunu ne teknik direktörüme ne de takım arkadaşlarıma yansıtırım.
Genç bir oyuncu olarak hâlâ gelişime açıksın. Bu anlamda kendinde tamamlaman gereken hangi eksikleri görüyorsun?
Bir kere ben kendimi genç oyuncu olarak görmüyorum. 24 yaşındaki oyuncu genç değildir artık. 100'ün üzerinde lig maçı oynayarak biraz daha tecrübe kazandım. Gelişim her yaşta olabilir, ben 34 yaşında bile kendimi geliştirebilirim. Futbolcu, kendisini oynaya oynaya geliştirebilir, bazı hataları yapa yapa anlar, bazı pasları vere vere onun doğru pas olduğunu fark eder. Ben içimdeki potansiyeli sahaya daha çok yansıtma anlamında kendimi geliştireceğimi düşünüyorum. Bunun kısa mı yoksa uzun bir süre içinde mi olacağını benim oynayacağım maçlar gösterecek.
Alex gibi bir kaptan olmak isterim
Alex'in seninle ilgili övgü dolu sözleri var. Zaman zaman birlikte özel çalışmalar yaptığınızı da biliyoruz. Bir tür usta-çırak ilişkisi mi sizinki ve sana ne gibi katkıları oluyor?
Bence yetenekli futbolcuları bir kenara ayırdığımızda, onların içinde Alex'i de ayrı bir yere koymalıyız. Çünkü çoğu futbolcu onun gibi oynayamaz. 20 dakika boyunca benim ayağıma top gelmediği zaman sabırsızlanırım; belki de oyundan soğurum. Ama o öyle değil. Ayağına uzun süre top değmese bile ilk dokunuşunda gol atabiliyor. 33 yaşında ve çok iyi bir profesyonel. Onun iş disiplinini ve yaptığı kaptanlığı çok beğeniyorum. İnşallah ben de onun gibi bir kaptan olabilirim. Bizimle birlikteyken ondan kapabildiğimiz kadar çok şey kapmalıyız. Bizimkisi tam bir usta-çırak ilişkisi değil. Birkaç kez beraber serbest atış çalışmıştık. Ayrıca, bazen Alex'le birlikte oynadığımız zaman yer değiştiriyoruz. Bu da rakibin kafasını karıştırıyor. Onun gibi bir 10 numara ile oynadığım zaman benim futboluma da katkı yapılmış oluyor.
Senin çalım stillerinde farklı dünya yıldızlarının izleri görünüyor. Geçmişte takip ettiğin oyuncuların stillerini çalıştığını söyleyebilir miyiz? Ya da halen maçları bu anlamda izliyor musun?
Ben zaten maçları izlerken, oyunun geneline değil de futbolculara odaklanıyordum. Sürekli gözlerim Zidane ve Ronaldo'daydı. Hangi hareketleri yaparlar, nasıl daha rahat adam eksiltirler diye merakla izlerdim. Bunları önce antrenmanlarda, sonra da maçlarda denemeye başladım. Bu tarz hareketleri bir maçta 2-3 kere yapıyordum. Şu an ağırlığımı takımda tam hissettiremediğim için şimdilik bunlara maçlarda yer veremiyorum. Geçmişte aynı hareketleri benzer rakiplere karşı yaptığım için kendime güvenim var. Sağlığım izin verdiği sürece bu tür hareketleri deneyeceğim. Denemezsem, kendi yeteneklerime ihanet etmiş olurum. Özgüvenin tam olmadığı zaman da bu tür hareketleri yapman sınırlanıyor. Bu bakımdan, futbolcu için en önemli şeylerden bir tanesi özgüven diyebilirim.
Fenerbahçe'nin çok şey beklediği bir oyuncusun ama geçen sezon sakatlık ve başka nedenlerle çok fazla oynama fırsatı da bulamadın. Bu bir yıl içinde neler yaşadığından söz eder misin?
Geçtiğimiz sezonun başında yeni hocamız Christoph Daum göreve gelmişti. Onun gözüne girmek 60 katlı bir plazanın en üst katına merdivenle çıkmak gibi bir şeydi. Bunu başarabildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Kendimi ona göstermek oldukça zor oldu ama sonra öyle beğendi ki, bana omzum yırtık halde bile forma verdi. Bundan dolayı özgüvenim çok yükseldi fakat Bursaspor maçında omzum çıkınca performansım bir hayli geri gitti. Bazı maçlarda iyi oynayıp hem gol attım hem de attırdım. Yine de istediğim düzeye ulaşamadım. Neler yapabileceğimi herkese göstermiş olsam da bunun devamlılığı olması gerekiyor. Performansımı bütün sezona yaymak istiyorum. İki maç iyi oynayıp daha sonra 6 maç yatan futbolculardan biri olmayı hiçbir zaman istemem.
Sakatlıkların ardından geri dönüşünde bu sezon taraftarların da sana çok toleranslı bakmadıklarını görüyoruz. Koşmana ve mücadele etmene herkes saygı duyuyor ama özellikle pas hatalarından şikâyetçiler. Bu eleştirilere nasıl bir cevap vermek istersin?
Herkesin eleştirilerine saygı duyarım ama bir futbolcuyu eleştirmek bu kadar basit olmamalı. Tüm meslektaşlarımı kastederek söylüyorum, 1-2 maçla değerlendirme yapılamaz. Eleştiri yapmadan önce futbolcuya belirli bir zaman vermek lâzım. Yorumcular da dikkatli olmalı. Sonuçta futbolcuyu, futbolu daha az bilen insanların önünde konuşuyorlar. Bazı şeyler çok negatife çekilirse, halkımız da buna ayak uydurur. Bu sezon sadece Trabzonspor maçında 90 dakika oynayabildim. Ardından Beşiktaş maçının ikinci yarısında forma giydim. Bundan sonra da Almanya-Türkiye maçının tamamında oynadım. Şu noktaya gelmek istiyorum; takım arkadaşlarım hazırlık maçlarını da dâhil edersek 15-16 maç oynamış durumda. Benim oynadığım maç sayısı ve aldığım süre ise ortada. Eleştiri yapsınlar da neye göre yapıyorlar, onu bilemiyorum. Bıraksınlar da bir maç kondisyonumu, kuvvetimi yerine oturtayım. Ondan sonra eleştirmeye başlasınlar. Geçen sezon fazla kritik edilmedim çünkü uzun süreli bir sakatlığım oldu. Şimdi yeni bir sakatlık yaşıyorum. Bu sakatlığı atlattıktan sonra önümüzdeki 5-6 haftalık süreçte de kötü oynarsam, beni sonuna kadar eleştirebilirler. Buna hakları olur. Beş haftada bir maça çıkarsam da zaten ben kendimi eleştiririm. Sürekli oynayabildiğim zaman büyük gelişmeler göstereceğime eminim. Çok maç yapmak önemli.
Üzerindeki eleştirilerin yoğunlaştığı bir dönemde seni Millî Takım kadrosunda gördük. Galiba bu, senin yeteneklerine olan inancın bir göstergesiydi. Ay-yıldızlı formayla hem de kritik bir dönemde buluşmak senin açından neleri değiştirdi?
Bir oyuncu için Millî Takım'dan daha üst bir kategori yok. A Millî Takım'a gelmek her futbolcunun hayalidir. Her zaman kendimi Türkiye'nin en iyi futbolcuları arasında gördüm. Sergileyeceğim performansla bunu kanıtlamam gerekiyor. Almanya maçında ilk kez A Millî oldum. Önümüzdeki dönemde çok daha iyi olacağıma inanıyorum.
Sakatlığın nedeniyle Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği ile oynadığı maçın kadrosunda yoktun. Ama sonra Millî Takım'a seçildin. Bu durum kafalarda bazı karışıklıklara yol açtı. Senin için "Fenerbahçe'de oynamadı. Millî Takım'a gitti" yorumları yapıldı. İşin aslını senden dinlemek isteriz.
Gençlerbirliği maçından önce arka adalemde bir sertlik vardı. Üzerine gidildiği takdirde adalenin yırtılmasına neden olabilecek ciddi bir sakatlıktı. Bu nedenle, Aykut Hoca, doktorun tavsiyelerini de dikkate alarak beni kadroya almadı. Normalde Pazartesi günü takımla çalışmalara başlayacaktım, Millî Takım'a seçilince orada başlamış oldu. Sanırım bulanıklığı giderdik.
Almanya yenilgisi ile ilgili takım adına bir özeleştiri yapsan neler söylersin?
Öncelikle maça kötü başlamadığımızı söyleyeyim. Karşılaşmanın ilk 15-20 dakikası bizim açımızdan gayet iyiydi. Tam topa sahip olmaya başladığımız dakikalarda Servet ağabey şanssız bir şekilde sakatlandı ve saha kenarındaki tedavisi beş dakikaya yakın sürdü. Bir adam eksik oynamanın verdiği dezavantajla mecburen -belki de içgüdüsel olarak- geri çekildik. O arada da Almanya çok sık duran top kullandı. Bu durum bizi iyice geriye itti. İlk yarıyı 1-0 kapatmamız kabul edilebilir, telafi edilebilirdi. İkinci yarıda 1-1'i yakalayacak pozisyonu da bulduk. Yine 10-15 dakika süren iyi bir baskımız oldu ama skor 2-0 olunca oyundan bir hayli düştük. Bu bize, A Millî Takım oyuncularına hiç yakışmadı. 2-0'lık sonuç olsa bile, en kötüsü üçüncü golü yemememiz lâzımdı. 1-0 kaybetsek, vicdanım daha rahat olabilirdi ama 3-0 kaybetmek açıkçası zoruma gitti.
Avusturya ve Belçika'yı da göz önünde tutarak gruptaki şansımızı nasıl görüyorsun?
Maç maç düşünmemiz gerekiyor. En önemlisi bu. O zaman önümüzdeki her rakibi yenebilecek güçteyiz. O zamanki aday kadronun havasına da bağlı bir durum olsa da Almanya'yı Türkiye'de oynayacağımız maçta yeneceğimize inanıyorum. Hem kendime hem de takım arkadaşlarıma bu konuda güveniyorum. Yeter ki Azerbaycan gibi başka kayıplarımız olmasın. Son maçlara kadar Almanya ile kafa kafaya getirdiğiniz zaman, onlar da Türkiye'ye korkarak gelecektir. Grup birinciliği de ikinciliği de olasılık dâhilinde.
Hiddink'in gelişinin ardından Millî Takımımızın oyun anlayışında nasıl değişiklikler olduğunu düşünüyorsun?
Benim bu konuda bir yorum yapmam yanlış olur. Takımda uzun süredir yer alan ağabeylerimiz bu soruyu daha iyi yanıtlar, sonuçta ben yeni millî oldum. Hiddink'in takımımızın başında olmasını kendim için büyük bir avantaj olarak görüyorum. Bence ülkemizin onun gibi birisine ihtiyacı vardı. Hem tecrübeli hem bazı konuları aşmış, eleştiriler yoğunlaşsa bile bunları kafaya takmayacak bir insan olduğu için böyle düşünüyorum. Onun sistemini iki maçta oturtmasını beklememeliyiz. 1 yıllık süreç içinde daha mantıklı yorumlar yapılabileceğini düşünüyorum.
Fenerbahçe'de oynuyorsan, kendine dikkat edeceksin
Türk futbol tarihi İstanbul'un yuttuğu oyuncularla dolu. Ancak senin burada geçirdiğin 1 yıl boyunca profesyonelliğe aykırı tek bir hareketini bile görmedik. Bu konuda oldukça bilinçlisin sanırım.
Bilinçli olmak mecburiyetindeyiz. Eğer bir futbolcu Fenerbahçe gibi Türkiye'nin en büyük takımlarından bir tanesinde oynuyorsa gerek saha içindeki gerekse saha dışındaki hareketlerine dikkat edecek. Çünkü 11-12 yaşındaki çocuklar bizi örnek alıyor. Biz dışarıda neler yaparsak, onlar da onu yapmak isteyecek. İstanbul için dünyanın en güzel şehri diyebilirim. Bu güzelliği nasıl kullandığın, senin orada nasıl yaşadığına bağlı. İzin gününde dışarı çıkabilirsin tabii. Ama bunu da efendi şekilde, adaba uygun yapman lâzım. Arkanda kötü bir düşünce veya iz bırakmaman gerekir. İstanbul'un hayatı deniyor ama Ankara'nın gece hayatına da benziyor. Küçüklükten beri bu eğitimi almışsan hiçbir şey seni etkilemez. Önemli olan senin karakterin.
İstanbul'daki günlerin nasıl geçiyor, futbolun dışında kalan zamanlarında neler yapıyorsun?
Ailem burada olduğu zaman onlarla olmayı seviyorum. Yalnız olduğumda ise takım arkadaşlarımla birlikte dışarıda yemek yemekten hoşlanıyorum. İstanbul'un en güzel kısmı olan Boğaz'da olmayı, tavla oynamayı seviyorum. Küçük şeylerden mutlu olabiliyorum, büyük beklentiler içinde değilim. Yani bir gün Boğaz'da jet-ski ile tur atayım gibi bir hevesim yok!
Maç sonunda sana uzatılan mikrofonlara çok net ve düzgün cümlelerle yorumlar yapıyorsun. Bu durum futbolcularda çok da fazla rastladığımız bir şey değil. Bu konudaki farkını neye borçlusun?
Alışıyorsun ve belirli bir süre sonra kendini geliştiriyorsun, tecrübe kazanıyorsun. Türkiye'ye geldiğim zaman ilk yaptığım röportajlara bakarsak hep beraber güleriz. O zamanlar Türkçem de iyi değildi. Şimdi biraz daha geliştirdim. Söyleşilerde mantıklı ve akıllı cevaplar vermek gerekiyor. "Bu maçı unuttuk. Önümüzdeki maçlara bakacağız" gibi politik cevaplar dışında bilgiler de vermek lâzım. O gün saha içinde neler yapıldı? Rakibe üstünlük sağlanabildi mi? Sağlanamadıysa neden? Bir futbolcunun bunları görüp, dışarıyla paylaşabilmesi önemlidir.
Bundan sonraki hedeflerin neler?
Küçüklüğümden beri hedeflerim hep büyük oldu. Yaşım büyüdükçe bunlar küçülmedi. Şu an Fenerbahçe gibi büyük bir camiadayım. Neden ilerde Avrupa'nın ilk üç büyük camiasından bir tanesinde olmayayım? Çalışıp, kendimi geliştirip onlardan birine transfer olabilirim. Bunu yapmaya çalışacağım. İyice kendimi kanıtladıktan sonra takımımın kaptanı olabilirim. A Millî Takım'ın sürekli oynayan isimlerinden biri haline gelip, sonra Avrupa'ya transfer olup Türk futbolu ve futbolcusunu orada temsil etmeyi istiyorum.
Roberto Carlos'un verdiği ders!
Roberto Carlos'un Real Madrid'de oynadığı dönemde yatağımın üzerinde bulunan posterlerden bir tanesi kendisine aitti. Bir Ankaraspor-Fenerbahçe maçında kendisiyle tartıştım. Bana sinirli şekilde bir şeyler söyleyince ben de bizim Brezilyalı futbolculardan öğrendiğim birkaç Portekizce kötü sözlerle karşılık verdim. Tabii çok şaşırdı. Aradan 6 ay geçmeden Fenerbahçe'ye transfer oldum. Ayağımdan ameliyat olduktan sonra bir gün tedavi odasında yatıyorum. Roberto Carlos'la henüz tanışmamışız. Odaya geldi, bana inanılmaz sıcak davrandı. "Hele bir iyileş, senin kulaklarını çekeceğim" dedi. Sonra kendisiyle konuştum, "Maç içinde böyle şeyler olur, normal" dedi. Daha sonra kendi kendime dedim ki, "Odamda posteri asılı adama neler söyledim. Bana hiç yakışmadı." Real Madrid'de 10 yıl oynayan bir Türk futbolcusu böyle mütevazı olabilir miydi acaba?

Salondan gelen golcü: Beykan Şimşek

01.12.2010
Salondan gelen golcü: Beykan Şimşek
Henüz 15 yaşında olmasına rağmen Fenerbahçe A2 takımında forma giyiyor. Millî Takım'da da kulübünde de kendisinden büyüklerle oynamaya alışmış. Özgüveniyle öne çıkan, iyi bir santrfor olmanın yanı sıra orta sahada da görev alabilen genç oyuncu, saha dışında da çok yönlü bir insan olmaya çalışıyor. Futbolcu bir babanın ve basketbolcu bir annenin oğlu olarak iyi bir basketbolcu olma yolunda ilerlerken keskin bir virajla futbolu seçen, genç bir yıldız adayının öyküsü bu.
Röportaj: Ceyla Kütükoğlu / TamSaha
Futbola Isparta'da başladığını biliyoruz ve şimdi Fenerbahçe'nin oyuncususun. Bu süreç nasıl gelişti?
Isparta Gençlerbirliği'nde oynadım. Antrenörüm babamdı. Küçük yaşlarda bir süre basketbol da oynamıştım. Ama futbol oynamayı daha çok istiyordum. Danone'nin okul karmaları için Antalya'da seçmelere gittim. Antalya'daki seçmelerin ardından Riva'da yapılacak olan bölge karmalarına seçildim. Akdeniz Bölgesi Karmasıyla orada şampiyon olduk. Ondan sonra Harun Hoca beni Fransa'ya gidecek gruba aldı. Fransa'da üçüncülüğü elde ettik. Ondan sonra zaten birçok takımdan teklif geldi. Benim en çok göz önünde bulundurduğum Beşiktaş ile Fenerbahçe'ydi. Önce Beşiktaş'a gittik. Ama benim içimde Fenerbahçe isteği ve sevgisi vardı. Dolayısıyla Fenerbahçe oldu. Dört sezondur da Fenerbahçe'deyim.

Baban eski bir futbolcu, annen ise eski basketbolcu. Sen de bir dönem basketbol oynamışsın. Futbola geçişin nasıl oldu? Nasıl karar verdin?

Basketbol benim hobimdi. Hâlâ da oynuyorum. Basketbol oynadığım dönemde Efes Pilsen'den teklif gelmişti. Aslında Danone Kupası olmasaydı, basketbolcu bile olabilirdim. O, benim dönüm noktam olmuş olabilir. O kupadan sonra basketboldaki teklifi kabul etmedim. Basketbolda başarılı olmam da beni cesaretlendirdi. Isparta gibi bir yerde basketbolda İstanbul takımlarının ilgisini çekebiliyorsam, çok daha popüler olan futbolda da yapabilirim diye düşündüm.
Mayıs ayında U17 Avrupa Şampiyonası'nda oynadın. Orada kendinden iki yaş büyük oyuncuların arasındaydın. Senin için nasıl bir deneyimdi, neler yaşadın?
Avrupa Şampiyonası'ndan önce U16 Coca-Cola Akademi Ligi finallerinde oynuyordum. U17 Milli Takımı Teknik Direktörü Abdullah Ercan ile antrenör Hasan Gültang o finalleri izlemeye gelmişti. Sanırım oradaki performansımdan dolayı seçildim. Abdullah Hocaya da çok teşekkür ederim. Çünkü iki yaş büyük bir gruba çağırdı beni. Hem bana hem de yeteneğime güvendi. Çok fazla oynama şansı bulamadım. Ama orada bulunmak ve o turnuvayı yaşamak tabii ki çok önemliydi. Özgüvenim üzerinde de çok olumlu etkisi oldu.
Şimdi daha da ileriye giderek A2 Ligi'nde kendine yer buldun. Bu seni nasıl etkiliyor? Üzerinde bir baskı oluşturuyor mu?
Baskı yok. Hocalarım zaten kendime ve yeteneklerime duyduğum özgüveni korumama yardımcı oluyor. Benimle olan ilişkileri, davranışları, konuşmaları kendime güvenimi sağlıyor. A2 Ligi'nde çok zorluk çekmiyorum. Bazen fiziksel açıdan problemler oluyor ama futbol anlamında zorlanmıyorum.
Hakan Şükür'e benziyorum
Kendine örnek aldığın birisi var mı? Mesela Wayne Rooney de senin gibi küçük yaşlarda daha üst kategorilerde oynuyordu. Sen hangi oyuncuları beğeniyorsun?
Açıkçası Wayne Rooney'i fazla beğenmiyorum. Futbol anlamında iyi olduğunu inkâr edemem ama bana göre problemli birisi. Ne kadar iyi futbolcu olursa olsun sahada kontrolsüz hareketleri var. İzlediğim kadarıyla, rahat değil. Sabırlı oynamıyor. Hep bir endişe içerisinde, hep bir korkusu var. Dünya Kupası'nda da takım olarak kötü bir sonuç aldılar. Ben kendime David Villa'yı ve Drogba'yı örnek alıyorum. Türk oyunculardan da Hakan Şükür. Özelliklerimiz biraz benziyor.
Mevkiinin yeni belli olduğu bir yaştasın. Millî Takım'da sağ açık, kulübünde santrfor oynuyorsun. Kendini hangi mevkide daha rahat hissediyorsun? 9 numarada ısrarcı mısın yoksa farklı mevkilerde de oynayabilir misin? Kendini çok yönü bir oyuncu olarak tanımlıyor musun?
Evet, kendimi çok yönlü bir oyuncu olarak görüyorum. Tabii orta sahanın her yerinde ve santrfor oynayabilen bir oyuncuyum. Farklı mevkilerde oynayabileceğime inanıyorum ama hocalarımın beni nerede oynatacağına ben karar veremem. Onlar beni nereye koyarsa, o bölgede verebileceğimin en iyisini vermeye çalışırım. Ama kendimi santrforda daha iyi görüyorum. Farklı bölgelerde oynamanın gelişimime de çok katkısı var. Çünkü orada oynamak için gerekli özellikleri de kapabiliyorum. Mesela sağ açıkta oynarken edindiğim dripling özelliği, santrfor oynarken topu önüme aldığım zaman çok işime yarıyor. Ya da defansif anlamda kendimi geliştirebiliyorum. Çünkü sağ açıkta görev aldığınızda hem savunmada hem de hücumda oyunun iki yönünü de oynamak zorundasınız. Oyun bilgisi anlamında da çok fayda sağlıyor. Aslında ben küçük yaşlarda okul takımlarında kaleciydim. Kaleciden santrfor oldum ben. Çok dolaştım yani. Sahanın her yerinde oynamış olmak çok yönlü düşünmemi sağlıyor. Mesela arkamda oynayan oyuncunun ne yapacağını daha iyi anlıyorum.
Futbol hayatında seni etkileyen, seni destekleyenler kim?
İlk önce ailem, özellikle de dedem çok arkamda durdu. Fenerbahçe'deki ilk hocam Semih Özü ve Şenol Çorlu çok arkamda durdu. Millî Takım'da Abdullah Ercan ve Turgay Biçer, ayrıca Kenan Öner beni destekleyen isimler.
TFF'nin Futbol Köyleri projesinin ilk yılında Van Futbol Köyü'ne katıldın. Orada nasıl eğitimler aldın, neler yaşadın?
Orada aldığım eğitimlerden çok öne çıkan şey arkadaşlıktı. Türkiye'nin farklı yerlerinden, farklı kültürlerden gelen arkadaşlarım oldu. Onlarla tanışma, arkadaşlık kurma fırsatım oldu. Hep iç içeydik, herkes birbirini tanıdı. Orada olmak çok farklı ve güzel bir duyguydu.
Eski yapı değişiyor
Büyük takımlarda genç oyunculara çok fazla yer verilmiyor. Ama son dönemde sanki bu olumsuz atmosferde bir iyileşme gözleniyor. Sence genç oyuncular göze girebilmek için neler yapmalı?
Oyuncu yeteneklerine güveniyor ve üst liglerde oynamak istiyorsa, bunu başarabileceğine inanıyorsa engelleri aşabilir. İlk önce çok çalışmak gerekiyor. Çalıştıktan sonra arkası kendiliğinden gelir. Tabii iş sadece oyuncularda bitmiyor. A takımlardaki teknik adamların mantalitesi ve genç oyunculara ne kadar önem verdiği de önemli. Örneğin Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'ye gelmesinden sonra mantalite ve oyun anlayışı çok değişti. Okan'ın, Gökay'ın A takıma yükselmesi bizim için büyük umut oldu. Daha önceden hocalar altyapı maçlarını izlemezlerdi. Ama Aykut Hoca ve ekibi tüm yaş gruplarındaki maçları takip ediyor.
Fenerbahçe uzun yıllar altyapısından fazla oyuncu yetiştiremedi. Ama son dönemde Okan Alkan gibi altyapıdan gelip A takımda oynayan oyuncular var. Onların geldikleri nokta senin de hedeflerini etkiliyor mu? Geleceğe dair neler umut ediyorsun?
Önceden altyapıdan oyuncular için bir engel vardı. Oyuncular isteksizdi, "Ne olursa olsun yukarıya çıkamayacağım" diye düşünüyorlardı. "6 senede 2 oyuncu çıkmış, ben mi çıkacağım?" diyorlardı. Ama artık o eski yapı değişiyor. Genç oyuncular çok çalışarak ve inanarak A takımda oynayabileceklerini düşünüyor. Hepimiz "Biz de çıkabiliriz" diyoruz. Bu nedenle daha çok çalışıyoruz, daha iyi olmaya uğraşıyoruz.

Türkiye'de genç yaşta parlayıp sonradan kaybolan oyunculara fazlasıyla şahit olduk. Ara sıra o oyuncuların nerede hata yaptığını düşünüyor ve kendine farklı bir yol çizmeye çalışıyor musun?
Çok yetenekli olup başarılı olamayan oyunculardan hocalarımız hep bahsediyor. Futbol sadece bilgi veya yetenekle oynanabilecek bir oyun değil. Kişilik de önemli. Hem genel anlamda hem de sahada. Bazı oyuncular sakatlıklar, bazısı kişiliği ve yaşantısı, bazısı da düşünceleri yüzünden iyi futbolcu olamıyor. Düşünceden kastım korku ve endişe. Kendilerine güvenleri yok.
Henüz kariyerinin başındasın. Kendinde eksik gördüğün veya antrenörlerinin geliştirmen konusunda seni uyardığı ne gibi unsurlar var? Bunları geliştirmek için neler yapıyorsun?
İyi bir futbolcu olmak istiyorsanız, eksik noktalarınızı belirleyip onların üzerine gitmeniz ve geliştirmeniz gerekiyor. En iyi özelliğim olmasına rağmen zaman zaman tayming konusunda sıkıntı yaşıyorum. Özellikle hava toplarında zamanlanmayı ayarlamaya çalışıyorum. Son vuruşlarım biraz kötü. Dar alan ve zor zamanlardaki tekniğimi de geliştirmem gerektiğini düşünüyorum. Bunun için zor pozisyonlarda çabuk düşünme yeteneğimi geliştirmem gerekiyor.
Çabuk düşünebilmenin önemine değindin. Top gelirken bir sonraki hamlede ne yapacağını düşünüyor musun? Yoksa topu kontrol ettikten sonra mı düşünüyorsun?
Bu zaten Türk futbolcusunun en büyük eksikliği. Top gelmeden düşünmek lâzım. Bunu çok yapamıyoruz. Çabuk düşünmek gerekiyor. Çünkü bir saniyelik düşünce takıma gol kazandırıp, kaybettirebiliyor. Bu da beyinde bitiyor, çabuk düşünüp hızlı hareket etmek gerekiyor.

Hem kendinle hem de futbolumuzla ilgili genel sorunları tespit edebilmişsin. Bu düşündüklerini sahada uygulayabiliyor musun?

Tabii ki bazı şeyleri öğrendim deyince öğrenmiş olmuyorsun. Bilgiyi uygulamaya geçirmeyi başardığın zaman senin oluyor, sende kalıyor. Öğrendiğimiz bilgiler bir havuzda ama altında delik var. Tekrar etmezsen, uygulamazsan o delikten düşüyor ve kayboluyor.
Top cambazlığı ile teknik farklı

Tekniğini geliştirmek için neler yapıyorsun?
Bence Türkiye'de teknik oyuncu ile top cambazı karıştırılıyor. Teknik sadece topu alıp üçü kişiyi geçmek veya güzel hareketler yapmak değil. Oyun bilgisi de bir tekniktir. Pas açısı, top gelmeden bir sonraki hamleyi düşünebilmek, top kontrolü, ara paslar… Bunlar oyuncunun tekniğini belli eden unsurlar. Ben de bunlar üzerine çalışıyorum.
Tekniğin için özel çalışmalar yapıyor musun? İki ayağını da kullanabiliyor musun? Ya da diğer ayağına yükleniyor musun fırsat buldukça? Bir de kafa toplarında iddialısın. Bu sıçrama yeteneği basketboldan gelen bir özellik mi?
İki ayağını kullanabiliyor olmak bir forvet açısından çok önemli. Gerçi her oyuncu açısından önemli. Çalışmayı hocalarımızla da yapıyorum, bireysel anlamda da yapıyorum. Geliştirmeye çalışıyorum. Atletik yapım ailemden geliyor. Babam voleybolcuymuş. 17 yaşında futbola başlamış ve profesyonel olmuş. Annem de atletmiş, sonradan basketbolcu olmuş.
U17 Millî Takımı ile Avrupa Şampiyonası elemelerini geçtiniz. Sen de Çek Cumhuriyeti maçında üç gol attın. Elit Tur ve finaller için neler düşünüyorsun?
Finallere gitmemiz zor olacak demeyeceğim. Çünkü çok iyi bir takımımız var. Çok yetenekli oyunculara sahibiz. Herkes bunu biliyor. Yapabileceğimizi biliyoruz. Elemelerde İzlanda'ya yenilmemize rağmen toparlanmayı bildik ve turu geçtik. Elit Tur'da kimlerle oynayacağımızı henüz bilmiyoruz. Rakiplerimiz Ocak'ta belli olacak. Ama kim gelirse gelsin, rakibimizi ne küçümseyeceğiz ne de kendimizden büyük göreceğiz. İyi ve yetenekli bir takım olduğumuzun bilincinde maçlara çıkacağız. Elit Tur'u geçerek Avrupa Şampiyonası finallerine gitmeyi, oradan da Dünya Şampiyonası'na katılma hakkını kazanmayı istiyoruz.

Eğitimine devam ediyor musun?
İdmanlar ve maçlar nedeniyle zor da olsa devam ediyorum. Hem antrenörlerim hem de okuldaki öğretmenlerim bu konuda yardımcı oluyor. Liseye başlarken açık öğretim okudum. Gördüm ki okul çok önemli. Liseyi dışarıdan bitirmeye çalışmak bir sene kaybettirdi bana. Millî Takım'da olduğum için üniversitelerin Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu bölümlerine girebiliyorum. Üniversite okumayı tabii ki düşünüyorum. Çünkü eğitim çok önemli. Futbol hayatında her şey olabilir, sakatlık olabilir. Bir mesleğin olması, yapabileceğin başka bir şeyin olması gerekiyor. En kötü ihtimalle BESYO'da okuyacağım.

Boş zamanlarında neler yapıyorsun? Kitaplarla aran nasıl?
Kitap okumayı gerçekten çok seviyorum. Çok kitap okurum. Şu anda Desmond Morris'in Çıplak Maymun kitabını okuyorum. Ondan önce de kişisel gelişimle alâkalı bir kitap okumuştum; Kendi Kutup Yıldızını Bul. Müzik tarzım ise biraz farklı. Yabancı müzik dinliyorum genelde. Rap ve Hip-Hop ağırlıklı şeyler. Jay Z, Reggie, Akon, 50 Cents dinlemeyi seviyorum. Şu sıralar İngilizce kursuna gitmeyi düşünüyorum. Bir de break dans yapmak istiyorum. Futbol haricinde şeyler denemek istiyorum çünkü tek yönlü bir insan olmak istemiyorum. Futbolculuğumun dışında başka yönlerimin de gelişmesini arzu ediyorum.

En büyük hayalin ne?
İlk önce Fenerbahçe A takımında kalıcı olmak, ülkemin Millî Takımı'na hizmet edip hafızalara kazınmak, sonra yurtdışına gidip orada kalıcı olabilmek ve unutulmaz bir futbolcu olmak en büyük hayallerim.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=11372

Fehmi Mert Günok: "Gelmek değil, kalmak önemli"

01.03.2011
Fehmi Mert Günok: "Gelmek değil, kalmak önemli"
Son yıllarda Türk futboluna ve A Millî Takım'a birçok kaleci kazandıran Fenerbahçe kalesinin yeni veliahdı. Kaleci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş ve kendi kaderi de aynı yönde çizilmiş. Daha henüz yolun başında ama kalitesinin garanti belgesini A Millî Takım kadrosuna seçilerek aldı. Genç kaleci kalıcı olmak adına çok çalıştığını ve bugün ulaştığı noktayı kolay kolay bırakmayacağını söylüyor.
Röportaj: Aydın Güvenir
Ligimizin eski kalecilerinden, Trabzonspor ve İstanbulspor gibi takımlarda da görev yapmış Mahir Günok'un oğlusun. Kaleci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmek senin de yolunu aynı yönde çizdi diyebilir miyiz?
Diyebiliriz ama futbola ilk başladığım yıllarda kaleci olmamda babamın pek bir etkisi yoktu aslında. 7-8 yaşlarındayken babam Kocaelispor'da antrenördü. Babamla birlikte ben de tesislere giderdim. O dönem Kocaelispor'un minik takımıyla 1-2 maça çıktığımı hatırlıyorum, sadece o kadar. Futbola asıl başlamam ise 9 yaşında Fenerbahçe'nin altyapısına girmemle oldu. Daha önce amatörce basketbol oynuyordum ama kader yönümü futbola doğru çizdi. Ancak ne futbolu ne de kaleciliği seçmemde babamın herhangi bir zorlaması vardı.
Bir tesadüfle Fenerbahçe'de
9 yaşındayken Fenerbahçe'nin altyapısına girdiğini söyledin. Baban değilse, o dönem altyapıya girmeni kim sağladı ya da hangi olay vesile oldu?
O dönemde arkadaşlarımla hem futbol hem de basketbol oynuyordum. Bir gün Göztepe'deki bir halı sahada maç yapıyorduk. O zamanlar Fenerbahçe 2000 Derneği'nin başında da Şevket Yılmaz vardı. Kendisi o gün tesadüfen halı sahanın yanındaki araç yıkama istasyonuna arabasını yıkatmaya gelmiş. Arabasının yıkanmasını beklerken de bizim halı saha maçımızı izlemiş ve beni beğenmiş. Maçtan sonra benimle konuşup, "Gel seni Fenerbahçe'ye götüreyim" şeklinde bir teklif yaptı. Ben de hemen teklifini kabul edip, Fenerbahçe altyapısındaki spor okuluna gitmeye başladım. Yaklaşık 1 hafta sonra da bana lisans çıkarttılar ve böylelikle minik takımla antrenmanlara çıkma şansı yakaladım.
Kalecilik kariyerine başladıktan sonra babanın sana ne gibi katkıları oldu?
Babamın özellikle mental anlamda çok desteği oluyor. Kaledeyken ne yapmam gerektiğinden öte, psikolojik bakımdan maça nasıl hazırlanmam ve maçtan sonra kendimi nasıl hissetmem gerektiği gibi konularda bana çok şey öğretip yardımcı oluyor. Bunun dışında Fenerbahçe çok iyi bir altyapıya sahip olduğu için, küçükken çok iyi hocalarla çalışma fırsatı buldum. Örneğin, 14-15 yaşlarından sonra biraz daha profesyonelleşmeye başlayınca altyapıda önce Tayfun Güder, sonra da Yavuz Şimşek'le çalışmaya başladım. Özellikle Yavuz Hoca benim buralara kadar gelmemi sağlamış önemli kişilerden biridir. Oynadığım maçları ise babamla birlikte daha sonra evde izliyoruz. Dediğim gibi, babamın bana saha dışında psikolojik açıdan çok desteği oluyor. Maç anında neler yapmam gerektiğini ise hocalarımın daha iyi bileceğini ve onları dinlemem gerektiğini söylüyor.
Futbola başladığın ve altyapıda yetiştiğin dönemlerde bir idolün var mıydı?
Yaşım ilerlemeye ve profesyonelleşmeye başladıkça, ünlü kalecileri daha yakından izledim. Özellikle son dönemlerde kendi fiziğime yakın kalecileri takip etmeye daha çok özen gösterdim. En çok da Hollandalı Edwin Van der Sar'ı beğendiğim için gerek taktik gerekse teknik bakımdan kendisini yakın takibe aldım. Onun maçlarda nasıl davrandığını, yazılarını, röportajlarını çok yakından inceledim. Yani sadece sahada değil, saha dışında da nasıl biri olduğuna dikkatle baktım. Bu yüzden gelişme dönemimde bir idolüm varsa, onun Van Der Sar olduğunu söyleyebilirim.
Yavuz Şimşek dışında gelişimine katkı sağlayan antrenörler oldu mu?
Yavuz Hocayla A takıma çıkışımdan önceki yıllarda çalışma fırsatım oldu. Özellikle teknik anlamda kaleciliğin getirdiği tüm detayları kendisinden öğrendim. Bunun dışında A takımda bulunduğum 4 sene içerisinde 4 farklı hocayla çalıştım. İlk kez Zico döneminde A takımla birlikte antrenmanlara çıkmaya başladım. Zico zamanında PAF takımıyla maçlara, A takımla da antrenmanlara çıkıyordum. O dönemde şu an A takımın kaleci antrenörü olan Murat Hocamız vardı yine. Onunla bireysel olarak çalışmaya başladım. Aragones döneminde İspanyol kaleci antrenörü Angel Ferez Crespo ile antrenman yapma fırsatım oldu. Bu benim için çok farklı bir deneyimdi. Çünkü özellikle benim boyumdaki bir kaleci için en zor şey çabuk olmak. Crespo bana ve takımdaki diğer kalecilere özellikle çabukluk çalışması yaptırıyordu. Biliyorsunuz, İspanya'da genelde kısa boylu kaleciler var. O yüzden daha çabuk ve hareketli kalecilere sahipler. Crespo da İspanyol ekolünden geldiği için kalecilikte bu özelliğe çok dikkat ediyordu. Kendisinden çabukluk konusunda çok şey öğrendim. Geçen sezon Daum zamanındaki kaleci antrenörümüz Alman Holger Gehrke de bize güç ve dayanıklılık konularında çok idman yaptırıyordu. Yani şu ana kadar çalıştığım her hocanın farklı konularda bana bir şeyler kattığını söyleyebilirim. Bugünkü hocamız Murat Öztürk'le 4 yıl önce A takımla antrenmanlara ilk çıkmaya başladığım zaman çalıştığım ve uzun süredir tanıdığım için özel bir iletişimim var. Ağabey-kardeş gibiyiz. Bireysel çalışmalarımızda bazen kendisine dönüp, "Hocam bu konuda eksikliğim olduğunu hissediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?" diye soruyorum. Kendisi de bana katılıyor ve o konuda çalışmalar yapmaya başlıyoruz. Bazen de o bana eksikliğim bulunan alanları söylüyor. O zaman da o konuların üzerine idmandan sonra ya da idman içerisinde ekstra çalışmalar yapıyoruz. Murat Hoca çalışmayı seven, sürekli bizi izleyen, yeni çalışma sistemlerini takip eden bir antrenör. Bu yüzden kendisiyle çalışmak bizim için önemli bir şans.
Hedefiniz Şükrü Saracoğlu!
En azından bu son döneme kadar Fenerbahçe altyapısından A takıma çok fazla oyuncu çıkmadığını, çıkan oyuncuların da bir-iki isim dışında kalıcı olamadığını görüyoruz. Bu durum altyapıdayken senin gibi genç oyuncuları nasıl etkiliyordu? Altyapıda bulunduğun dönemde geleceğe dair ne gibi hayaller kuruyordun?
Bilindiği üzere Fenerbahçe'nin altyapı tesisleri Dereağzı'nda. Biz de altyapıdayken burada antrenman yapıyorduk. Oradan bakıldığında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı çok net bir şekilde tam olarak gözüküyor. Altyapıdayken kısa süreliğine eğitim vermek amacıyla Hollanda'dan bir ekip gelmişti. O ekip bize eğitim verdiği sürece altyapıdaki tüm oyunculara her gün stadı göstererek, "Hedefiniz orası. Bir gün siz de orada oynayacaksınız" derdi. Onların bu sözünü hiç unutamam. Bu sözü düşünerek ben de Şükrü Saracoğlu'na bakıp hayal kurardım. Açıkçası hiç umutsuzluğa kapılmadım. Çünkü basamakları teker teker çıkmanın her zaman daha doğru ve sağlam olacağını düşünüyorum. 5'er 5'er çıkarsanız bulunduğunuz bölgeden düşmeniz daha kolay olabilir. Ama sabredip, zor olan yoldan çıkarsanız işler daha güzel ilerliyor. Ben tüm kategorilerde teker teker yer alıp oynayarak en sonunda A takıma çıkmaya hak kazandım. Bu yüzden buralara gelmem bana göre çok sağlıklı ve sağlam oldu. Tabii ki daha yolun çok başındayım. Yeni başlıyorum ve öğreneceğim daha çok şey var. Benim gibi altyapı oyuncularına, benim de zamanında yaptığım gibi umutsuzluğa kapılmamalarını tavsiye edebilirim. Çünkü bazen şansın ne zaman geleceği hiç belli olmuyor. Bu sene Aykut Hocamız bana, Okay'a ve Gökay'a bu şansı vererek bunun en iyi örneğini gösterdi aslında. Altyapıdaki oyuncuların bizim bu durumumuzu görerek kendilerini motive etmeleri gerekiyor. Çünkü biz de bu evrelerden geçtik.
Son yıllarda Fenerbahçe'de kalecilik yapmış isimlerin hemen hemen hepsinin yolu A Millî Takım'a uğradı ve burada da çok başarılı oldular. Şu an A Millî Takım Antrenörlerinden Engin İpekoğlu ile Rüştü Reçber ve Volkan Demirel bu konudaki örnek isimler. Sen de şu aralar özellikle Engin Hoca ve Volkan'la çalışma fırsatı buluyorsun. Onların sana verdiği tavsiyeler oluyor mu? Onların yolunda ilerlemek için nelere dikkat ediyorsun?
Volkan ağabeyle zaten Fenerbahçe'nin idmanlarında her gün beraberiz. Kendisine ara sıra takıldığım da oluyor, "Ağabey bırak artık şu kaleyi de ben geçeyim artık" diye (gülüyor). Onların tavsiyeleri her zaman bizi teşvik etme yönünde. Ben de onların sözünü dinliyor ve iyi bir kaleci olmak için çalışmalar yapıyorum. Volkan ağabey benim büyüğüm, ancak sonuçta ben o kaleyi almak için çalışıyorum. Onunla rekabet ediyorum yani. Bunu zaten kendisine de söylüyorum. Ancak o da her zaman belirttiğim gibi beni teşvik ediyor. Bu sene ilk kez A Millî Takım'a seçilerek Engin Hocayla çalışma fırsatım oldu. Ondan da önemli şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Umarım bundan sonra da sözünü ettiğiniz gelenek benimle devam eder ve Fenerbahçe'nin kalesini devraldıktan sonra A Millî Takım'da da başarılı yıllar geçiririm. Kalecilik, insanın oynadıkça kendisini geliştirdiği bir mevki. Ben de oynadıkça tecrübe kazanmak ve varsa eksikliklerimi kapatmak istiyorum. Ama Fenerbahçe gibi kaliteli bir takım ve oyuncularla antrenman yapmak şimdiden tecrübemi oldukça arttırıyor. Onlarla dar alan antrenmanları bile adeta maç zorluğunda geçiyor.
Senin de belirttiğin gibi kaleciliğin diğer mevkilerden farklı olarak bir çeşit usta-çırak ilişkisi var? Bu durum seninle Volkan Demirel arasında nasıl gelişti bugüne kadar?
Volkan ağabey her zaman bize "Beni örnek almayın" der (gülüyor). Bu biraz da işin şakası gerçi. Volkan ağabey bana her zaman maç anında ne yapmam gerektiğini değil de yediğim hatalı gollerden sonra nasıl davranmam gerektiğini anlatır. Bunu da zamanında kendi yaptığı hatalar ve bunlardan çıkardığı derslerden yola çıkarak kazandığı tecrübelerle söyler. Yani "Benim yaptığım gibi yap" demiyor ama kendi yaptığı hatalardan çıkardığı derslere uygun bir durum gelişirse, "Şu şekilde davranman daha doğru "şeklinde uyarılarda bulunuyor.
İlk maçımda 4 gol yemek beni üzdü
Fenerbahçe'de A takımda ilk 11'de sahaya çıktığın ilk maçı ve maç öncesinde neler hissettiğini bizimle paylaşır mısın?
Geçen sezon Ocak ayında Ziraat Türkiye Kupası'nda Antalyaspor'la Antalya'da oynadığımız maç benim A takımla ilk 11'de sahaya çıktığım ilk maçtı. O maçın öncesi sezonun devre arasına rastlıyordu. Biz de Antalya'da kamp yapmıştık. Kampa giderken kaleci antrenörümüze bu maçta oynamayı çok istediğimi söylemiştim. Çünkü hem biz gruptan çıkmayı garantilemiştik hem de kendimi bir resmi maçta sahaya çıkmak için hazır hissediyordum. O da bana bunu değerlendireceğini söylemişti. Ancak maçtan bir gün önce, takım ikinci yarıya hazırlık aşamasında olduğu için kalede Volkan ağabeyin oynayacağını söyledi. Maç sabahı, o gün oynamayacak oyuncularla idman yaptık. Maç saatine doğru Volkan ağabey kasığında bir ağrı olduğunu ve oynayamayacağını hissettiğini teknik heyete bildirdi. Bu gelişme üzerine maça 2 saat kala benim oynamama karar verildi. Hiç beklemediğim için bir anda tabii ki içimde büyük bir heyecan oldu. Sabahki antrenmandan dolayı yorgunluk da var. Hepsi üst üste gelince "Nasıl olacak acaba?" diye düşünmeye başladım açıkçası. Sahaya ısınmak için çıktığımızda heyecanımı yenmiş gibi duruyordum ama maç başlayınca tekrardan heyecana kapıldım. Belki yorgun değildim ama heyecandan dolayı çok yorgun olduğumu, bacaklarımın ağırlaştığını hissettim. O maç da benim açımdan peki iyi geçmedi aslında. 4-3 kaybetmiştik. Benim gollerde yapabileceğim çok bir şey yoktu fakat ilk maçta 4 gol yemek beni üzdü. Ancak daha önceleri yanlış hatırlamıyorsam ya Rüştü ya da Volkan ağabeyin oynadığı maçlarda benim gibi 4 gol yediğini öğrenince içim biraz rahatladı.
Bu sezon da ligde ilk yarıda Antalyaspor, Trabzonspor ve Manisaspor maçlarında forma giydin. Ancak ne şanstır ki, kendi sahanızda oynadığınız Antalyaspor ve Manisaspor maçlarının ikisi de seyircisizdi. Yani ligde şu ana kadar taraftarınla buluşamadın.
Evet, aynen dediğiniz gibi, Antalyaspor ve Manisaspor maçlarında seyirci olmadığı için taraftarlarımızla buluşamadım. Ancak bu sezon devre arasına denk gelen iç sahadaki Gençlerbirliği maçında forma şansı buldum. Ama kupadan elendiğimiz için bu maçta da seyirci sayısı oldukça azdı. Sözün kısası, taraftarımızın önünde dolu tribünlere karşı bir maçta oynamayı iple çekiyorum. Çünkü stadyum dolu, taraftar da coşkulu olunca insanın resmen oynayası geliyor. "O tribünlere bir kendimi gösterebilsem, onları ayağa kaldırabilsem" diyorsunuz içinizden.
Volkan Babacan'ın Kayserispor'a gidişinden sonra takımda ikinci kaleci konumuna geldin. Bu biraz daha ağır bir sorumluluk. Çünkü her an oynayabilecek durumda olman gerekiyor. Örnek olarak ligin ilk haftasında Antalyaspor maçında Volkan'ın sakatlanması sonucu oyuna girmeni gösterebiliriz. Bu durum seni nasıl etkiliyor ve kendini nasıl sürekli hazır tutmaya çalışıyorsun?
Aragones ve Daum dönemlerinde üçüncü kaleci olarak takımda yer almaya başladım. Önceden de dediğim gibi ben teker teker yükselmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Önce ikinci kaleci olacaksınız ki, sonra birinci kaleci olabilesiniz. Ben ilk önce ikinci kaleci olabilmek için gayret ettim. Sonra da Volkan gidince bu sene ikinci kaleciliğe yükseldim. Bu da benim istediğim bir yükselme şekli; teker teker. Çalışmalarımın karşılığını aldım diyebilirim. Bu konuda anlatmak istediğim şey şu; ben çalışarak her zaman, her duruma hazır olmak zorundayım. O yüzden gerek ikinci kaleciliğe, gerekse de birinci kaleciliğe yükseldiğimde her zaman hazır olmak ve bu sorumluluğu taşımak durumundayım. Bunu da herkese göstermek için sabırsızlanıyorum.
A Milli Takım'dan geri dönülmez!
U16 Millî Takımı'ndan beri Genç Millî Takım kadrolarında yer aldın ve sonunda A Millî Takım'a yükselmeyi başardın. O kadroda yer almak seni nasıl etkiledi, neler hissettirdi?
Türkiye-Güney Kore maçı sayesinde A Millî Takım'a ilk kez katılma şansı buldum. Millî Takım'a çağrıldığımı ilk duyduğumda aşırı bir mutluluk yaşadım açıkçası. Millî Takım ortamı da gerçekten çok güzel ve çok farklı. Buraya gelen, bir daha gitmemek için gerçekten elinden gelen her şeyi yapar. Ben de buraları gördükten sonra aynı şekilde çalışmalara devam edip, kendi takımımda da daha çok süre alarak buradan kopmamak için çok çalışacağım. Formasını giymek kısmet olmadı ama Millî Takım'ın antrenmanlarında bile bulunmak gerçekten inanılmaz bir şey.
Henüz çok gençsin ama kariyerinde unutamadığın bir maç var mı?
A takım bazında şimdilik yok, çünkü daha yolun başındayım. PAF takımıyla sahaya çıktığım son maçta tesadüfen Galatasaray'a, ondan öncekinde de Beşiktaş'a karşı oynamıştım. O iki maçta da çok iyi performans göstermiştim. Şimdiye kadar unutamadığım maç deyince onlar aklıma geliyor.
Kariyer planlamanda neler var?
Profesyonel anlamda futbola başladığımdan beri en çok İngiltere Premier Ligi'ni takip etmişimdir. Çok beğendiğim ve sempatimin oldukça fazla olduğu bir lig. Ancak, ileride Fenerbahçe kalesinde çok başarılı olup, taraftarların sevgilisi ve takımın değişilmez bir ismi olmayı becerebilirsem burada sonuna kadar kalmak isterim. Avrupa'ya gitme şansım olursa da İngiltere benim için her zaman hedeftir.
Arkadaşına sırtını dönmeyen tek adam!
Kaleciler genellikle içlerine kapanık, yalnız adamlardır. Maç anında da diğer arkadaşlarına göre hep tek başlarınadırlar aslında. Sen de böyle bir insan mısın?
Hayır, içine kapanık bir insan değilim. Sosyal hayatımda hep insanlara pozitif enerji vermek isteyen bir yapım var. Saha içinde de arkadaşlarımla her zaman diyalog kurmayı, uyarılar yapmayı ihmal etmem. Ama dediğiniz gibi kaleciler yalnız adamlardır. Hatta eskilerin bize bu konuda söylediği bir söz vardır; "Kaleciler hep siyah giyer" derler. Gerçekten dedikleri gibi hep siyah giyermiş eskiden kaleciler. Kara talihli adam şeklinde benzetmeler yapılırmış. Belki eski dönemdeki kaleciler kişilik olarak da öyleydi, bilemiyorum. Ama bizim dönemimizde, kendi adıma konuşmak gerekirse, öyle bir içine kapanıklık olduğunu söyleyemem. Bunun yanı sıra, gene hocalarımızın kalecilerle ilgili bize yaptığı şu benzetmeyi de belirtmeden geçemeyeceğim, "Bir kaleci, saha içerisinde arkadaşlarına sırtını dönmeyen tek adamdır."
Sana göre İstanbul'da yaşayan genç bir oyuncu olmanın zorlukları var mı? Özel hayatında neler yapmayı seversin?
Ben İstanbul'da büyüdüm. Doğduğum sırada babam Karabükspor'un kalesini koruduğu için 1 Mart 1989'da Karabük'te dünyaya gelmişim. Bundan 2 sene sonra babam İstanbulspor'a transfer olmuş. Arada kısa bir Kocaeli geçmişi olsa da o dönemden beri İstanbul'dayım. Şu anda da ailemle birlikte yaşıyorum. İstanbul'a belki dışarıdan gelen, özellikle genç oyuncular alışma sürecinde zorluklar yaşayabilir ama ben İstanbul'da büyüdüğümden, ailemin beni yetiştirme tarzından ve de hâlâ ailemle yaşıyor olmamdan dolayı bir sıkıntı çekmiyorum. Sade bir yaşantım var. Çünkü bu zamanda İstanbul'da tabiri caizse çılgınca yaşarsanız sıkıntı çekebilirsiniz. Buralara elbette herkes bir şekilde gelebilir, ama önemli olan kalıcı olmaktır bana göre. "Zirvede rüzgâr sert eser" diye bir lâf vardır. Ben de o yüzden kalıcı olmak için sade bir hayat yaşamayı tercih ediyorum. Antrenmanlar ve ev arasında gidip geliyorum. Sadece takım arkadaşlarımla beraber topluca çıkarsak bir yerlere giderim. Özel yaşamımda ise futbolla pek ilgilenmiyorum açıkçası. Yakın arkadaşlarım diyebileceğim 2-3 çocukluk arkadaşım var. Onlarla beraber vakit geçiririm genelde. Onlarla birlikteyken futbol dışında her şeyi konuşuruz. Özel hayatıma futbolu sokmamaya özen gösteriyorum.

Ziyaretçiler