This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Juan Santisteban; Altyapının bilgesi

02.06.2008
Juan Santisteban; Altyapının bilgesi
Juan Santisteban, Real Madrid'in efsane kadrosunda yer alan oyunculardan biri olmasına rağmen, antrenörlük kariyerinde genç oyuncularla çalışmayı tercih etti. Tam 20 yıldır İspanya Genç Milli Takımlarının başında ve bu süreçte 7 defa Avrupa Şampiyonluğu kazandı. Ama asıl önemlisi, "önce insan, sonra oyuncu" nesiller yetiştirdi. Antalya'daki son U17 Avrupa Şampiyonası'ndan da zaferle ayrılan bu büyük usta, genç oyuncu yetiştirmenin sırlarını TamSaha'ya anlattı. Tabii Real Madrid günlerinin unutulmaz anılarını da…

Röportaj: Cem Zamur

İlk önce şunu sormak istiyorum; 20 seneden beri bu takımın başındasınız ve takımınız 7 kez Avrupa Şampiyonu oldu. İstikrar başarıyı getiren en önemli etken mi sizin için?

Yirmi senedir çalışmak tabii ki çok önemli bir etken. 5 kez Meridian Cup, 1 kez U19, 4 kez U16, 2 kez de U17 Avrupa Şampiyonası'nı kazanmak bir başarı olarak addedilebilir. Bu işte uzun süreden beri çalışmaktan dolayı kendimi çok şanslı olarak görüyorum. Uzun yıllar genç takımın başında bulunmanın başarıda gerçekten de büyük bir önemi var.

Peki, bugüne kadar niye kulüp takımlarında çalışmayı tercih etmediniz, bu sizin için bir idealizm mi?

Daha önce Real Madrid'de çalıştım. 17 yaşında Real Madrid'in içine girdim, 35 sene bu kulübün içindeydim. Oynadıktan sonra da A takımda ikinci antrenörlük yaptım, B takımda çalıştım. Real Madrid'de çeşitli yaş gruplarında ve kademelerde görev aldım. Ama niye başka takımlarda çalışmadığımı merak ediyorsanız, ben milli takımlarda gençlerle çalışmaktan dolayı çok memnunum. Diğer kulüplerin teklifleri bana hiçbir zaman çok cazip gelmedi. Böyle bir beklentim de olmadı açıkçası. Çünkü dediğim gibi, gençlerle çalışmaktan dolayı tarifsiz bir mutluluk ve huzur duyuyorum.

Önce iyi insan olmak önemli
Peki, sizin için bu yaş gruplarında şampiyonluk mu daha değerli yoksa gençoyunculara verdiğiniz eğitim mi?

Benim için birinci sırada ne kadar iyi futbolcu oldukları gelmiyor. Belki ileride futbolcu da olamayacaklar. Öncelikli unsur, bu gençlerin iyi bir insan olmalarıdır. İyi niyetli, iyi eğitimli olmaları, arkadan gelecek nesillerin ve tüm halkın onlara örnek bir insan olarak bakmasıdır. Benim için ilk sırada her zaman bunlar gelir. Eğer bir oyuncu yanlış bir hareket yaparsa, bir daha benim olduğum milli takıma giremez.

Maç içinde kenardan "Haydi, hızlı, oyunu açın" diyerek uyardığınızı görüyoruz.  Bu uyarıların genç oyuncular ve İspanyol oyun sistemi üstündeki etkisi nedir?

Oyuncular bazen saha içerisinde olmasına rağmen, zihinsel olarak orada değildir. Bazen de oyun stresinden etrafını göremez. Bu uyarılarla oyuna tam konsantre olmalarını ve kendini sadece işlerine vermelerini sağlıyoruz.

İspanya genç kategorilerde çok başarılı sonuçlar alıyor. Sistemi nasıl kurdunuz? Bir şeyleri yıkıp yeni baştan mı inşa ettiniz? Yoksa var olanın üzerine bir takım akılcı eklemeler mi yaptınız?

Başarımızın en önemli faktörü, inanılmaz iyi bir ekip kurmamızdı. Tüm antrenörlerimizle her zaman Barcelona, Real Madrid ve diğer kulüplerin antrenörleriyle birebir iletişim içerisindeyiz. Ve tabii ki çok emek veriyoruz. Bir gün içerisinde gidip altı maç seyrettiğimizi bile hatırlıyorum. Örneğin Barcelona ve Madrid şehirleri arasındaki mesafe bile bizi etkileyemedi. Gidip çıplak gözle izlemek bizim için hep çok önemli oldu. Yardımcım Gines tüm antrenörlerle birebir ilişkide. O yüzden inanılmaz bir ekibimiz var diyorum. Bu şekilde hiçbir taviz vermeden sistematik olarak çalışmaya devam ediyoruz.

U17 Avrupa Şampiyonası'nda özellikle beğendiğiniz oyuncular oldu mu? Bu arada organizasyonu nasıl buldunuz?

İlk önce organizasyon hakkında birkaç şey söyleyeyim. Kaldığımız otel gerçekten muhteşem. Bir gençler turnuvası için gerçekten inanılmaz bir otel. Organizasyonu isetanımlayacak kelime bulmakta gerçekten güçlük çekiyorum. Her ihtiyacınız olduğunda yanınızda biten, her sorununuzu -ki bunlar sorun olarak bile tanımlanamayacak şeylerdi- aynı dakikada çözen ve umuyorum ki ileride de bitmeyecek dostluklara imza attığımız müthiş bir ekip vardı. Tüm bu ekiple tanıştığım için ayrıca büyük bir memnuniyet duyuyorum. Özellikle bir oyuncu ismi ise vermek istemiyorum. İzleyebildiğim tüm ekipler çok iyiydi. Ama yardımcılarımın izleyip benim izleyemediğim ekipler de oldu. O yüzden bir takım ismi vermektense, aldığım bilgilere göre tüm ekiplerin çok kaliteli oyunculardan kurulu olduğunu söyleyebilirim.

Ben efsane değilim

Siz bir Real Madrid efsanesisiniz, o günlerden bahseder misiniz biraz?

Ben bir efsane olduğumu düşünmüyorum. Dokuz yıl top oynadım, dört kez AvrupaŞampiyonluğu yaşadım ama benim için Real Madrid'in o kadrosunun içerisinde yer almak bir şanstı. Orada benim dışımda çok iyi oyuncular ve antrenörlerimiz vardı. Tanrı'ya şükrediyorum ki Real Madrid gibi bir takımda bunca sene futbol oynadım, çalıştım ve buralara kadar geldim.

Sizin için hangisi daha büyük bir oyuncuydu; Di Stefano mu, Kopa mı?

İlk önce şunu söylemeliyim ki ikisiyle de aynı anda oynadığım için çok şanslıyım. Çok çok iyi oyunculara sahip bir kadromuz vardı. Kopa tartışmasız çok büyük bir futbolcuydu. Didi ve Puşkaş keza öyle. Ama benim için dünyada gelmiş geçmiş bir tek oyuncu vardır "Don" Alfredo Di Stefano. İnanılmaz bir yetenek, sahanın her noktasını hâkimiyetine alan bir oyun anlayışı ve görüşüyle sahanın her zaman en önemli adamıydı.

Didi, Real Madrid'de pek de başarılı olamadı. Bu görüşe katılıyor musunuz?

Didi bir kere gerçekten pür yetenek bir oyuncuydu. Ama o dönemde Hector Real diye onun pozisyonunda oynayan bir oyuncu daha vardı Real Madrid'de. Sağ açık oynuyordu. O da çok formdaydı ve antrenörümüz genelde onu tercih ediyordu. Bazen böyle olur. Ne kadar yetenekli olursanız olun, aşı tutmaz. Didi, İspanya'ya pek alışamadı. Bu da tamamen bir şanssızlıktı diye düşünüyorum.

Peki, o takım en önemli ikinci oyuncusu kimdi? Puşkaş mı, Kopa mı veya başka birisi mi?

Kopa da Didi de Puşkaş da çok iyi oyunculardı. Ama demin dediğim gibi, "Don" Di Stefano bir antrenörün takımında görmek isteyeceği ilk oyuncuydu. Bir bütün olarak inanılmaz bir oyuncuydu. Sahanın her yerinde oynaması zaten bunun bir göstergesidir. Savunma da forvette de orta sahada da bu kadar üst düzey bir mücadelede oynamış kaç oyuncu var ki dünyada? Ben cevap vereyim, bir. Ama illa ikinci bir isim isterseniz, benim görüşüm Kopa'dır.

İyi bir oyuncu olmanıza rağmen milli formayı az giymişsiniz, bunun sebebi neydi?
Evet, bu doğru bir tespit, milli formayı çok fazla giyemedim. Dünya Kupası eleme gruplarında oynamıştım. Benim oynadığım dönemde milli formayı giymek çok zordu. Sonuçta bir ülkeyi temsil ediyorsunuz. Tüm İspanya bu formayı giymeyi istiyor. Fakat yine de çok şanslıymışım ki, bu onuru yaşayabildim. Bu da benim için çok büyük bir şerefti.

Eğitimciler eksiksiz eğitilmeli

Gençlere ve onları geleceğe hazırlayan antrenörlerine ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

Antrenörlere ilk önce şunu söylemek isterim; ilk önce eğitimlerini eksiksiz tamamlasınlar ki gençleri yetiştirebilsinler. Ne biliyorlarsa, ne öğrendilerse gençlere aktarsınlar. Antrenörlük zor bir iş. Bunun için çok emek harcamak gerekiyor, hem kişinin kendisi hem de yetiştirdiği gençler anlamında.

Futbolculuktan gelmenin antrenörlük için artı bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Futbolcu olmayıp antrenörlük yapan çok insan tanıyorum. Hem de bu işin hakkını futbolculuktan gelme birçok insandan daha iyi veren. Yani işin özü çalışmakta yatıyor. Oyuncular için ise en önemli şey disiplin. Örneğin saat dokuzda kahvaltı dediğimizde, dokuza beş kala tüm oyuncular orada hazır olmalı. Hiç kimse 5 veya 10 dakika geç gelemez. Disiplini olmayan veya bazı oyunculara müsamaha gösteren bir takım başarıyı yakalayamaz.

Son olarak, elde ettiğiniz bu şampiyonluk için ne diyeceksiniz?

Oyuncularımla gurur duyuyorum ama sadece futbollarıyla değil, kişilikleriyle de. Rakibi küçümsemeden, onlara saygı duyarak, seremonide bile onları alkışlayarak bu saygıyı gösterdikleri için. Bu öğretilmiş, planlanmış bir şey değildi. Bu da bana doğru işler yaptığımızı, doğru insanlar yetiştirdiğimizi gösterdi. Bu başarıda en önemli pay ise tamamen teknik ekibimindi. İspanyol Futbol Federasyonu'nun bize sağlamış olduğu imkânlarla inanılmaz işler yaptılar. Benim için ise bu turnuvanın birçok unutulmaz hatırası var. Öncelikle bugüne kadar oynadığımız hiçbir final maçında bu kadar iyi bir performans izlememiştim. Oyuncularımız söylenenleri yapmakla kalmadı, kendileri de bu söylenenlerin üzerine ekledi. Beni maç sonunda havaya fırlatmaları ise hayatımda yaşadığım en duygusal anlardan biriydi. Son olarak da organizasyona dair birkaç şey daha söylemem gerekli. Burada tahayyül edilemez bir sevecenlikle, her an, her zaman yanımızda olan -ki sadece bize değil, tüm takımlara karşı böyleydi- bu organizasyonda emeği bulunan herkese şükranlarımı sunuyorum. Umarım biz de ileride İspanya'da yolumuz kesiştiğinde, onları en az onlar kadar ağırlayabiliriz. Burada yaşadıklarımı ömrüm boyunca unutmam mümkün değil. Her şey için çok çok teşekkür ederim.


http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=4212

Semih Şentürk: "Nöbetçi değil gerçek golcüyüm"

02.07.2008
Semih Şentürk: "Nöbetçi değil gerçek golcüyüm"
Yıllarca "Genç Semih" olarak anıldı, şimdilerde "nöbetçi golcü" unvanını taşıyor. Uzun yıllardır kadrosunda bulunduğu Fenerbahçe'de ilk kez geçtiğimiz sezonda biraz olsun oynama şansı buldu ve bu fırsatı mükemmel değerlendirip gol kralı oldu. Kariyerini, 15 yaşından beri formasını giydiği Milli Takımlara borçlu olduğunu söylüyor ve artık "nöbetçi golcü" yaftasından kurtulup gerçek bir golcü olarak anılmak istediğini anlatıyor.
Röportaj: Türker Tozar
İzmir doğumlu bir futbolcu olarak Fenerbahçe altyapısıyla yolun nasıl kesişti?
1999'da İzmir'in 1. Amatör Küme takımlarından Özçamdibispor'da futbol oynuyordum. O dönem Federasyon, il çapında bir seçme yapmaya karar verdi ve amatör kulüplerden başarılı oyuncuları denemeye tâbi tuttu. Antrenörlerim de beni bu seçmelere gönderdi. Seçmelerde 750-1000 arası futbolcu vardı ve her oyuncuya ortalama 15 dakika zaman ayrılabiliyordu. Ben de başarılı bir deneme süreci geçirmiş olacağım ki Futbol Federasyonu'nun o dönemdeki Ege Bölge Antrenörleri Şakir Kuruş ile Ercan Ertemçöz iletişim bilgilerimi alıp "Biz seni arayacağız" dedi. 1 ay sonra telefon ettiler ve beni Riva'da yapılacak U15 Milli Takımı ara seçmelerine davet ettiler. 1999'un Mart ayında yapılan seçmelere tüm Türkiye'den, hatta yurtdışından toplam 30 futbolcu çağrılmıştı. Bu seçmelerde de başarı gösterince Haziran 1999'da Romanya ile Sivas'ta yapılan maçlar için U15 Genç Milli Takımı'nın kadrosuna çağrıldım ve milli formayı da ilk kez bu maçlarda giydim. Sonrasında, İsrail ve Moldova maçlarında da forma giydim, birer gol kaydettim. O maçlardan sonra İzmir basınında benimle ilgili yazılar çıkmaya başladı. "İzmir'in büyük takımları Semih'i nasıl hâlâ fark etmiyor" gibi yorumlar yapılıyordu. Aynı yılın Ağustos ayında Türkiye'de yapılan Balkan Gençler Şampiyonası benim esas patlama yaptığım platform oldu. 4 maçta 8 gol kaydettim. Hele Yugoslavya'yı 7-0 yendiğimiz ve benim 5 gol birden attığım maç var ki, onu unutamam. O maçı Fenerbahçe PAF Takımı Teknik Direktörü İrfan Saraloğlu da izlemiş. Milli Takım'dan çok iyi arkadaşım olan Fahri Tatan aracılığıyla bana telefonla ulaştılar ve görüşmek istediklerini söylediler. Görüşme sonunda anlaştık ve Eylül 1999'da Fenerbahçe PAF Takımı'na transfer oldum. Bu arada belirtmem gerekir ki, benim bugünlere gelmemde ve Fenerbahçe'ye transfer olmamda temel etken Milli Takım'dır.
İlk profesyonel olduğun dönemde, üç sezonda tek lig maçına çıktın ve sonra İzmirspor'a kiralandın. Bu dönemde neler hissetmiştin? Kiralık geçirdiğin dönemin sana ne gibi katkıları oldu?
1999-00 sezonunun tamamında ve 2000-01 sezonunun ilk devresinde PAF Takım'da oynadım. Bu sezonun ikinci yarısı için yapılan hazırlık kampına Teknik Direktör Mustafa Denizli beni de dâhil etti. Kamp sonrası A takımda kaldım. Zaten o dönem altyapıdan iki oyuncunun da kadroya dâhil edilmesi zorunluluğu vardı. Bu yüzden hep kadrodaydım ama ilk müsabakama Siirt Jetpa Spor'u 4-0 yendiğimiz maçın ikinci devresinde çıktım. Altyapının başına Tamer Güney gelince şampiyon olan PAF takımın oyuncularıyla bir toplantı yaptı. Bize düzenli olarak oynamamız gerektiğini söyledi. Zaten o dönemde PAF takım oyuncularının aldığı paralar da eleştiri konusu oluyordu. Ben 30 milyar alıyorken, kiralık gittiğim İzmirspor'la 10 milyara anlaştım. O dönem Fenerbahçe ile kampa gitmeyi beklerken kendimi İzmirspor'da buldum. İlk başlarda hiç de isteyerek gitmedim. Ama iyi ki de gitmişim. Çünkü orada profesyonelliği, maç tecrübesini, mücadeleyi ve kazanma hırsını tattım.
Oynamayınca yeteneklerim geriledi
Türkiye'de büyük takımda oynayan genç oyuncular forma şansı için beklemekle kiralık gitmek arasında tercih yapmakta zorlanıyor. Eğer kalırlarsa kariyerleri ciddi anlamda zedelenebiliyor, bazen de doğru zamanda şans buluyorlar. Sence hangisini yapmak doğru?

Oynamadığım zamanlarda hep gitmek istedim. Oğuz Çetin ve Werner Lorant dönemlerini geçtikten sonra, Christoph Daum takımın başındayken ayrılmak istedim, göndermediler. Sonraki iki sezonda da gitmek istedim, yönetim yine bırakmadı. Zico geldi, o da göndermedi. Allah'tan bu sene kendimi gösterme fırsatı bulabildim. Ben hep kiralık gidip, kendimi toparlayıp geri dönmeyi düşündüm ama olmadı. Çünkü yönetim ve teknik adamlar beni hep bir stepne gibi görüyordu. Bence genç oyuncu oynamadığı zaman birçok özelliğini kaybedebiliyor. Bu benim için de geçerli. Oynamadığım dönemlerde yeteneklerimde bir gerileme oldu. Şimdi yavaş yavaş durumu toparladığımı düşünüyorum. Örneğin ağır olduğum yönünde eleştiriler yapılıyordu. Eğer benim PAF takımdaki maçlarımı izleseler, dediklerinin tam tersi olduğunu anlayacaklardı. Ben her zaman oynamak için gitmek gerektiğine inandım. Şimdiki PAF takım oyuncularıyla konuştuğum zaman da onlara bu tavsiyede bulunuyorum.

Fenerbahçe'nin altyapısından gelip ilk on birin gediklisi olan oyuncular bir elin parmakları kadar sayılı. O altyapıdan gelen bir oyuncu olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?

Altyapıdan gelip Fenerbahçe A Takımı'nda oynamak gerçekten çok zor bir iş. Türkiye'de gençlere çok fazla forma şansı verilmediğini zaten biliyoruz. Fenerbahçe'de ise bu durum daha da sınırlı. Sıra dışı yetenekleriniz olmalı ki A takımı ciddi şekilde zorlayabilesiniz. Müjdat Yetkiner ve Cem Pamiroğlu'ndan sonra bunu başarabilen birisi uzun süre olmadı. Ben, Can Arat, Kerim Zengin ve Volkan Babacan'ı son dönemde bu kişilerin arasında sayabiliriz. Neden altyapıdan gelenler oynayamıyor derseniz, ben 9 yıldır Fenerbahçe'deyim, her sene beklenti olabilecek en üst düzeyde. Buna paralel olarak çok kaliteli yerli-yabancı transferler yapılıyor. Hele de bu genç defans veya forvet oyuncusu ise işi daha da zor. Çünkü benim kulüpte bulunduğum her sene oralara muhakkak transfer yapılır. Geride kalan sezonlarda 20 farklı forvet oyuncusuyla oynadığımı söyleyebilirim. Fenerbahçe taraftarının da yapısını tahmin ediyorsunuz. Onların beklentileri de büyük. Fenerbahçe'nin Avrupa'da kupa kazanmasını istiyorlar. Beşiktaş'ın da bizimle benzer bir yapıda olduğunu düşünüyorum. Galatasaray'da da beklentilerin büyük olduğunu söyleyebilirsiniz ancak onların gençlere şans tanıyan bir takım haline gelmeleri için UEFA Kupası ve Süper Kupa başarılarını elde etmeleri gerekti. Belki de Fenerbahçe benzer bir süreçten geçtiğinde, bu anlamda kabuk değiştirmesi mümkün olacak.

Neden ilk on birde düzenli olarak forma giyemediğin konusunda kendine sorular soruyor musun? Bu konuda Zico ile hiç konuştun mu? "Nöbetçi golcü" olarak anılmaktan rahatsız oluyor musun?

Zico ile bu konuda hiçbir zaman bire bir görüşmem olmadı. Çünkü benim karakterimin dışında bir hareket. Eğer ben iyiysem, hoca zaten ilk on birde şans verir diye düşündüm. İlk on birde başlamakla veya oynayamamakla ilgili olarak hiçbir zaman problem yaratmadım, kendime sıkıntı etmedim. Bunu da defalarca söyledim ama hep yanlış anlaşıldım. Benim rahatsızlığım bilhassa "Semih oyuna sonradan girdiği zaman daha etkili oluyor" şeklinde yapılan yorumlar konusunda. Toplumda yanlış algılamalara sebep oluyorlar. Bir spor yazarının kısa süre arayla yazdığı iki yazıyı motive olmak için kesip sakladım. Benimle ilgili iki yazısının bir tanesinde "Semih sonradan oyuna girdiğinde daha etkili" demiş, diğerinde ise "Semih'le niye oyuna başlamadı?" diye Zico'yu eleştirmiş. Yapılan kritiklerin de tutarlı olması lâzım. Ben de her hafta ilk on birde oynamak ve goller atmak isterim. Ama bir oyuncu her zaman aynı performansı gösteremeyebilir, goller atamayabilir. Genç oyunculara karşı daha anlayışlı olunması gerek. Ayrıca, "nöbetçi golcü" kavramından da rahatsızım. Artık "gerçek golcü" olarak anılmak istiyorum.


Turkcell Süper Lig'de sezon boyunca çok iyi bir performans sergilediniz. Belki de en iyi futbolu oynayan ekiptiniz ama şampiyonluk kupası sizin olmadı. Geride bıraktığımız sezonla ilgili neler söylersin?

Bu sezon Avrupa'da çok üst düzeyde futbol oynadık. Bu yorucu ve zorlu maçlardan sonra lig maçlarımıza yeterince konsantre olamadığımızı düşünüyorum. İstediğimiz tempoyu yakalayamadık. Bu da puan kayıplarına sebep oldu. Hocamız da yorucu Avrupa maçlarından sonra takımı dinlendirmek adına bu karşılaşmalarda oynamayan oyunculara şans verdi. İşte bu maçlarda bazı yedek oyuncularımız, ben dâhil iyi oynayamadık ve puanlar kaybettik. Eğer Şampiyonlar Ligi'nde vermiş olduğumuz mücadelenin yarısını ligde yapabilseydik, haftalar öncesinden şampiyonluğu garantilerdik. Bu fırsatı Galatasaray'a yenildiğimiz için değil, daha önceki maçlarda yitirdiğimiz puanlar yüzünden kaybettiğimizi düşünüyorum

Fenerbahçe şampiyonluğu kaçırdı ama sen birçok maça sonradan girmene rağmen gol krallığı tacını taktın. Belki senin için bir teselli oldu.

Samimi söyleyeyim, ben gol kralı olduğumu tam anlayamadım. Şampiyonluğu kaçırdığımız için biraz buruk bir sevincim var açıkçası. Yine de tarihe geçmek önemli, benim için mutluluk verici.

Şampiyonlar Ligi'ndeki başarınızla gurur duyuyor olmalısın. Fenerbahçe Türkiye'de hâkimiyeti olan ama Avrupa kupalarında fazlaca başarılı olamayan bir ekip görünümündeydi. Bu algılamayı yıktığınızı düşünüyor musun?

Şampiyonlar Ligi'nde daha önce hiç puan alamadığımız ya da gol atamadığımız dönemler olmuştu. Avrupa'da yavaş ama hissedilir bir yükselişimiz vardı. Daha önce 9 puan elde edip bir üst tura çıkamadığımız dönemler olmuştu. Şimdi 11 puana ulaşıp gruptan çıkmayı başardık. Avrupa'da Fenerbahçe'nin büyüklüğü anlaşılmaya başladı diyebilirim. Chelsea karşısında biraz daha dikkatli olsaydık, kendi sahamızda oynadığımız karşılaşmada o golü yemeseydik, İngiltere'de rahatlıkla turu geçerdik diye düşünüyorum. Önemli olan bu başarıyı devam ettirmek. İnşallah gelecek sezon başarılarımızı bir adım ileriye götüreceğiz.

Yabancıyı yedek bırakabilmek istisnai bir durum

Kulüp yöneticileri sürekli daha fazla yabancı oyuncu oynatabilmek için Federasyona baskı yapıyor. Bu doğru bir hareket mi sence? Oynama şansı bir nebze de olsa kısıtlanmış bir Türk futbolcu olarak bunun yabancı futbolcular yüzünden olduğunu mu düşünüyorsun?

Türkiye'de yabancılara daha fazla sabır gösterildiği için yerlilerin oynama şansı daha da zorlaşıyor. Yetenekliysen, teknik direktörle de iletişimin iyiyse oynarsın belki. O zaman da yabancı kenarda bekler ama bu istisnai bir durum. Bahsettiğiniz baskıyı da sadece dört büyük takımın yaptığını düşünüyorum. O da Avrupa'da mücadele ederken rakiplerden aşağı kalmamak için. Chelsea'nin 17-18 tane yabancı futbolcusu varken, bizim sadece 6 yabancımız var. Bu da güç dengesini bozuyor. Ama 2010 yılından sonra artık yabancı konusu FIFA tarafından bir standarda bağlanacağı için herkes için daha âdil bir pozisyon oluşacak.

Bu sezon attığın önemli gollerle ön planda oldun. Avrupa'dan teklifler alıyor musun?

Bu sezon en parlak dönemimi geçirdim ve sezon içinde gelen teklifler oldu ama ben kulübümle 2+1 yıllık bir anlaşma yaptım. Başkanımızın iki ay önce sarf ettiği "Ben olduğum müddetçe sen de buradasın" sözü beni çok mutlu etti. Her oyuncu Avrupa'da oynamak ister. Ben iki sezon daha oynayıp Avrupa'ya öyle gitmek istiyorum. Bu yıl yaptığım çıkışı iki sezon daha sürdürürsem daha hazır şekilde giderim. Çünkü Avrupa için daha fazla maç tecrübesine sahip olmam gerektiği inancındayım. Bu yüzden "Avrupa için daha erken" dedim.

Oyun stilini hangi liglere daha uygun buluyorsun?

İspanya ve Almanya liglerini beğeniyorum. Orada takımlar çoğunlukla çift forvetle oynadıkları için pozisyon zenginliği daha yüksek. Ben de iki forvetle oynamayı seviyorum.

Eskiden Türk futbolcusu Türkiye'den ayrıldığı zaman adaptasyon problemleri yaşardı. Oysa şimdi önümüzde başarılı örnekler de var. Sen kendini nerede görüyorsun bu anlamda? Duygusal ve ülkesinden ayrılmaya dayanamayacak bağlı biri mi yoksa kariyeri için her zorluğa göğüs geren biri mi?

Nihat ve Emre ağabey elde ettikleri başarılarla bizi gururlandırdı. Ben de onlar gibi Avrupa'da oynama şansı bulursam elimden gelenin en iyisini yaparım. Sonuçta daha iyi imkânlarda yaşantımı sürdüreceksem, çocuğumu büyütmek için daha uygun bir ortam olduğunu düşünürsem, oraya adapte olmakta zorlanacağımı zannetmiyorum. Allah nasip ederse, ben de o zorluklara göğüs gererim.

Avrupa Şampiyonası kadrosuna dâhil edilmeme endişen var mıydı? İsmin açıklandıktan sonra bir rahatlama oldu mu?

Her futbolcudaki gibi benim de böyle bir endişem oldu. Seçilen oyuncuların hepsi kendini ispatlamış isimler. Dışarıda kalacak oyuncular arasında benim ben de bulunabilirdim. Hatta Yıldıray, Halil ve İbrahim Kaş gittikten sonra bile düşündüm. Son iki gün benim için zor geçti. Kafamda hep sorular vardı ama kadroya seçilince rahatladım.

Forvet hattını nasıl değerlendiriyorsun? Milli Takım Hakan Şükür'süz oynamaya alıştı mı?

Milli Takım'ın ileri ucunda Nihat ağabeyle iyi bir ikili oluşturduğumuzu düşünüyorum. Bizim dışımızda da Mevlüt, Halil, Gökhan Ünal ve Mehmet Yıldız var. Avrupa Şampiyonası sonrasında da alternatifler denenebilir.

Avrupa Şampiyonası'ndaki ilk golümüzü İsviçre'ye karşı attın. Kaderin bir cilvesi olarak, bu maçta da sonradan oyuna girdin. Neler söylersin?

Portekiz maçından sonra ikinci Avrupa Şampiyonası maçına çıkmıştım. Kenarda beklerken oyuna gireceğimi hissettim. Kulübede olduğum zaman maçı çok iyi takip ederim, oyunu iyi okurum. Stoperlerin hareketlerini analiz ederim. Bir de kendi kendimi motive etme yöntemim var. Yedekte beklerken oyuna girip gol atabileceğime kendimi inandırıyorum. Sanki içime doğuyor. O maçta da gol atacağımı hissetmiştim. Eğer forvet oyuncusuysanız doğru zamanda doğru yerde olmak kadar, biraz da şansınızın olması önemli. Golü koklamak ve pozisyon almak konusunda doğuştan yeteneklerim olduğunu düşünüyorum. O pozisyonda topun arkaya gideceğini hissetmiştim. Kafayı vurdum ve top filelere gitti.
Hırvatistan karşılaşmasında turun kapısını aralayan, tüm Türkiye'yi tekrar umutlandıran o beraberlik golünü nasıl attığını hatırlıyor musun?

118. dakikada golü yiyince "Eyvah, maç gitti dedim" içimden. Ondan sonra Arda ve Tuncay topla tehlikeli akınlar yapmaya başladı. Hemen kendimizi toparladık. Bir uzun top atıldı Hırvatistan ceza sahasına. İki tane uzun stoperin arasında bir şey yapamayacağım gibi gözüküyordu. Emre Aşık kafa topuna çıkınca onları bozdu ve top da benim önümde kaldı. Yapabildiğim en düzgün vuruşu yaptım ve gol oldu. Topa son bir güçle vurmuştum. Benim için önemi büyük.

Sonradan oyuna girerek attığın önemli gollere bir yenisini daha ekledin. Öyle gözüküyor ki hâlâ sana verilen "Nöbetçi Golcü" lakabından kurtulamayacaksın.

Gerçekten bu böyle gidecek galiba. İlk on birde başladığımda da gol attığım çok oldu ama böyle anahtar diye tabir edilebilecek golleri hep sonradan girdikten sonra attım.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=4478

Hamit Altıntop: "Bayern'de oynamam Milli Takım'a yarıyor"


02.03.2009
Hamit Altıntop: "Bayernde oynamam Milli Takıma yarıyor"
Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası elemelerinde ve finallerinde gösterdiği performansta onun payı bir başkaydı. Dönüm noktalarında çok kritik asistler yaptı, çok kritik goller attı. Ancak o tüm bunların geçmişte kaldığını, bugünü yaşayıp yarına baktığını söyleyecek kadar tevazu sahibi. Sakatlığını bile ruhunu dinlendirmek ve hızla akıp giden hayatı daha iyi algılamak için fırsat gördüğünü anlatıyor. Bayern'den ayrılmayı hiç düşünmediğini, böylesine büyük bir kulüpte öğrendikleriyle Milli Takım'a daha fazla katkı sağladığını belirtiyor.
Röportaj: Türker Tozar
Her daim Türkiye'deki takımların transfer gündemindesin. Peki, senin gündeminde yakın gelecekte Türkiye'de oynamak gibi bir plan var mı?
Şu an gündemimde transfer değil sadece bugünü yaşamak var. Çünkü Bayern Münih'le 2010 yılına kadar mukavelem bulunuyor. Çok iyi bir ortamda futbol oynadığıma inanıyorum. Bayern Münih'te öğrendiklerimi, orada yakaladığım havayı Türk Milli Takımı'na da yansıtıyorum. Bir anlamda orada öğrendikleri Milli Takım'da uyguluyorum. Özellikle Avrupa Şampiyonası elemeleri ve finalleri sırasındaki performansım bunun için iyi bir örnekti. Bu nedenle şu an gündemimde başka bir takıma transfer olmak gibi bir düşünce yok.
Bosman kuralları gereği kulüpler sözleşmesi bitecek oyuncularıyla uzun vadeli mukaveleler yapmak istiyor. Bayern Münih cephesinden sana böyle bir sözleşme uzatma teklifi geldi mi?
Böyle bir konuşma olmadı. Sonuçta sözleşmeler tek taraflı değildir. Bu noktada iki tarafın da görüşleri önemli. Ben sadece kendi düşüncelerime adapteyim. Bir konu varsa, her zaman kulağım açıktır, dinlerim. Ama önemli olan bu dönemde futbolcunun performansını göstermesidir. Benim düşüncem Bayern Münih'le devam etmek yönünde.
Bayern Münih Almanya'da sadece Bayernlilerin sevdiği, diğerlerinin ise sevmemenin ötesinde duygular beslediği bir takım. Bu da Bayern'in bir yerde, diğerlerinin başka bir yerde durduğunu ve kulübün büyüklüğünü gösteriyor. Bayern Münih oyuncusu olmak sana neler kattı, kariyerinde neleri değiştirdi?
Bayern Münih gerçekten son 15-20 yıldır çok büyük bir aşama yaptı ve diğer takımların da örnek aldığı bir kulüp haline geldi. Sadece saha içi başarılarıyla değil, hem ekonomik gücü hem de medyatik tarafıyla imrenilen bir konumda. Bayern Münih futbolcusu olmama gelince, bunun bana büyük faydaları oldu. Sadece internet sitesini ele alırsak, beş dilde yayın yapan bir site ve yılda 55 milyon kişi o siteyi tıklıyor. İnsanlar o siteyi tıkladığında "Hamit iyileşti, Hamit sakatlandı, Hamit gol attı" gibi benimle ilgili haberleri de görüyor. Bayern Münih'te ve üstüne bir de Milli Takım'da oynayan bir oyuncu olarak gündemden hiç düşmüyorsunuz. Milli Takım'daki performansımızla ilgili haberler de sitede yer alıyor çünkü.
Bayern'in antrenman maçları lig maçlarından daha ağır
Prestiji bir yana, oyununu geliştirme anlamında Bayern'in sana ne gibi katkıları oldu?
Hedefleri büyük olduğu için bir futbolcunun bonservisine yüksek bedeller ödeyebiliyorlar. Geçtiğimiz sezon transfere 100 milyon dolar harcadılar. Dolayısıyla çok kaliteli oyunculardan oluşan bir kadronun içinde yer alıyorsunuz. Biraz havalı gibi olacak ama bazı antrenman maçlarımız bile lig maçlarından daha ağır ve yorucu geçiyor. Böyle bir kadronun içinde yer alabilmek ve oynayabilmek için her gün üst düzeyde bir performans göstermeniz gerekiyor.
Takım arkadaşın Ribery ile hiç Galatasaray sohbeti yapıyor musun?
İlk geldiğinde bir ara o konu açılmıştı. Ribery Galatasaray'la ilgili hep olumlu şeylerden bahsetti. Bazen "Nasılsın, ne yapıyorsun?" gibi Türkçe kelimeler de kullanıyor. Galatasaray'da oynamış olmasını da kişisel gelişimi açısından büyük bir adım olarak görüyor.
Galatasaray Ribery'yi kaybetmekle neler kaybetti?
Futbolcular gelir gider, bu çok önemli değil. Ribery veya bir başkası… Ama benim düşüncem, kadrodaki futbolcuların hepsine aynı muamele yapılmalı. İnsan insandır çünkü. Kaliteli sporcu olabilir ama önemli olan bir sistem kurmak ve bu sisteme herkesin ayak uydurması. Tabii yıldızlar camiasında bu tip oyuncuların bazı avantajları olacak. Çünkü bu özellikleri yıllar boyu çalışarak kazanmışlar. Ama bugün Ribery'dir, yarın başka bir futbolcu olur. Önemli olan adam gibi çalışmaktır.
Ribery nasıl bir insan, nasıl bir oyuncu?
Ribery ile çok yakınız. İşini çok iyi yapıyor ve devamlılığı var. İnsanın böyle bir devamlılığı ve inancı varsa, saha içinde de fantastik bir futbol oynuyorsa bu saha dışına da olumlu yansıyor.
Lig de Milli Takım'ın seviyesine yükselmeli
Türk Milli Takımı'nın dünya futbolunda artık önemli bir yeri var. Ancak Türk futbolcular Milli Takım'la paralel bir popülerliğe sahip değil. İspanyol, Fransız, Hollandalı, Çek, Brezilyalı, Arjantinli çok sayıda oyuncu kendi liglerinin dışında önemli takımlarda oynuyor ama Türk oyuncular için aynı şey söz konusu değil. Sence bunun sebepleri neler?
Unutmamak gerekir ki biz yeni yeni bazı şeyleri kavrıyor ve uygulamaya çalışıyoruz. Türk futbolu 10-15 yıl önce Avrupa futbolunun 20-30 yıl gerisindeydi. Şimdi o yılları kapatmaya çalışıyoruz. Gençlerimize örnek olmaya çalışıyoruz. Böyle devam edersek, Avrupa Şampiyonaları ve Dünya Kupalarında bu performansı sergilersek, gelecek 5-10 yılda genç oyuncularımız bugünkünden çok daha fazla sayıda Avrupa takımlarında boy gösterebilecek. Ama dediğim gibi hâlâ bazı eksiklerimiz var. Sadece Milli Takım'la elde edilen başarılar yeterli değil. Çünkü sadece Milli Takım maçları değil, lig maçları da izleniyor. Dilerim o platformda da kendimizi geliştirir ve kısa zamanda mesafe alırız.
Beşiktaş'ın transfer ettiği Fabian Ernst yakından tanıdığın bir oyuncu. Hem karakteri hem de oyunculuğu hakkında neler söyleyebilirsin?
Bence Ernst iyi bir transfer. Devamlılığı olan bir futbolcu. Çok basit oynayan ve hem saha içinde hem de saha dışında zeki bir oyuncu. Göbekte çok iyi işler yapacağına inanıyorum. Futbolseverler bunu gelecek aylarda da yakından görebilecek.
Art arda iki maç yapacağımız İspanya, ayağa paslarla çabuk oynayan ve kaliteli oyunculara sahip çok güçlü bir rakip. Böyle bir rakip karşısında Milli Takımımız neler yapmalı sence?
Öncelikle kendi yeteneklerimize ve kendi oyunumuza konsantre olmamız gerekiyor. Bunu başarırsak, hocamızın vereceği taktikle İspanyolların açıklarını yakalayabiliriz. Evet, gerçekten de iyi futbol oynuyorlar ama bizimle karşı karşıya geldiklerinde çok zor anlar yaşayabilirler. Biz Avrupa Şampiyonası'nda kolektif oyunumuz ve inancımızla başarılı olduk. Madrid'de olsun, İstanbul'da olsun o havayı yakalayabildiğimiz takdirde her şeyi yapabiliriz. Ben bu maçlara pozitif bakıyorum.
İspanya karşısında avantaj ve dezavantajlarımız nedir?
Umarım arkadaşlarımızın hepsi hazır olur. Sakatlık problemi çekmeyiz inşallah. Kadromuz İspanya kadar kaliteli ve tecrübeli olmasa da bu açığı çok çalışarak ve isteyerek kapatabiliriz.
Milli Takımımız küçük takımlara karşı zaman zaman zorlanıyor. Mesela Estonya beraberliği gibi. Konsantrasyon eksikliği mi yaşıyoruz bu tip rakipler karşısında?
Avrupa Şampiyonası'ndan sonra aynı kadroyla eleme maçlarına çıkabilseydik daha farklı olabilirdi. Ama yeni arkadaşlar geliyor ve onların uyum sağlaması, hocayı anlaması ve çevreye ayak uydurması biraz zaman alıyor. Yine de çok fazla bir şey kaybettiğimize inanmıyorum. Avrupa Şampiyonası'ndaki havayı yeniden yakalayabileceğimizden eminim.
Almanya'da Türk Milli Takımı'na bakış nasıl? Almanlar Türk futbolu hakkında neler düşünüyor?
Almanlara karşı ilk yarıda oynadığımız futboldan çok etkilendiler. Zaten maç esnasında rakibimizin ne yapacağını şaşırdığını açıkça hissettik. Ama maalesef ikinci golü atamadık ve üzerine bir de gol yedik. Yaralanmış bir hayvanın et parçasıyla hayata dönmesi gibi bir şey oldu bu.
Milli Takım'daki en başarılı performansın hangisiydi?
Ben sadece bugünü yaşıyorum ve dün ne olduğunu unutmasam bile fazla ilgilenmiyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Evet, geçmişimde çok iyi maçlar da vardı, kötü maçlar da. Ben başından sonuna kadar yaşadıklarımın hepsinin zevkini çıkardım. Bu nedenle bir tek maçtan söz edemeyeceğim.
UEFA seni mevkiinin en iyi üç oyuncundan biri seçti. Bu seçim kariyerin açısından önemli bir adım sayılabilir mi?
Ben böyle düşünmüyorum. Çünkü o da geçmişte kaldı. Ondan sonra bir sakatlık yaşadım ve gündemden uzak kaldım. Sonrasında yeni şeyler yaşandı. Böyle şeyler güzel, hoş ancak çok da önemli olduğuna inanmıyorum.
Sakatlığın da zevkini çıkardım
Sakatlık nedeniyle Milli Takım'dan uzak kalmak seni nasıl etkiledi?
Fazla etkilemedi. Ben futbolu seviyorum ama futbolsuz da bir hayat olduğunu biliyorum. Elbette arkadaşlarımla beraber olmayı isterdim, çünkü dışarıdan seyretmek zor. Ama ben futbolda Avrupa Şampiyonası'ndaki olumlu şeyler bulunduğu gibi ters tarafında olumsuz şeyler olduğunu da biliyorum. Dolayısıyla sakatlık beni hiç etkilemedi. O zamanı farklı bir biçimde kullandım. Ruhumun da bazı şeyleri algılaması gerekiyordu. Bugünü o kadar hızlı yaşıyoruz ki, insan ruhu aynı tempoyu tutamıyor ve algılaması geride kalıyor. Dolayısıyla yeri geldiğinde o algıyı değerlendiremiyor. Onun için sakatlık dönemim de güzeldi. Sakatlığımın da zevkini çıkardım.
Ümit Milli Takım'da forvet arkasında oynuyordun. Şimdi seni daha çok sağ kanatta bazen bek, bazen de orta saha oyuncusu olarak izliyoruz. Hamit'in en iyi performans vereceği bölge neresi? Bu görev değişiklikleri seni nasıl etkiliyor?
Nerede oynadığınız, takımın kadro kuruluşuyla ilgili bir mesele. Yeri geldiğinde oyuncu her mevkide görev yapabilir. Ama ben kendimi orta sahada daha iyi hissediyorum. Bunu hocalarım da biliyor. Bana sorarsanız orta sahanın sağında, ön liberoda veya forvet arkasında oynamak daha avantajlı.
Süper Lig'de oynanan futbolun kalitesini nasıl buluyorsun? Anadolu takımlarının yükselişini nasıl yorumluyorsun?
Sivasspor olsun, Gaziantepspor olsun elde ettikleri başarıyı tebrik etmek lâzım. Ancak önemli olan bu grafiğin inişli-çıkışlı olmak yerine süreklilik kazanması. Bir yandan da gerçekçi olmak gerekiyor. Mesela İstanbul'da Galatasaray-Beşiktaş derbisini izledim ve çok üst düzeyde bir futbol göremedim. Bunu sadece bir örnek olarak söylüyorum. Türkiye'deki en büyük sorun, bütün hataların bir hakem hatasıyla kapatılmak istenmesi. Gerçekçi olmamız ve sadece bugünü değil, yarını da düşünmemiz lâzım.
Türkiye Ligi'nde hangi oyuncuları beğeniyorsun?
Ligde çok kaliteli futbolcular var. Milli Takım'daki arkadaşlarımızın hiçbirinin oyunculuk kalitesi tartışılmaz. Yabancılardan Fabian Ernst'i beğeniyorum. Tello iyi futbolcu. Alex'in başardıkları da tartışılmaz.
Almanya'da Hoffenheim'ın çıkışını nasıl yorumluyorsun? Bu takım nasıl bir projenin ürünü?
Çok akıllı bir hocaları var. Ben Schalke'deyken Ralf Rangnick'le çalışmıştım. Onların çıkışı Alman Ligi için de iyi oldu. Kaliteli bir takım, sistemi olan bir kulüp. Ama sonuna kadar devamlı olabileceklerine inanmıyorum. Başkanları aslında hobi olarak başlamıştı ama sonra iş ciddileşti. İş ve zevk birleşip ortada bir baskı ve beklenti de olmayınca inanılmaz şeyler başarıldı.
Türk gençlerinin, senin dönemindeki gibi Türk Milli Takımı'nı seçmesinin kolay olmadığını görüyoruz. Bunda Alman hükümetinin aldığı kararların da etkisi var. Son örnek Mesut Özil. Gurbetteki Türk gençlerini Türkiye yerine Almanya'yı tercih etmeye iten sebep nedir?
Ben hoşgörülü bir insan olduğuma inanıyorum ama bu konuda o kişileri anlamakta zorluk çekiyorum. Bir insan ya Türk ya Alman'dır. Tabii ki Almanların hakkını yememek lâzım. Onların okullarında eğitim aldık. Ancak bu tercihi yapan oyuncuları anlayamıyorum. Düşünceleri nedir, büyüdükleri ortamlar nasıldır bilemiyorum.
Sen de Almanya'da doğdun ve orada yetiştin ama Türkiye'ye karşı aidiyet duyuyorsun. Onlarsa "Biz Almanya'da doğduk ve oranın kültürüyle büyüdük" gibi bir argümanı öne sürüyor.
Bu argüman onlar için yeterliyse bence kolay bir açıklama olur. Tabii ki bu onların tercihi ve insanların kişisel kararlarına saygı göstermek gerekiyor. İnşallah bu kararlarından pişman olmazlar.

Bekir İrtegün: "En iyi özelliklerim sezgi ve konsantrasyon"

30.06.2009
Bekir İrtegün: "En iyi özelliklerim sezgi ve konsantrasyon"



Gaziantepspor'da 8 yıl boyunca başarıyla forma giyip Milli takımların tüm kademelerinde oynadı. Ümit Milli Takım'ın ardından sekteye uğrayan ay-yıldızlı kariyerine bu sezon ligde gösterdiği yüksek performans sayesinde A Milli Takım'da devam ediyor. Gerçek mevki stoper olsa da sağ bekte de görev yapabiliyor. Fenerbahçe'nin yeni transferi, bir savunma oyuncusunda en önemli özelliklerin sezgi ve konsantrasyon olduğunu söyleyip, bu özelliklere sahip olduğunu anlatıyor.

Röportaj: Türker Tozar/ TamSaha


Genç Milli Takımların tüm kategorilerinde forma giymiş, ama sonrasında A takıma yükselme döneminde sekteye uğramış bir oyuncusun. Milli Takımlardan uzak kaldığın bu dönemde senin için yanlış giden şeyler nelerdi? Neden Milli Takımlarda bir süreklilik sağlayamadın?
Ben sürekliliği A Milli Takım'da sağlayamadım, diğerlerinde istikrarlı bir şekilde oynadığımı düşünüyorum. A Milli Takım'a ilk geldiğim dönemden hemen sonra çok ağır ve uzun bir sakatlık dönemi geçirmiştim. Ondan sonra da toparlanmak oldukça güç oldu. Pek de iyi bir performans sergileyemedim. Ayrıca, benim oynadığım bölgede çok kaliteli oyuncu arkadaşlarımızın bulunması rekabet ortamını yükseltti. Belki de bu yüzden geri planda kaldım. Şimdi kendimi toparladım diyebilirim. Umarım bundan sonra A Milli Takım'a gelişim süreklilik kazanır.
Rıdvan Dilmen'in senin hakkında "Daha çok çalışmalı, kendisine yazık ediyor" diye bir yorumu var. Bu yorumun alt metninde aslında senin çok yetenekli bir oyuncu olduğun, ancak potansiyelini tam anlamıyla kullanamadığın fikri yatıyor. Bu konuda neler söylersin?
Konu çalışmaksa, zaten ben her antrenmanda çok çalışan, gayretli bir futbolcuyum. Bu küçüklüğümden beri hep böyle olmuştur. Rıdvan Hoca'nın benim hakkımdaki düşüncelerini biliyorum. Kendisine teşekkür ediyorum. Belki Rıdvan Hoca değerlendirmesinde şu noktada haklı olabilir; ben uzun yıllardır Gaziantepspor'da oynuyorum. Aralıksız olarak aynı yerde bulunmak bir süre sonra insanı yormaya başlıyor. Ama bu kesinlikle benim için bir bahane olamaz. İtiraf edeyim ki 2-3 yıl önce ekstra olarak değerlendirilebilecek çalışmalar yapıyordum. Bir süredir bu çalışmaları yapamasam da antrenmanlarda bütün enerjimi harcıyorum. Ekstra çalışmaları yapmaya yeniden başlamam gerektiğini biliyorum.
Sezgilerime çok güvenirim
Hangi özelliklerini daha çok beğeniyorsun?
Sezgilerime çok güvenirim. Bence bu, iyi bir defans oyuncusu olmak için gereken en temel özellik. Böylelikle, ağır kaldığınız pozisyonlarda bile sezgilerinizi kullanıp avantajlı duruma geçebilirsiniz. Ayrıca maçlara çok iyi konsantre olduğumu düşünüyorum.
Bu sezonda takımınızda iki kez teknik adam değişikliği yapıldı. Teknik adam değişikliklerinin futbolcu üzerinde ne gibi etkileri oluyor?
Oyuncularda meydana gelen etkiler teknik adamın özelliğine göre değişiyor. Futbolcular, gelen hocaya ayak uydurmak zorunda olduğu için teknik direktörün karakteri belirleyici etken olarak ortaya çıkıyor. Bu sezona Nurullah Sağlam'la başladık. Kendisi zaten bildiğimiz, tanıdığımız bir kişiydi. Ardından kısa bir süre altyapıdan aşina olduğumuz Seçkin Göksel'le çalıştık. Son olarak da Jose Coucerio göreve geldi. Portekizli teknik direktörümüzle uyum sürecimizi çok çabuk atlattık. Onun gelişini kendimiz açısından bir şans olarak değerlendiriyorum. O, hem kariyeri hem de sahip olduğu vizyon itibarıyla çok değerli bir insan. Bu süreci kolay geçirmemizde yardımcısı Krito'nun da büyük rolü var.
Jose Coucerio'nun oyun felsefesi nasıl?
Hücuma çıkarken orta sahada top kaptırılması konusunda çok hassas. Bunu, asla yapılmaması gereken bir hata olarak görüyor. Ayrıca, bir atağa çıkıldığı zaman onun en azından bir şutla sonlandırılmasını istiyor. Bunun arkasında yatan şey, tabii ki kontratağı engellemek. Her zaman kendimize güvenmemiz gerektiğini söylüyor bize. Belki dikkatinizi çekmiştir, Gaziantepspor olarak geriye düştüğümüz maçları çok zor çeviriyorduk. Yeni hocamızla bu değişti. Bursa maçında iki kez geriye düştük, maçı çevirdik, Sivasspor'a karşı da aynısını yaptık. Bu özelliği bize kazandırdı. Artık oyundan kopmadan mücadele edebiliyoruz.
Ön libero da oynarım
Bu sezonun ikinci yarısında seni daha çok sağ bek bölgesinde gördük. Hangi özelliklerin nedeniyle bu bölgede görevlendirildiğini düşünüyorsun?
Erkan ve İlhan'ın sakatlıkları nedeniyle o bölgede bir boşluk oluşmuştu. Onların yokluğunu ben doldurdum. İyi defansif özelliklere sahip olduğum ve atağa çıktığımda telaşlı olmadığım için orada oynatıldığımı düşünüyorum. Açıkçası ben, beklentileri karşıladığım fikrindeyim. Teknik direktörümüz nerede oynamamı isterse, takım için yaparım. Ön libero olarak dahi oynayabilirim.
Ligimizde ve dünyada beğendiğin stoperler hangileri?
Aslında bir Fabio Cannavaro hayranıyım ama son yıllardaki düşüşü gözümden kaçmıyor. Bir de Manchester United'daki Nemanja Vidic'i beğeniyorum. Ligimizde de değerli stoperler var. Kayserisporlu Eren Güngör, genç yaşına göre oldukça yetenekli.
Modern futbol defans oyuncularından sadece rakip atakları durdurmasını değil, aynı zamanda topu iyi kullanmasını da istiyor. Sen bu noktada kendini nasıl değerlendiriyorsun?
Her şeyden önce bir defans elemanını oynatan önündeki orta sahadır. Defans oyuncusuna topu aktarabileceği ne kadar çok seçenek sunulursa o derecede başarılı gözükür. Ben bu konuda şanslı bir sezon geçirdim. Çünkü Gaziantepspor ayağa pasla oynamayı düşünen bir oyun anlayışı içindeydi. Orta saha oyuncularımız en sıkıntılı olduğumuz noktada bile biz defans oyuncularına yardımcı oldular. Ben de topu kullanma anlamında geçtiğimiz sezon kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Riskli pozisyonlar haricinde takıma bu noktada faydalı olmaya çalıştım.
Gaziantepspor bu sezonun ilk yarısında oldukça iyi bir çıkış yakalamıştı ve çok beğenilen bir futbol oynuyordu. Ama sonrasında bir düşüş dönemi yaşandı. Bunu neye bağlıyorsun?
Bizim bu sezondaki en büyük sorunumuz konsantrasyondu. Ligde kendi altımızda yer alan takımlara çok puan verdik, üstümüzdekilerden ise epeyce puan aldık. Öne geçtiğimiz maçlarda skoru koruyamamak bir diğer olumsuz özelliğimizdi. Bunda, belki oyunu çirkinleştirmeden oynama, izleyenlere keyif verme arzumuzun olmasının da rolü olmuştur. Maçın son 10 dakikası içinde yediğimiz gollerle yitirdiğimiz çok fazla puan oldu. Bundan dolayı bir düşüş içerisine girdik.
Anadolu'dan bir şampiyon takım çıkar mı?
Son iki sezonda bunun olmasına ramak kalmıştı ki gerçekleşmedi. Sivasspor iki yıldır yaptığı çıkışla diğer Anadolu takımlarına bazı şeylerin başarılabileceğine dair çok iyi bir örnek oldu. Böylelikle diğerleri de artık bir şeyler yapmaları gerektiğini fark ettiler. Anadolu'dan şampiyon çıkması ihtimalinin imkânsız olmasa bile çok zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü her sezon büyük takımların böylesine kötü bir grafik çizeceğini zannetmiyorum.
Ardaların sayısı artırılmalı
Bu sezon ligde müthiş bir rekabet yaşandı. Sence Türk futbolunda neler değişiyor?
Anadolu takımlarındaki yükselişi de yadsıyamayız. Dört büyüklerle Anadolu takımları arasındaki güç dengesi makasının daraldığını söyleyebiliriz. Eskiden maçların sonuçlarını az-çok tahmin etmek mümkündü. Ama şimdi her şey sürprize açık hale geldi. Bunda biraz da elde edilen puana göre performans parası alınmasının rolü olduğunu görüşündeyim. Ayrıca artık Arda Turan gibi özel yetenekli futbolcuların çok az çıktığını görüyoruz. Bu oyuncuların sayısını arttırmak için uğraş verilmeli.
Lig her ne kadar çekişmeli geçse de oynanan futbolun kalitesinin aynı seviyede olmadığını görüyoruz. Sen bu görüşe katılıyor musun?
Bu bir futbol kültürü meselesi. Türkiye'de hiçbir zaman herkesin sabırla ayağa pas yaptığı, top rakipteyken oyuncuların pozisyonunu koruduğu bir lig olmamıştır. Turkcell Süper Lig, her zaman üst düzeyde mücadelenin olduğu, fiziksel olarak çok fazla efor sarf edilen, sert bir lig olarak öne çıkar. Aynı görüşleri ülkemize gelen yabancı futbolculardan da dinleyebilirsiniz. Bir de Türkiye Ligi'nde gol atıldıktan sonra, skoru korumak adında kapanmak demeyelim de denge oyunu oynanıyor. Skoru güzel bir oyunla elde etmek kadar güzeli yok ama iyi oynayana puan vermiyorlar. Belki Gaziantepspor geçtiğimiz sezon farklı bir oyun tarzı benimsese ve kolay goller yemeseydi şimdi UEFA Avrupa Ligi'nde olabilirdi.
Ligimizde genç oyunculara yeterince güvenildiğini ve şans verildiğini düşünüyor musun?
Geçmiş yıllara göre bu konuda büyük değişiklikler yaşandı. Aşağı yukarı her Süper Lig ekibinin kadrosunda oldukça fazla genç oyuncu bulunuyor. Bu Türk futbolu için büyük kazanç. 2-3 yıllık sezon planlamasında kadro sürekliliği sağlaması açısından ve ekonomik girdi sağlama potansiyeli anlamında olumlu.
Gençler oynadıkça gelişiyor
Gaziantepspor'da geçtiğimiz sezon İsmail Köybaşı ve Murat Ceylan gibi genç oyuncular iyi bir çıkış yakaladı. Genç oyuncuların kalitesi üzerinden Türk futbolunun geleceğini nasıl görüyorsun?
Ben 21 yaşında kaptan oldum. Benimle birlikte de Erdal Güneş vardı. A takıma çıkışımızdan sonra uzun süre bizim peşimizden kimse gelmedi. Bu bence Gaziantepspor'un ayıbıydı. Ama şimdi öyle bir dönemdeyiz ki İsmail, Murat, Ahmet Arı, Ferdi, Coşkun ve oynamadığı için ismini bilmediğiniz bir sürü genç oyuncu var. Bu oyuncuların ligde forma giyme şansı bulması hem kulüp takımları hem de Milli Takımlarımız için birer kazanç. Ayrıca, bu oyuncuların uluslararası turnuvalarda deneyim kazanmaları da önemli. Saydığımız isimler genç yaşta, oturmuş kadroların oyuncuları olabilir. Karakter yapıları da daha iyi. Benim Genç Milli Takımlarda oynadığım dönemde bu tür oyuncuların olmayışı nedeniyle asla bir turnuva takımı olmayı başaramamıştık. Ligden getirdikleri tecrübelerini Milli Takım' yansıtıyorlar.
Senin eğitimli bir oyuncu olduğunu biliyoruz. Bu durum futbol oyununa nasıl yansıyor? Eğitimli olmak futbolu algılamak açısından bir avantaj mı sence?
Ben Gaziantep Üniversitesi Spor Akademisi mezunuyum. Eğitim, psikolojik anlamda etkili oluyor. Takım ortamında işler kötü giderken, futbolcular genelde kendilerini bırakır, umutlarını yitirir. Bu sadece üniversite okumakla ilgili değil, kendini geliştirme anlamında söylüyorum. Bir de eskiye oranla futbolcuların kafa yapısı çok değişti. Ben, hayatın sadece futboldan ibaret olmadığını düşünüyorum. Artık çoğu oyuncu da benim gibi düşünüyor. Kendini eğitmiş bir insan saha içinde kendisini kontrol edebiliyor, öfke kontrolü anlamında da faydalı oluyor.
Fenerbahçe'de potansiyelimi zorlayacağım


Fenerbahçe'ye transferin için neler söylersin. Aslında devre arasında gündeme gelmişti ama sezon sonuna nasip oldu.
Geçen sezonun devre arasında bana Fenerbahçe'den teklif gelmişti. Ben gitmeyi çok istememe rağmen, bu transfer gerçekleşmemişti. Gaziantepsporlu taraftarların beni ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Ama onlar da bilsinler ki artık bir futbolcu kariyerinin sonuna kadar aynı kulüpte oynamıyor. Başka takıma gidiyor, sonra geri gelebiliyor. Gaziantepspor'da 8 yıl oynadım ve bu oldukça uzun bir süre. Kendimi geliştirebilmem ve potansiyelimi zorlamak için bazı değişikliklere ihtiyacım vardı.
A Milli Takım üzerine neler söylemek istersin? Dünya Kupası şansımız ne ölçüde?
2008 Avrupa Şampiyonası'na zorlu bir eleme döneminden geçerek gitmiştik. 2010 Dünya Kupası için de bir benzerini yaşıyoruz. Şimdi rakibimizin puan kaybetmesini bekleyen bir takım durumuna düştük. Ben eminim ki Bosna-Hersek puan kaybedecek, biz de onları yeneceğiz ve ikinci sırayı geri alacağız. Evet, belki basit puan kayıpları yaşadık ama bu durum, geri kalan maçların da kötü gideceği anlamına gelmez. Gücünü tüm dünyanın kabul ettiği bir takımız. Kendimize güvendiğimiz takdirde aşamayacağımız engel yok.

Ailece futbolcu: Hasan Ali Kaldırım

31.07.2009
Ailece futbolcu: Hasan Ali Kaldırım

Almanya'da doğup büyüdü, futbol okuluyla 3 yaşında tanıştı. Koblenz'in ardından 3 yıl Kaiserslautern altyapısında yetişip bu sezonun başında Bundesliga takımlarından Mainz'a transfer oldu. U21 Takımımızın formasını giyiyor ve sol bek oynuyor. Uzun yıllar orta sahada oyun kurucu oynamanın verdiği güvenle topu iyi kullanabiliyor. Hikâyesinin en ilginç tarafı ise biri kız biri erkek iki kardeşinin de lisanslı futbolcu olması.

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Bu sezon Bundesliga ekiplerinden Mainz'a transfer olarak dikkatleri üzerine çektin. Ümit Milli Takımımızın da oyuncularından birisin. Seni biraz daha yakından tanımak istiyoruz.


1989 yılında Almanya'da Neuwied şehrinde doğdum. Futbola başladığımda 3 yaşındaydım. Yaşadığımız kasabanın takımında başlayıp ardından Koblenz'de forma giydim. Koblenz B Genç Takımı'nda 2 sene oynadıktan sonra 16 yaşında Kaiserslautern'e transfer oldum. 3 yıl A Genç ve PAF takımlarında oynadıktan sonra Haziran ayında Mainz'a imza attım. Kaiserslautern benim kalmamı isteyip A takım için sözleşme teklif etti ama ben tercihimi Mainz'dan yana kullandım.

Bu tercihin nedeni neydi?

Mainz'ın Teknik Direktörü Jörn Andersen'le görüştüm ve bana güvendiğini söyledi. Onlar da Kaiserslautren gibi 2. Lig'de oynuyorlardı ama Bundesliga 1'e çıktılar. Jörn Andersen'le yaptığım konuşmada bana, "Sana şans tanıyacağım" dedi ve ben de bu sözüne güvenerek imza attım. Şimdi her şey bana bağlı.

Mainz'da rekabete gireceğin sol bekler kimler?

O bölgede üç oyuncu var; Peter van der Hayden, Zsolt Löw ve Marco Rose. İkisi 32, biri 30 yaşında. Bense 19 yaşındayım. Teknik direktörümüz de bana, "Takımın en genç oyuncusu sensin. Bu sene oynayamasan bile önümüzdeki sezon kesinlikle oynarsın" diyerek güvence verdi.

Şimdi biraz geçmişe dönelim istersen. Bize ailenden söz eder misin?

Annem ve babam Ispartalı. Türkiye'de evlenip Almanya'ya gitmişler. Ben de orada doğdum. Üç kardeşiz. Bir erkek, bir kız kardeşim var ve onlar da futbolcu. 16 yaşındaki erkek kardeşim Koblenz'de orta sahanın ortasında oynuyor. 14 yaşındaki kız kardeşim ise kasaba takımının santrforu. Gerçekten de iyi bir golcü.

Nasıl oldu da üç kardeş birden futbolcu oldunuz? Babanın futbolla bir ilgisi var mıydı?

Hayır, babam hiç futbol oynamamış ama futbolcu olmamız için bizi çok destekledi. Bugünleri gördüğüm için onlara çok teşekkür ediyorum. Üzerimde büyük emekleri var.

Peki, 3 yaş futbola başlamak için çok erken değil miydi?

Annem ve babam çalıştığı için beni anneannem ile dedem büyüttü. Onlar da benim küçüklüğümden söz ederken futbola ne kadar hevesli olduğumu anlatıyor. Sürekli topun arkasından koşturuyormuşum. Dedem bir gün kasaba takımına gidip beni yazdırmış ve böylece futbola başlamışım.

İkinci mesleğim muhasebecilik

Bu arada eğitimini ne yaptın?

Almanya'da okula gittim. Kaiserslutern'de oynamaya başladığımda ise 3 sene muhasebe bürosunda çalıştım. Muhasebeci belgesi alabilmek için girdiğim sözlüyü geçtim. Son bir sınava daha girip başardığımda diplomamı alacağım.

Neden böyle bir yol seçtin kendine?

Futboldan sonra da bir hayat var. Kendimi o hayata hazırlamak için böyle bir eğitim aldım. Futboldan sonra antrenörlük ya da menajerlik yaparsam, muhasebe bilgisine ihtiyacım olacağını düşündüm. Ayrıca futbol, içinde sakatlığın da bulunduğu bir spor ve insanın elinde ikinci bir mesleğin de bulunması avantaj diye düşünüyorum.

Başka spor branşlarına da ilgin var mı?

Oynama anlamında değil ama izleyici olarak tenis ve Formula 1 meraklısıyım. İkisini de izlemeyi seviyorum. Formula 1 merakım da Michael Schumacher'den kaynaklanıyor.

Futbola başladığın dönemde, "Onun gibi olmak itiyorum" dediğin bir oyuncu var mıydı?

15 yaşıma kadar orta sahanın ortasında oyun kurucu olarak oynuyordum ve o dönemde Zinedine Zidane'ı beğeniyordum. Sol bek oynamaya başladıktan sonra ise Philipp Lahm ve Hakan Balta en beğendiğim oyuncular.

Orta saha oyuncusuyken sol beke dönüşün nasıl oldu?

Kaiserslautern'e geldiğimde orta sahada oynuyordum. Ancak antrenörümüz, "Şu anda orta sahanın ortasında senden daha iyi oyuncularımız var" dedi. Ben de "Peki, ben her bölgede görev almaya hazırım" cevabını verdim ve ondan sonra sol bek oynamaya başladım.

Hücuma katılmayı seviyorum

Orta sahada serbest oynayan bir oyuncu olarak, önceliği savunma yapmak olan sol beke dönüşmek senin açından zorluğa yol açmadı mı?

Başlangıçta oldukça zorlandım ama antrenmanlarda sürekli elimden gelenin fazlasını yapmaya çalıştım, arkası da kendiliğinden geldi. Sol bek oynamayı öğrendim ve başarılı da oldum. Zaten daha önce oyun kurucu olarak oynadığım için tekniğim oldukça iyiydi. Dolayısıyla şimdi başarılı bir sol bek olduğumu söyleyebilirim.

Modern futbol beklerin de oyun kurucu özelliğinde olmasını istiyor. Dolayısıyla senin daha önce oynadığın bölge gereği bu konuda bir avantaja sahip olduğun söylenebilir değil mi?

Evet. Geçekten de önemli bir avantaj. Zaten çok fazla geride oynamayı seven bir oyuncu değilim ve oyunu öne doğru oynamaktan hoşlanıyorum. Hücuma ne kadar fazla katkı yaparsam hem ben kendimi o derecede görevini yapmış hissediyorum hem de izleyenler ve antrenörlerim benim bu performansımdan memnun kalıyor.

İki ayağını da kullanabilen bir oyuncu musun?

Kullanıyorum, ancak sol ayağım çok daha iyi. Zaten dünyada sol ayaklı oyuncu sayısı çok fazla değil ve özellikle sol bek mevkiinde ciddi bir eksiklik var. Ben de sol ayağımı iyi kullanmanın avantajını yaşadığımı düşünüyorum.

Hayat felsefem çalışma ve disiplin

3 yaşında futbola başladığında seninle birlikte pek çok çocuk da futbola adım atmıştı. Ama sen onların birçoğunu geçerek bugün bir Bundesliga oyuncusuna dönüştün ve U21 Takımımızın da formasını giyiyorsun. Seni diğerlerinin önüne geçiren ve bu noktaya gelmeni sağlayan özelliklerin nelerdi?

Aslında benim açımdan kolaydı. Çünkü hiçbir zaman gece hayatım olmadı. Almanya'da çocukların gece hayatı 14 yaşından itibaren başlar. Ama ben hiçbir zaman o yolda yürümedim. Zaten annem-babam da bu konuda çok dikkatliydi. Kız arkadaş seçiminde de çok dikkatli davrandım. Kız arkadaşların oyuncuları fazlasıyla bozduğuna şahit oldum ve bu konuda doğru adımlar atmaya çalışıyorum. Hep futbola konsantre oldum ve çalışmaya çok özen gösterdim. Zaten çalışmayı seven bir oyuncuyum. Bugünlere gelmemi de çalışmaya ve disiplinli bir hayat sürmeme borçluyum.

Oyuncunun gelişmesi açısından kendi içinde yaptığı muhasebe oldukça önemli. Oynadığın maçların ardından bu tip muhasebeler yapar mısın, artı ve eksilerini değerlendirir misin?

Maçlardan sonra, "Bunları kötü yaptım, şunları daha iyi yapabilirdim" diye düşünürüm. Koblenz'de oynamaya başladığım dönemden beri babam her maçıma gelir ve bir antrenör gibi bana hatalarımı gösterir, daha iyi olmam için neler yapmam gerektiğini söyler. Maçtan sonra ben de kasetleri izler ve hatalarımı, eksiklerimi görmeye çalışırım.

Genç bir oyuncu olduğun için mutlaka gelişmeye de açıksın. Sence hangi konularda daha iyi olman gerektiğini düşünüyorsun?

Bir oyuncuda teknik ya vardır ya yoktur. Bu konuda iyi olduğum düşünüyorum. Aslında süratim de kötü değil ama bu konuda kendimi biraz daha geliştirmem gerektiğinin farkındayım.

Kazanmak ve kaybetmek futbolun içindeki doğal sonuçlar. Sen kendi içinde bu iki sonucu nasıl karşılıyorsun?

Küçükken kaybettiğim maçlardan sonra ağlardım. Şimdi de üzülüyorum ama tabii ki ağlamıyorum. Sahaya çıktığımda her zaman kazanmak isteyen bir oyuncuyum. Bir takım kazandığında karşısındakinin kaybettiğini ve onların da bu üzücü duyguları yaşadığını biliyorum ama yine de kazanmaktan başka bir şey düşünmüyorum.

Turkcell Süper Lig'i izliyor musun?

Elbette, oldukça yakından izliyorum. Zaten Mainz'a transfer olmadan önce Türkiye'den de transfer teklifleri almıştım. En önemlisi de Trabzonspor'dan aldığım teklifti ve gerçekten de ciddi transfer görüşmeleri yaptık. Ailemle ve menajerimle görüştüm ama sonuçta Almanya'da 1-2 yıl daha oynamaya karar verdim. Bundesliga'da 1-2 sezon geçirmenin futboluma önemli katkılar yapacağına inanıyorum. Sonrasında ise Turkcell Süper Lig'de oynamayı ben de istiyorum.

Bundesliga'da oynamak daha zor

Turkcell Süper Lig'deki rekabeti nasıl değerlendiriyorsun? Almanya'dakine benzer bir rekabet Türkiye'de de yaşandı.

Doğru, yaşandı ama Almanya'daki futbol, Türkiye'dekinden biraz daha farklı. Orada kulüp yapıları çok daha sağlam ve daha modern bir futbol oynanıyor. Örnek vermek gerekirse, Almanya'da takım oyununun Türkiye'dekine oranla çok daha güçlü olduğunu söyleyebilirim. Hücumdaki oyuncular bile savunma anlamında önemli görevler yükleniyor. Taktik uyuma çok dikkat ediliyor. Bence Bundesliga'da oynamak, Turkcell Süper Lig'de oynamaktan çok daha zor. Türkiye'ye gelen yabancı oyuncular saha içi açısından çok daha rahat bir ortamda futbol oynuyor. Ama bu sezon açıkça görüldü ki Türkiye'de de bazı şeyler olumlu yönde değişiyor ve ülke futbolu açısından bunun sevindirici bir gelişme olduğunu gözlemliyorum.

Genç Milli Takımlara ilk çağırıldığın dönemi hatırlıyor musun?

Bundan 2 sezon önce Kaiserslautern'in A Genç Takımında oynarken Ahmet Ceylan tarafından U19 Takımına çağrılmıştım. Rusya'ya karşı maçımız vardı ve o maçta oynamıştım. Ondan sonra uzun süre davet edilmedim. Kaiserslautern'in PAF takımına çıktığımda Hami Mandıralı Hocam tarafından U21 kadrosuna çağırıldım ve o maçta iyi oynayınca Ümit Milli Takım'dan sürekli davet almaya başladım. En büyük hayalim ise bir gün A Milli Takım formasını giyebilmek.

Almanya'da oynayan ve henüz Bundesliga'da forma giyme fırsatı bulamamış genç bir oyuncu olarak Türk Milli Takımlarından davet almak sana neler hissettiriyor?

Benim için çok gurur verici bir olay bu. Ailem de benim Milli Takım formasını giymemden büyük bir sevinç ve onur duyuyor. Zaten küçüklüğümden beri kafamda hep Türkiye için oynama düşüncesi vardı ve bu hayali gerçekleştirmek bana büyük bir mutluluk veriyor.

Almanya'dan milli takım için davet almış mıydın?

Beni düşündüklerini biliyordum ama Türkiye tarafından seçilince bu fikirlerinden vazgeçtiler. Benim açımdan Türkiye için oynamak çok farklı bir duygu.

Buradaki arkadaşlık Almanya'da yok

Milli Takımlarda oynamak futboluna ve genel olarak sana bir şeyler katıyor mu?

Elbette katıyor. Bir kere buradaki takım arkadaşlarımla çok şey paylaşıyoruz. Buradaki arkadaşlık Almanya'da kesinlikle yok. Türkiye'de kendimi çok sıcak bir ortamın içinde buluyorum. Milli Takımlarda oynadığım maçlar ise bana hem özgüven hem de uluslararası tecrübe kazandırıyor. Hem antrenörlerimizden hem de maç için gittiğimiz farklı ülke ve şehirlerden çok şey öğreniyorum.

U21 Takımımız ilk iki maçında İrlanda Cumhuriyeti ve Ermenistan'ı deplasmanda farklı skorlarla mağlup etti. Lider olanın play-off oynayacağı bu gruptaki şansımızı nasıl değerlendiriyorsun?

İki maçta aldığımız 6 puan gerçekten de çok iyi başlangıç yapmamızı sağladı. İyi başladık ve devamını getirmek istiyoruz. Ben diğer takımlara değil sadece kendimize bakıyorum. Biz kendi futbolumuzu oynarsak bu gruptan kesinlikle birinci olarak çıkarız.

Hocalarınla ilişkilerin nasıl?

Gayet güzel. Almanya'da olduğum dönemde de zaman zaman beni arıyor ve sürekli olarak kendimi takımın bir parçası olarak hissetmemi sağlıyorlar. Böyle jestler oyuncunun motivasyonu için çok önemli.

Futboldan para kazanmaya başladın mı?

Evet. Kaiserslautern'de genç takımlar düzeyinde oynadığım için fazla para kazanamamıştım. Ama şimdi Bundesliga takımı Mainz'a transfer olunca elime oldukça iyi bir para geçti. Bu parayla aileme yardımcı olmak istiyorum. Çünkü bugüne gelmemde ailemin payı çok büyük.

Arkadaşların senin nasıl bir insan olduğunu düşünüyor? En belirgin karakteristik özelliğin nedir?

Beni yakından tanıyan arkadaşlarım iyi bir insan olduğumu düşünür. Uzaktan soğuk gibi görünürüm ama samimi olduğum insanlarla ilişkilerim gayet iyidir. Soğuk görünmemin nedeni ise çok konuşkan birisi olmamam.

Yoldan çıkarmaya çalışana kızarım

Seni en çok kızdıran şey nedir?

Arkadaşlarımı seçerken çok özen gösteririm. Günümüzde arkadaş görünümündeki birçok insan sizi yoldan çıkarmaya çalışıyor. Onlara çok dikkat ederim ve benden bu tip şeyler isteyen arkadaşlara çok kızarım. Çünkü onların benim geleceğimi zarara uğratacağını düşünürüm.

Biraz bahsettin ama daha uzun vadede kariyer planlamanda neler var?

Öncelikle Mainz'da bir-iki sezon oynayıp sonrasında Bundesliga'nın dışında bir Avrupa ligine gitmek istiyorum. İspanya ve İngiltere ligleri öncelikli hayallerim. Ancak bir dönem Turkcell Süper Lig'de oynamayı da çok istiyorum. Çünkü ileride burada yaşamayı planlıyorum.

İngiltere veya İspanya'da oynamak istediğini söyledin. Orada özel olarak oynamak istediğin takımlar var mı?

İngiltere'de Manchester United'ı, İspanya'da ise Barcelona'yı çok beğeniyorum. İki takım da gerçekten mükemmel futbol oynuyor. Özellikle Barcelona'nın oynadığı futbol çok üst düzeyde. Ayağa çabuk paslarla oynadıkları futbol çok keyif verici. İspanya Milli Takımı da aynı anlayışla oynuyor ve gerçekten de rakiplerini korkutan bir takım. Elde ettikleri başarıyı da hak ediyorlar.

Futbolun dışında neler yaparsın, hobilerin neler?

Arkadaşlarımla gezip sohbet etmekten ve başka sporlar yapmaktan hoşlanıyorum. Tenis oynamayı ve yüzmeyi seviyorum. Sinemaya giderim. Boş vakitlerimde ailemle zaman geçirmekten de mutluluk duyuyorum. Müzik dinlemeyi seviyorum. Favori tarzım ise hip-hop.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=7566

Ziyaretçiler