This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Defansın jokeri; Orhan Şam

01.08.2007
Defansın jokeri; Orhan Şam
Orhan Şam, Genç Milli Takımların tüm kademelerinden geçerek bugünkü Ümit Milli Takım'a yükselen tek oyuncu. Erdemirspor'da başlayan kariyerinini çok genç yaşta Gençelrbirliği'nde sürdürdü. Süper Lig'de ilk maçına çıktığında 16 yaşındaydı. Mardinspor'da piştikten sonar geçtiğimiz sezon Lig A'da şampiyon olan Gençlerbirliği Oftaşspor'un bu zaferine önemli bir katkıda bulundu. Sol bek hariç defansın tüm bölgelerinde görev yapabiliyor. 21 yaşında, evil ve üniversite öğrencisi.
Röportaj: Mazlum Uluç

Genç Milli Takımlardan itibaren ay-yıldızlı formayı giymeye başlayan ve Ümit Milli Takım'a yükselen, Gençlerbirliği Oftaşspor'la da bu sezon Süper Lig'de boy gösterecek bir oyuncusun. Öncelikle seni biraz tanıyalım.

1986 Karadeniz Ereğli doğumluyum. Bir ablam, bir de kız kardeşim var. Futbola 10 yaşımda Erdemirspor'da başladım. O dönemde annem futbol oynamama hep karşı çıkardı. Altyapı takımları toprak sahalarda çalışırdı ve biz de antrenmanlardan sonra eve çamur içinde dönerdik. Annem bu nedenle kızardı ve futbolu bırakmamı isterdi.

O zaman babanın desteği olmalı arkanda. Ailende senden başka futbolcu var mı?

Hayır, ailemde başka futbolcu yok ama babam futbolcu olmamı çok istedi ve bana büyük destek verdi. Erdemirspor'daki antrenörüm Ahmet Uzun dört yıl boyunca bana büyük emek verdi ve sonra da elimden tutup Ankara'daki Bölge Karması seçmelerine getirdi. Bölge Karması'nda oynadığım futbolu beğenen Fenerbahçe ve Ankaragücü de bana talip olmuştu ama Ahmet Hocam Gençlerbirliği'ne gitmemi istedi.

16 yaşımda Süper Lig maçı oynadım

Sence iyi bir tercih miydi bu?

Evet, iyi ki beni Gençlerbirliği'ne vermiş. Kulüp yapısı ve takımdaki arkadaşlık itibariyle Gençlerbirliği mükemmel bir camia. Orada da Seçkin Topçu ve Avni Okumuş'la çalıştım. 1.5 sezon sonra Ersun Yanal döneminde A takıma yükseldim. 16 yaşımda Süper Lig'de iki maça çıktım.

O dönemde de sağ bek mi oynuyordun?

Hayır, futbola başladığımda stoperdim, sonradan sağ bekte görev almaya başladım ve kendimi artık sağ bek olarak görüyorum.

Peki, Süper Lig'de 16 yaşında oynadığın o ilk iki maça dönelim istersen.

İlk maçım Samsunspor'a karşıydı. Savunma Ümit Bozkurt, El Saka, Baki şeklindeydi. Ümit ağabey kırmızı kart görünce Ersun Yanal beni sahaya sürdü. O maçta oldukça iyi oynamıştım. Ertesi hafta da Ümit ağabey cezalı olduğu için ilk onbirde sahaya çıktım. Rakibimiz Bursaspor'du ve yenilirse küme düşecekti. Stattaki atmosfer müthişti. Tribünlere bakınca adeta şoke oldum. Müthiş heyecanlıydım. 3-1 kaybettik ve doğrusunu söylemek gerekirse çok da başarılı bir oyun sergileyemedim.

Sonrasında Gençlerbirliği'nde devamını bu nedenle mi getiremedin?

Sezon bitmişti ve yeni sezon için transferler yapılmıştı. Bursaspor'dan Erkan Özbey gelmişti. Zaten takımda El Saka, Deniz Barış, Baki Mercimek ve Ümit Bozkurt vardı. Ben de henüz 16 yaşındaydım ve onların arasında pek şansım yoktu doğrusu. O sezon
A takım kadrosunda kaldım ama ikisi ligde, biri kupada 3 maçtaoynayabildim. Oğuz Çetin göreve geldikten sonra Gençlerbirliği Asaş'a gönderildim ve Lig B'de 6 ay oynadıktan sonra geri döndüm. O dönemde takımın başına Ziya Doğan gelmişti. Kamptan sonra beni Mardinspor'a gönderdi, bir gün sonra da geri çağırdı ama oynatmadı. Ziya Doğan kısa süre sonra ayrılınca yeniden Mardinspor'a gönderildim ve 31 maçta oynadım.

Mardin'e alışma sürecinden bahseder misin biraz. Alıştığından farklı bir ortama gidiyorsun çünkü.

Ankara'dan uçakla Diyarbakır'a gittim. Kimseyi tanımıyordum ve beni karşılamaya gelen de yoktu. Neredeyse ağlayacaktım. Aslında beni almaya gelmişler ama tanıyamamışlar. Kulübe telefon açtım, sonuçta buluştuk. Diyarbakır'dan Mardin'e giderken nereye baksam kıraç toprakları görüyorum. Sadece ortada bir yol var. İlk haftada çok zorlandım ama sonra ortama alıştım ve çok başarılı bir sezon geçirdim Mardinspor'da.

Futbola stoper olarak başladığını söylemiştin, hangi antrenör seni sağ bek yapmaya karar verdi?

Asaş'ta da 6 aylık dönemde sağ bek oynamıştım. Mardinspor'da da son 10 haftada sağ bek olarak görev yaptım.

Sen hangi mevkiyi kendine daha yakın görüyorsun?

Stoperde hâlâ daha rahat oynadığımı düşünüyorum ama artık kendimi sağ bek olarak görüyorum. Aslında sağ ayaklı bir stoperin sağ bek oynaması zor değil, ancak ofansif yönde sıkıntı yaşıyorsunuz. Çünkü kafanızda hep defansif bir düşünce var.

Son yıllarda stoperden bek yapmak gibi yeni bir moda var. Özellikle Ersun Yanal döneminde Gençlerbirliği'nde başlamıştı. Erkan Özbey'in sağ bek, Deniz Barış'ın, Baki Mercimek'in sol bek oynaması gibi. Sonrasında başka takımlarda bu uygulamayı gördük. Ancak modern futbol hücum eden bekler istiyor. Sen kendini bu açıdan geliştirebildin mi?

Asaş'taki 6 aylık dönemde çok iyi olduğumu söyleyemem. Mardinspor'da da defansif açıdan iyi olmakla birlikte hücuma yeterince çıkamıyordum. Ama geçtiğimiz sezon Oftaşspor'da Metin Diyadin hocamız sağolsun bana çok yardımcı oldu. Bana "Topu kaybetsen de önemli değil, sürekli öne çık" diyordu. Halen ofansif yönde eksiklerim var ama başlangıç noktasına göre oldukça gelişme kaydettim.

Peki, sağbek mevki için örnek aldığın oyuncular var mı?

Fenerbahçeli Önder Turacı'yı beğeniyorum. Gerçi o da benim gibi stoperden sağ bek oldu ve ofansif yönü pek yok ancak defansif anlamda çok beğendiğim bir oyuncu. Zaten ülkemizde çok fazla bek yetişmiyor. Ama bir Sabri sağ bek oynadığında çok farklı işler
yapabiliyor. Yabancılardan ise Cafu, Belletti gibi oyuncuları izliyorum. Özellikle Barcelona'nın maçlarını hiç kaçırmam ama orada da gözüm yine öncelikle Puyol'a takılıyor. Yüreğini ortaya koyması çok hoşuma gidiyor.

Yaşın gereği çok uzun bir futbol geçmişin yok ama yine de "En iyi sezonum" diyeceğin sezon geçtiğimiz sezon muydu? Sonuçta şampiyon olup Süper Lig'e geldiniz.

Mardinspor'da da çok iyi bir sezon geçirmiştim ama Oftaşspor'daki sezonum çok farklıydı tabii ki.

Peki bu performansınla Gençlerbirliği'ne geçmek gibi bir düşünce doğmadı mı?

Hayır, çünkü Oftaşspor Süper Lig'de kalıcı olmak isteyen bir takım. Dolayısıyla iskeletin bozulmaması gerekiyordu.

Uluslararası deneyim çok işime yaradı

Senin bir de Milli Takım oyunculuğun var. Genç Milli Takımlara seçilmen nasıl oldu?

Gençlerbirliği PAF takımında oynarken Serpil Hamdi Tüzün döneminde U16 Takımına çağrıldım ve ilk kez Mısır'a karşı oynadım. Ondan sonra da 55 defa Genç Milli Takımlarda forma giydim. Finalde İspanya'ya kaybedip Avrupa ikincisi olan U19 Milli Takımı'nda da yer aldım. Sonra da 6 kez Ümit milli oldum.

Milli Takım oyuncusu olmak sana ayrı bir hava ve özgüven getiriyor mu?

Milli Takım çok farklı bir yer. Kesinlikle kulüple hiç ilgisi yok. Orada bir temsil görevini yerine getiriyorsunuz ve her hareketinize çok daha fazla dikkat etmek zorundasınız. Bir de binlerce gencin içinden seçilip geliyorsunuz. Ayrıca son dönemde Genç Milli Takımlar düzeyinde çok fazla maç oynanıyor ve uluslararası tecrübeniz artıyor. Sadece futbol anlamında değil, gittiğiniz ülkelerde gördükleriniz ve yaşadıklarınızla dünyaya bakış açınız da genişliyor.

Eğitimle futbolu birlikte yürütebildin mi?

Şu anda üniversite öğrencisiyim. Bizim takımın yarısından fazlası üniversite öğrencisi zaten. Mardinspor'a gittiğim sene Gazi Üniversitesi BESYO antrenörlük bölümünü kazanmıştım ancak okula gidemiyorum. Bu büyük bir sıkıntı.

Gençlerbirliği Oftaşspor ilginç bir takım. Geçtiğimiz sezon kadrodaki oyuncuların yaş ortalaması 20'ydi ve o takım Süper Lig'e yükselmeyi başardı. Bu başarıyı neye bağlıyorsun?

Şampiyonluğu kadrodaki uyuma bağlıyorum. Takımda mükemmel bir arkadaşlık var. Ne derdiniz olursa olsun arkadaşımızla konuşabiliriz. Biz her şeyi kendi içimizde çözen bir grubuz. Bu da bizi takım haline getiriyor. Tek tek baktığınızda oyuncuları tanımazsınız ama bu takım 3. Lig'den buraya 4 sezonda 3 şampiyonluk yaşayarak geldi. Dolayısıyla bu başarıya tesadüf demek de mümkün değil.

Uzun süredir birlikte oynayıp Süper Lig'e gelen bu genç grup bu sezon neler yapabilir?

İlk onbirde oynayanlardan Bülent Kahraman, Doğa ve Gökhan Gönül ayrıldı. Yeni transferin de tümü genç. Yaş ortalamamız 21'i geçmiyor. Süper Lig'in çok zor olduğunu biliyoruz. Çünkü burada çok usta futbolcular var. Ama biz geçtiğimiz sezon Lig A'nın da zor olduğunu biliyorduk ve sonuçta şampiyon olmayı başardık. Süper Lig'de kaybedeceğimiz bir şey yok. Sahaya çıkıp elimizden geleni yapacağız. Tıpkı geçen sezon olduğu gibi sadece iyi futbol oynamayı düşüneceğiz ve sonucunda nerede olacağımızı hep birlikte göreceğiz.

Bundan sonrası için kendi adına neler planlıyorsun?

İlk hedefim A Milli Takım'da oynayabilmek. Ümit Milli Takım'da oynayarak ilk adımı attığımı düşünüyorum. Bu sezon iyi performans gösterebilirsem A Milli Takım hedefime de ulaşabileceğimi düşünüyorum.

A Milli Takım'da Hamit Altıntop gibi bir oyuncuyla rekabet edeceksin.

Hamit benim en çok beğendiğim oyunculardan birisi zaten. Hem defansif hem de ofansif yönden mükemmel bir oyuncu. Üstelik çok akıllı ve kuvvetli.

Açım ve avantajlıyım

Hamit'in bu özellikleri sende bir endişeye yol açmıyor mu?

Hayır, asla. Çünkü ben ondan 4-5 yaş daha gencim. Hamit kendini kanıtlamış birisi, bense başarıya açım. Dolayısıyla o formaya ulaşabilmek için vargücümle mücadele edeceğim.

Kulüp bazındaki hedeflerin neler?

İspanya veya İngiltere Ligi'nde oynamak en büyük hayalim. Elbette ülkemizdeki büyük takımlarda oynamayı da çok isterim. Zaten Beşiktaş'a karşı ayrı bir sevgim var. Çünkü bütün ailem Beşiktaşlı. Ancak ille de önce İstanbul takımlarında oynamak gibi bir saplantım yok. Bu sezon Gençlerbirliği Oftaşspor'da iyi bir performans gösterip de teklif alırsam direkt Avrupa'ya giderim.

21 yaşındasın ve evlisin. Bu çok sık rastladığımız bir durum değil futbol camiasında.

İçkim, sigaram, gece hayatım yok. Evimde oturmaktan hoşlanan bir insanım. Eşimi de çok seviyordum.

Nasıl tanıştınız?

Eşim Ankaralı ama Antalya'da oturuyordu. Takım arkadaşım Ali Öztürk tanışmamıza vesile oldu. Üç yıl arkadaşlık yaptıktan sonra 20 yaşında evlendim.

Evlilik bana şampiyonluk getirdi

Evlilik futbol yaşamında bir şeyleri değiştirdi mi?

İlk sezonumda şampiyonluk yaşadım, daha ne olsun? Üstümde büyük bir yük vardı, herkes "Bu yaşta neden evlendin?" diye soruyordu. Ben de kendi kendime "Başarılı olmak zorundayım" diyordum ve ödülünü de şampiyonlukla aldım.

Genç bir oyuncu olarak yabancı sayısı hakkında ne düşünüyorsun?

Sınırsız yabancıya karşıyım. O zaman genç Türk oyunculara hiç kimse bakmaz herhalde. Zaten Türkiye'de genç oyunculara önem veren birkaç yerli teknik adam var. Aykut Kocaman ve Ertuğrul Sağlam gibi. Ben yabancı teknik adamları bu konuda daha cesur buluyorum. Mesela Gerets geldi ve Galatasaray'da birçok gençoyuncuyu gözünü kırpmadan oynattı. Tigana da Serdar ve Burak'a görev verdi.

Merak ettiğim bir şey de taraftar meselesi. Süper Lig'de taraftar desteği bulabilecek misiniz?

Geçtiğimiz sezon Lig A'da da taraftarımız yoktu, hep biz bizeydik. Benim eşim geliyordu, futbolcuların annesi babası geliyordu. Herhalde bu sezon da aynı tabloyu yaşayacağız.

Peki, taraftar desteğinin olmaması sıkıntıya yol açmıyor mu?

Buna alıştık, zaten deplasman maçlarında daha iyi oynuyoruz. Herhalde taraftara aç olduğumuz için. Rakip taraftarın tezahüratını kafamızda kendimize çeviriyoruz. "Bizim için bağırıyorlar" diye düşünüyoruz. Mesela geçtiğimiz sezon içeride 3-4 maç berabere kalırken deplasmanda sürekli kazanarak şampiyon olduk.

Medyadan yeterince ilgi gördüğünüzü düşünüyor musun? Aslında siz örnek gösterilmesi gereken bir takımsınız.

Hiçbir ilgi görmüyoruz. Bizi umursamıyorlar. Çok fazla ilgi beklemiyoruz ama bu takımın yaptıkları da ortada. 20 yaşındaki gençlerden oluşan bir takım 4 sezonda 3 şampiyonluk yaşamış. Bence inceleme konusu olabilecek bir takımla karşı karşıyayız ama sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor her şey.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=1731

M. Topuz: "Teklifler beni motive ediyor"

01.10.2007
M. Topuz: "Teklifler beni motive ediyor"
Top dursun ya da durmasın bu kadar sert ve isabetli vuran bir futbolcuyu son dönemlerde çok az gördü. Sadece toplara iyi vurmakla mı kalıyor, elbette hayır. İster defansın sağında, isterse solunda kullanın, isterseniz orta sahanın herhangi bir bölgesinde. Canınız çekerse forvet ikilisinde de size hizmet edebilir. 24 yaşında ve Kayserispor'un kaptanlık bandını taşıyor. Fatih Terim, Milli Takım kadrolarında ondan hiç vazgeçmiyor. Uzun bir süredir İstanbul takımlarının ısrarlı takibinde. Bu ısrarları rahatsız edici bulmak yerine bir motivasyon aracı olarak görüyor.



Röportaj: İlker Uğur

Kayserispor Turkcell Süper Lig'e son yükseldiği dönemden bu yana çok fazla sayıda futbolcu kazandırdı Türk futboluna. Sen çıktın, Gökhan Ünal Kayserispor'da parladı, Kemal ve Kanber var, İlhan Fenerbahçe'ye gitti. Bir tarafta yeni stadınız yapılıyor. Kayserispor hep olumlu olaylarla gündeme geliyor. Kayseri'de neler oluyor bize biraz anlatabilir misin?

Kayseri'de son birkaç yıldır gerçekten önemli bir gelişme var. Bu açıkça ortada olan bir gerçek. Bu gelişmenin en önemli nedeni Kayseri'de futbola verilen önemin artmasıdır. Daha önce de futbol Kayseri için önemliydi ama kısa süreli başarılar yakalanmıştı hep. Takım bir kez lige çıkınca çok dayanamıyordu, çünkü bunu sağlayacak bir altyapı yoktu. Ama son yükselişten sonra durum değişti. Şu an sağlıklı yükselişini sürdürmek için yıldızlarını satmayan bir takıma kadar ulaştık.

Peki, Kayserispor'un sizi vermemesinin nedeni şampiyonluğu hedeflemesi mi? Ya da şöyle sormak lazım, Kayserispor bu sezon nereyi hedefliyor?

Kulübümüz maddi yönden çok iyi durumda. Bu nedenle yıldızlarını satarak para kazanmak zorunda değil. Bizi satmamasının nedeni yüzde 80 bu mali rahatlıktır. Ertuğrul Sağlam yönetiminde büyük hedefleri olan bir kulüptük ve en az dördüncülük hesapladığımız bir ortamda bu başarıya ulaşmak için bizlere ihtiyaç vardı. Ben doğru yaptıklarına da inanıyorum. Neticede iki sezon üst üste beşinci olduk.

Şampiyonluk şu aşamada düşünülemez

Bundan sonra düşünülen hedef şampiyonluk mu? Sizi elde tutarken ve yeni stat yaparken bunu mu hedefliyor kulüp?

Şampiyonluk bence şu aşamada düşünülemez. "İki sezon beşinci olduk, haydi üçüncü sezon şampiyon oluyoruz" diyemezsiniz. Şampiyonluk zaman ve çaba gerektiren bir olay. Anadolu kulüplerinden kimse bir anda oynayamaz şampiyonluğa. Bir gelişim süreci geçirmeleri lazım. Şu anda hedefimiz en az dördüncü olmak. Zaten yöneticilerimizin de bizim önümüze koydukları hedef bu. Kademe kademe bu hedef yükselecek. Bir başarıya ulaşınca bir sonraki hedefi önümüze koymalıyız. Bir de Kayserispor'un bu çıkışını altyapının sağlam olmasına bağlayamayız. Ben altyapı eğitimi almadan amatör ligden Kayserispor'a geldim. Gökhan Ünal, Erciyesspor'da oynuyordu ve oradan geldi. İlhan ve Kemal de Erciyesspor altyapısından Kayserispor'a geldi. Yani Kayserispor'un bir altyapısı var ama bizler o altyapının ürünleri değiliz.

Geçen sezonun ortasından hatta başından bu yana sen ve Gökhan her gün bir İstanbul takımına transfer ediliyorsunuz medya tarafından. Her haber sonrası da Kayserispor "Satmıyoruz" açıklaması yapıyor. Bu sürekli gündemde, gözde olma hali seni nasıl etkiledi?

Beni iyi yönde etkiledi. Hiçbir zaman rahatsız olmadım. Tek rahatsızlığım yalan haberlerdi. Örneğin "İmza attı" diye haber yazanlar oldu ama ben Kayserispor dışında hiçbir takıma imza atmadım. Bu tip yalan haberler üzdü beni.

İstenen futbolcu olmak mı seni olumlu etkiliyor?

Tabii. İstenen futbolcu olmak her zaman gurur vericidir. Sonuçta Türkiye'nin en büyük takımları istiyor sizi ve bu da beni çok mutlu eden bir şey.

Ancak sözleşmesi devam eden bir oyuncusun. Bu ilgi kafanı karıştırmıyor mu?

Ben kendimi biliyorum. Oynadığım kulübü de biliyorum ve bence bu tip teklifler kendisini bilen futbolcuları çok etkilemez.

Peki, gitmek isteyip bir gidememe durumu söz konusu mu? Bir gönülsüzlük var mı?

Yok. Öyle bir şey asla söz konusu değil. Ben profesyonel bir futbolcuyum. Kayserispor için elimden gelenin her zaman en iyisini yapmaya çalışırım. Zamanı gelince ben de gideceğim elbette. Ama biraz daha vaktim var.

Oraya Cumhurbaşkanlarının resmi asılırdı

Kayserispor, sen ve Gökhan için bilboardlar astı şehrin dört bir yanına. Türkiye'de ilk defa böyle bir şey oluyor. Bu da gurur verici bir şey olsa gerek.

Bilboardlardan ziyade, bizim Kayseri'de meydanda bir kalemiz var. Oraya kocaman fotoğraflarımızı astılar. Bu zamana kadar hep Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların fotoğrafları asılırdı oraya. Aynı yerde kendi fotoğrafımı görünce içim bir garip oldu. Çok mutlu oldum. İyi oldu yani (Gülüyor).

Türkiye'de beşinci bir takımın şampiyon olması sence mümkün mü?

Zor, çok zor. Şimdi Kayseri'nin stadı yapılıyor. Allah'a çok şükür iyi de bir kadromuz var. Genç bir teknik direktörümüz var. Maddi sıkıntımız yok ama bunlar tek başına yetmiyor. Daha çok desteğe ihtiyacımız var. Ciddi bir seyirci sıkıntısı yaşıyoruz. Şampiyonluk isteniyorsa bütün şehrin bunun için kenetlenmesi lazım. Biz iki sezondur ligi beşinci bitirmişiz, bu sezon sahaya daha yukarıları hedefleyerek çıkıyoruz ama seyirci sayısı 4-5 bini geçmiyor.

Bunun sebebi ne?

Çaba var ama bir türlü arzu ettiğimiz seyirci sayılarını görmüyoruz. Ben buna rağmen gelen taraftarlarımıza çok teşekkür ediyorum. Çünkü onlar iyi günde, kötü günde her zaman bizi destekliyorlar. Diğerleri ise sadece küfretmeye geliyorlar zaten. Öyle seyirci istemiyoruz. Küfredeceklerse hiç gelmesinler daha iyi.

Anadolu kulüplerinde oynayan futbolculara dönük bir medya ilgisizliği söz konusu sanki. Gökhan Ünal da bundan şikâyetçi olmuştu. "Ne yaparsak yapalım bizi görmüyorlar" diyordu. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Bazen görüyorlar ama bu çok sık olmuyor. Anadolu takımlarına baktığımızda bize gösterilen ilginin iyi düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Ama büyük takım farkı diye bir şey gerçekten de var. Büyük takımda sürekli yedek kalan bir futbolcu bizden daha fazla yer buluyor basında. Milli Takım'a geldiğimiz için biz yine de göz önünde duruyoruz. Ama medya futbolcuya bakmıyor Türkiye'de, takıma bakıyor. Öyle olunca ne yaparsan yap arka planda kalmaya mahkûmsun. Oraya gidince manşete çıkarsın ama.

Çok genç yaşta Kayserispor'un kaptanı oldun. Bu senin için ağır bir sorumluluk değil mi?

Bu benim Kayserispor'daki 9. sezonum. Ben bu takımın her gününü gördüm. Her gününde de buradaydım. En iyi ve en kötü dönemini yaşadım. Benden önce kaptanlık yapmış ağabeylerimden çok ders aldım. Çok rahatım o yüzden ve üzerimde bir baskı yok.

Bu kadar uyumlu bir kadro kurulamaz

Peki, bir kaptan neler yapar?

Aslında bizim takıma kaptanlık yapmaya gerek yok. Ne kadar uğraşırsan uğraş bu kadar uyumlu bir kadroyu bir araya toplayamazsın. Çok düzgün kişilikli ve karakterli oyunculardan kurulu bir takımımız var. O yüzden bana çok iş düşmüyor kaptan olarak.

Sen çok düzgün, sessiz, sakin bir insansın ama sahada bazen kontrolden çıkıyorsun. Geçen sezon saha içinde takım arkadaşın Fatih Ceylan'la tartışmıştın. Bu sezon başı da hazırlık maçında Emre Toraman'la bir tatsızlık yaşadınız.

Emre Toraman'la yaşadığım olay garip. Ben oraya kavga için gitmedim ki. Oynamıyordum ben maçta. İki oyuncu kavga ediyordu, ben ayırmaya gittim. Tam ayırdık, saha içinde normal sohbet ediyoruz, biri geldi ve bana vurdu. Ne olduğunu bile anlayamadım. Ondan sonra ortalık karıştı. Fatih Ceylan'la ise Gaziantepspor maçının son dakikasında tartıştık. Ben ona pas verdim son dakikada, o da bana "Neden kaleye vurmuyorsun?" diye kızdı. Yani, neden ben atmıyor muşum golü? Tamamen takımın çıkarı için yapılmış bir tartışmaydı.

Senin en büyük yeteneklerinden birisi de frikik vuruşları. Geçen sezon çok sayıda frikik golün vardı. Bu çalışarak gelişen bir yetenek. Sen neler yapıyorsun bu yeteneği geliştirmek için?

Her antrenmandan sonra yarım saat şut idmanı yapıyorum. Hem hareketli hem de duran toplarla çalışıyorum.

Örnek aldığın kimse var mı bu vuruşları yaparken?

Yok. Ben çalışa çalışa öğrendim frikik atmayı. Çalışarak da geliştirmeye uğraşıyorum.

Ertuğrul Sağlam döneminde belirli bir seviyeye gelmiş bir takımınız vardı. İleride oynayıp top yapmaya çalışan bir takımdınız. Tolunay Kafkas yönetiminde bu oyun yapınız devam ediyor. Sen bu düzenden memnun musun?

Oyun yapısında Ertuğrul Hoca'nın büyük payı var. Bunu hiç kimse yadsıyamaz. Biz onun döneminde hep pasa yoğunlaşan bir antrenman sistemi izliyorduk. Tolunay Hocamızın ise çok hırslı bir yapısı var ve bize de agresif bir oyun yapısı aşılamaya uğraşıyor.

Futbolcular arasında fark yok

İstanbul deplasmanlarında bile evinizdeki gibi hücum ağırlıklı oynayabiliyorsunuz. Aslında bu özlenen ve istenen bir şey ama doğrusu her Anadolu takımı da uygulayamıyor. Siz bu cesareti nereden buluyorsunuz?

Bizim için büyük takım-küçük takım ayrımı yok. Biz rakip takımla formaları değiştirsek aynı şey çıkar ortaya. Ben bunu takım arkadaşlarıma hep söylüyorum. Oyuncular büyük takımları gözlerinde büyütmemeli. Hepsi aynı sonuçta. Bu kafa yapısını değiştirmek lazım.

Seni farklı pozisyonlarda görüyoruz zaman zaman. Sağ kanat, defansif orta saha, forvet arkası… Bunu nasıl başarıyorsun?

Kayseri'de sadece kalecilik yapmadım. Diğer her pozisyonda oynamışlığım var. Sol bek, stoper, forvet. Nasıl yaptığımı ben de bilmiyorum. Yetenek sanırım. Bir kez stoper oynadım. Orada bile çok iyi performans göstermiştim.

Şu sorunun cevabını pek çok kişi merak ediyor. Mehmet Topuz'un bundan sonraki hedefleri nedir?

İlk hedefim Ocak veya sezon sonuna kadar Kayserispor'u en iyi yere getirmek. Ondan sonra ne yapacağımı düşüneceğim.

Gökhan'la senin moralin önceki yıllara göre biraz bozuk sanki. Tadınız biraz kaçmış galiba.

Tat kaçması demeyelim de bazen pek çok şey üst üste biniyor. Bu da moral bozuyor elbette. Mesela şampiyonluğa oynamak istiyorsun, takım çok iyi ama güçlü bir taraftar desteği yok. Bir de medyada yanlış şeyler yazılınca insanın morali ister istemez bozuluyor.

Seni ve Gökhan'ı bırakmadılar ama İlhan'ı Fenerbahçe'ye gönderdiler. Bunu neye bağlıyorsun?

Kulüp İlhan'a istediği parayı vermedi. Anlaşamadılar ve bir bonservis bedeli belirlediler. Bu bedeli getiren kulübe de İlhan'ı sattılar. İlhan gerçekten iyi bir futbolcu. Kafa vuruşları iyidir, tek vuruşları iyidir. İnşallah Fenerbahçe'de şans bulur ve başarılı olur.

Lig nasıl gidiyor sence?

Diğer takımlarla ilgili yorum yapmayayım ama biz en kötü ihtimalle dördüncü oluruz.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=2205

Caner Erkin: "Sonuna kadar Avrupa'dayım"

01.11.2007
Caner Erkin: "Sonuna kadar Avrupadayım"
Caner Erkin henüz 19 yaşındayken yurt dışına sıçramayı başardı ve Rusya Ligi'nin en önemli takımlarından CSKA'ya transfer yaptı. Sakatlığı nedeniyle şanssız bir sezon geçirse de Türkiye'ye dönmeme konusunda son derece kararlı. CSKA Moskova'da "uluslararası oyuncu" kimliği kazandığını ve bu noktadan Avrupa'nın önemli liglerine gidişinin daha kolay olduğunu söylerken, bunu başaramasa bile sonuna kadar CSKA'da kalacağını belirtiyor.
Röportaj: Mazlum Uluç

Memleketin Edremit'ten Manisaspor'un altyapısına gittiğinde 14 yaşındaydın ve ailenden ayrı kalmıştın. Şimdi yine gurbette, Moskova'dasın.

Moskova'ya ilk gittiğimde zorluk yaşadım gerçekten. Evet, 14 yaşımda evimden ayrılmış ve Manisa'ya gitmiştim ama sonuçta kendi ülkemdeydim. Moskova ise bambaşka bir dünya. İlk etapta derdimi anlatamıyordum. Zaman zaman ağlama derecesine geldiğim bile oldu. Bir de kampta sakatlık yaşayınca başlangıcım kötü oldu diyebilirim.

Türk oyuncular açısından bakıldığında Rusya Ligi çok da cazip görünmüyor. Daha önce Ukrayna takımı Shakthar'a giden Tolga Seyhan ilgisizlik nedeniyle geri dönmüştü. Fatih Tekke de Zenit'te pek göz önünde değil. Sen neden Rusya'yı tercih ettin?

Aslına bakarsanız benim yaşımda yurt dışına transfer olmaya kimse cesaret gösteremedi. Ya da teklif alamadı. Ben bu yaşta gidebildiğim için kendimi şanslı addediyorum. Geçirdiğim sakatlıktan dolayı fazla oynama fırsatı bulamadım. Sezon sona erdi ve ben sonlara doğru takıma girmeye başladım. Önemli olan benim uluslararası tecrübe kazanmam diye düşünüyorum. Rusya Ligi'nin çok önde bir lig olmadığını kabul ediyorum. Hatta Türkiye Ligi'nin bile önünde değil. Ama benim formasını giydiğim CSKA büyük bir takım ve sürekli şampiyonluğa oynuyor, her sezon Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılıyor. Ben de CSKA'yı kariyerim açısından bir sıçrama tahtası olarak gördüm.

Senin daha önce Arsenal'den teklif aldığını biliyoruz. Neden o zaman İngiltere'ye gitmemiştin?

2005'te U17 Milli Takımımızla Avrupa Şampiyonu olduğumuzda Arsenal beni istemişti ama kulübümle sözleşmem sürüyordu. Arsenal'in kulübüme önerdiği para yeterli görülmemişti ve bu nedenle transferim gerçekleşmemişti. Yoksa elbette tercihim Arsenal olurdu.

CSKA Moskova ile Roman Abramovich arasında deklare edilmemiş bir bağ bulunduğu bilinir. Acaba sen de CSKA'ya giderken Chelsea'ye sıçramayı mı hayal etmiştin?

Yok, öyle bir planım yoktu. Ama elbette CSKA Moskova'nın Şampiyonlar Ligi maçlarında kendimi gösterip Avrupa'nın daha önemli bir ligine, İngiltere, İspanya veya İtalya'ya gitmeyi düşünüyordum.

Uluslararası oyuncu olmak önemli

Bu hedefine Turkcell Süper Lig'de oynarken ulaşamayacağını mı düşünmüştün?

Türkiye'den Avrupa'ya gitmek çok zor. Türkiye Ligi izlense bile orada oynadığınız sürece uluslararası tecrübe konusunda eksik görünüyorsunuz. Zaten bu zamana kadar kaç oyuncumuz Avrupa'ya çıkabilmiş ki? Avrupalı, Türk oyuncuya bakıyor ve "Acaba bizim ortamımıza alışabilecek mi?" diye düşünüyor. Ama şimdi benim durumum farklı. Rusya'da oynuyorum ve uluslararası bir oyuncuyum. Beni transfer etmek isteyen bir Avrupa takımının yöneticileri, "Rusya'ya alışmışsa bize de alışması zor olmaz" diye düşünecektir.

Geçtiğimiz sezonun devre arasında CSKA'ya gittin. O sırada Rusya Ligi yeni başlıyordu. Bugüne kadar kaç maç oynayabildin?

Başlangıçta UEFA Kupası kadrosundaydım ancak sezon başı kampında sakatlandım ve ligde çok uzun bir süre oynayamadım. Son 7-8 haftadır ise kadroya girmeye başladım. Bazı maçlara ilk onbirde çıktım.

CSKA üçlü savunmayla oynuyor ve sol kanatta tek oyuncu kullanıyor. Bu oyun sistemi de senin şansını azaltan bir faktör sayılabilir mi?

CSKA dört sezondur bu kadroyla ve bu sistemle oynuyor. Açıkçası tüm dünya dörtlü savunma oynarken bu sistemle karşılaşmak beni şaşırtmıştı. Tabii ki kanatta tek oyuncu kullanılması benim de oynama şansımı düşürüyor ama yapacak bir şey yok. Daha çok çalışıp rekabet edebilmeliyim.

Zirkov'la rekabetin ne boyutta? Fenerbahçe karşısında izlediğimiz kadarıyla sol kanadı etkili kullanabilen bir oyuncu.

Evet, Zivkov bizim takımdaki her oyuncu gibi iyi bir futbolcu. Zaten Rusya Milli Takımı'nda da oynuyor. Ama sezon başında sakatlanmasaydım o bölgede ben oynayacaktım. Hem başkanla hem de teknik direktörümüzle konuşmalarımızda sol kanadın birinci tercihinin ben olduğumu söylüyorlardı. Ancak sakatlık bütün planları altüst etti.

Sakatlanma sürecin nasıl geçti?

Rusya'daki doktorlar Avrupa'dakiler kadar iyi değil. Sakatlığımın belden mi kasıktan mı olduğu ilk etapta çözülemedi. Kasıktan ameliyat oldum ama belimdeki ağrı geçmedi. Ardından belimden de ameliyat oldum. Sonrasında kuvvetlenme çalışmaları derken yeni yeni form tutmaya başlıyorum.

Peki, CSKA'da kalmak için ısrar edecek misin yoksa Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musun?

Hiçbir şekilde geri dönmeyi düşünmüyorum. Beş yıllık sözleşmem vardı, şimdi dört yıl daha kaldı, eğer bir Avrupa takımına gidemezsem bile en kötü ihtimalle kontratım bitene kadar CSKA'da kalırım.

Seni bu kadar kararlı yapan ne?

Avrupa'da oynamak istiyorum. Çok genç yaşta bunu başardım ve bir daha başa dönmek gibi bir niyetim yok.

Rusya'da da uçurum var

Rus futbolunun Türk futboluyla ayrıldığı noktalar var mı?

Rusya Ligi'nde de takımlar arasında uçurumlar var. Birkaç iyi takım sürekli şampiyonluk için oynuyor, diğerleri ise bizdeki gibi küçük takım statüsünde. Bir de kış şartları çok ağır geçiyor. Bu nedenle sürpriz sonuçlar alınabiliyor. Uçakla 10 saatte gidilebilen deplasmanlar var. Yol yorgunluğu ile çıkılan maçlarda umulmadık sonuçlar alınabiliyor.

Teknik direktörünle ilişkilerin nasıl?

Oynayan, oynamayan bütün oyuncuların teknik direktörle diyaloğu çok iyi. Bu açıdan Türkiye'den çok farklı ve rahat bir yer olduğunu söyleyebilirim. Rusya'da teknik direktörünüzle her şeyi konuşabilirsiniz. Gece yarısı sizi dolaşırken görse hiçbir şey söylemez. Profesyonel olduğunu düşünür ve sahada aldığı performansa göre bir değerlendirme yapar.

İngiliz ya da Alman takımlarında kamp sistemi yok. Rusya'da durum nasıl?

Bu konuda Rusya da Türkiye'ye benziyor. Maçlardan bir gün önce kampa giriyoruz. Geceyi kulübün tesislerinde geçiriyoruz.

Takım arkadaşlarınla ilişkilerin nasıl, en yakın arkadaşın kim?

İlk gittiğimde dil konusunda biraz sıkıntı çektim ama Ruslar olsun, diğerleri olsun tüm oyuncular bana çok sıcak davrandı. Öncelikle İngilizce öğrenmeye çalıştım. Kitaplar aldım, bir de öğretmen tuttum ama sonra baktım ki takımda hiç kimse İngilizce konuşmuyor. Ondan sonra Rusça öğrenmeye başladım. Derdimi anlatacak kadar Rusça öğrendim. Takımdaki en yakın arkadaşım Fenerbahçe'ye gol atan Krasic. Bir de Boşnak Rahimic var. İkisi de Balkan ülkelerinden oldukları için kendimi onlara daha yakın hissediyorum.

Rus basınında seninle ilgili nasıl yorumlar yapılıyor?

Üç-dört kez benimle röportaj yaptılar. Aslında çok üzerimde duruyorlar. Oynamadığım dönemde bunu sorguladılar ve teknik direktörü eleştiren yayınlar yaptılar. Zaten ondan sonra birkaç maç ilk onbirde başladım. Ama Rus basını yine de Türkiye'deki gibi değil. Çok fazla didiklemiyorlar.

Keşkelerle yaşamıyorum


Moskova'ya gittiğin için pişman mısın peki? Keşke Manisaspor'da kalsaydım ya da İstanbul takımlarına gitseydim dediğin oluyor mu?

Hayır hayır. Onları çoktan geçtim. Keşkelerle yaşamıyorum. Eğer böyle şeyler düşünürsem kafam iyice karışır ve sonuçta ben zararlı çıkarım. Ben sonuna kadar Avrupa'da direnmek kararındayım.

Moskova kültür ve sanat boyutuyla da önemli bir şehir. Orada neler yapıyorsun?

Moskova çok büyük bir şehir ve inanılmaz da trafik var. Bir yerden bir yere gitmek için bir gününü yollarda geçirmek zorundasın. Bu nedenle çok fazla gezebildiğimi söyleyemem.

Peki, günlerin nasıl geçiyor Moskova'da?

İlk zamanlar çok sıkılıyordum. Birkaç hafta geçtikten sonra annemle babamı da Moskova'ya getirdim. Sezon sonuna kadar benimle kaldılar. Dolayısıyla yemek sorunum da kalmadı, yalnızlık da çekmedim. Onlar olmadığında ise yemeklerimi Türk restoranlarında yiyordum.

CSKA, Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'nin rakibi olarak da ilgimizi çekiyor. Takımının futbol seviyesini nasıl değerlendirebilirsin? Mesela CSKA, Turkcell Süper Lig'de olsa hangi noktada bulunur?

Bence şampiyonluğa oynar. Gerçi 3-5-2 gibi bir çok takımın artık geride bıraktığı bir sistemle oynuyoruz ama yine de Turkcell Süper Lig'de olsak zirve mücadelesinin içinde oluruz. Bir de sisteme çok fazla takılmamak lazım. Çünkü bu takım dört sezondur bu sistemle oynuyor ve oldukça başarılı sonuçlar alıyor. Ama Şampiyonlar Ligi'nde güçlü takımlara karşı bunun dezavantajlarını da yaşıyoruz.

Fenerbahçe ile ilk maçta 2-2 berabere kaldınız ama kaybedebilirdiniz de. Yine de CSKA'nın deplasmanlarda daha iyi oynadığını, etkili kontratak silahları bulunduğunu biliyoruz.

İki santrforumuz Wagner ve Jo çok hızlı oyuncular. Dolayısıyla kontratak futbolunu daha iyi oynuyoruz. Üzerimize gelen rakipler karşısında daha kolay gol bulabiliyoruz. İstanbul'daki maçta kazanma şansımızın olduğunu düşünüyorum.

Wagner'i gördüğümde şaşırmıştım

CSKA'nın en etkili yönü nedir sence? Mesela Wagner Brezilya Milli Takımı'nda da oynuyor ve oldukça iyi bir oyuncu.

Ben ilk gittiğimde onu görünce çok şaşırmıştım. Antrenmanlarda hiç futbolcu gibi görünmüyordu. Kısa boylu, kambur bir adam. Ama çok ilginç bir stili var. Çok iyi çalım atıyor, ilginç vuruşlar yaparak goller buluyor. Wagner'in yanı sıra Jo da çok iyi bir santrfor.

İki takımı da çok iyi tanıyan biri olarak İstanbul'daki Fenerbahçe-CSKA maçının nasıl geçmesini bekliyorsun?

Buradaki maç hiç belli olmaz. İki takım için de zor bir maç olacak. Ama Fenerbahçe'nin taraftarını göz önüne alırsak buradaki maç bizim için biraz daha zor geçecek.

CSKA Moskova uluslararası tecrübeye sahip oyunculardan kurulu bir takım. Seyirci baskısı etkili olur mu sence?

Elbette etkiler. O müthiş baskıdan kim etkilenmez ki? İtalyan, İngiliz takımları bile etkileniyor.

Grupta Inter, PSV, Fenerbahçe ve siz varsınız. Oldukça da kötü başladınız. Sonucu nasıl görüyorsun?

Fenerbahçe'nin şansı daha fazla. Çok iyi bir Inter maçı oynadılar. Bize karşı da fena değillerdi. Ama biz de umudumuzu kaybetmiş değiliz. Sonuçta Fenerbahçe'yi İstanbul'da, PSV'yi de Moskova'da yenme ihtimalimiz çok da düşük değil. Bu maçları kazandığımızda her şey değişebilir.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=2453

Volkan Demirel: "Kendimle gurur duyuyorum"

01.11.2007
Volkan Demirel: "Kendimle gurur duyuyorum"
Çok genç yaşta Fenerbahçe ve Milli Takım'ın kalesini devraldıktan sonra bir iniş süreci yaşadı. Her iki cephede de yedeğe düştü. Ancak yılmadı, direndi, çalıştı ve yeniden ayağına gelen fırsatı, bu defa iyi kullanarak kaybettiklerini geri kazandı. Hatalarından ders aldığını ve kötü günleri bir daha yaşamak istemediğini anlatırken, verdiği mücadelenin kendisini gururlandırdığını söylüyor.
İlker Uğur

Aslında çok ilginç ilerleyen bir kariyerin var. Fenerbahçe'yle şampiyonluklar kazansan da Volkan Demirel sürekli bir tercih öznesi olarak tartışılıyor. Senin kaleye geçtiğin ve geçmediğin zamanlarda hep adın gündemde oluyor. Böyle bir ortamda Fenerbahçe kalesini yeniden devraldın ve öncelikle nasıl hissettiğini sormak istiyorum?

Şu an kendimi gayet iyi hissediyorum. Daha da iyi olacağım. Dediğiniz gibi bir dönem Rüştü ağabeyle paylaştık kaleyi, şimdi de Serdar'la paylaşıyoruz. Bir futbolcu her zaman oynayacak diye bir şey söz konusu değil elbette ama dönem dönem performans kaynaklı inişler ve çıkışlar yaşanabiliyor. Bu da ilk onbirde ya da yedek kulübesinde olup olmayacağınızı belirliyor. Gün gelir kadroya bile giremezsiniz. Bunlar futbolculuk hayatında olan şeyler. Ama şu an her şey iyi gidiyor. Yeterli mi, değil tabii. Daha çok çalışarak, kendimi işime daha çok vererek daha iyi bir performans göstermek istiyorum.

Kalecinin kaderi bu herhalde. Tek kişi kaleye geçiyor ve bu hedef için mücadele eden 3 kişi var.

Sonuçta bir takımda 25-26 futbolcu var, bunların üçü kaleci ve sadece biri kaleye geçebiliyor. Bir kaleci sürekli oynadığı zaman kendisini geliştirebilir. Diğer futbolculara göre kalecinin oynama şansı daha az. Bir kez kaleye geçince de çalışıp formayı vermemek lazım. Ama performansı etkileyen pek çok faktör var ve bazıları elinde değil. Böyle sebepler nedeniyle formamı kaptırmış olabilirim ama şu an Fenerbahçe kalesinde olduğum için mutluyum. Formayı bırakmayı da düşünmüyorum.

Teknik direktörlerin Zico olsun, daha önce Daum olsun sana nasıl bir güven vermişlerdi?

Bence Zico çok iyi bir insan ve çok iyi bir teknik adam. Sırf ben değil, tüm takım her derdimizi Zico'yla rahatlıkla paylaşabiliyoruz. Bizimle arkadaş gibi ve onunla çalışmaktan mutluluk duyuyoruz. Ligde inişli çıkışlı bir grafiğimiz var gibi ama henüz yolun başındayız. Zamanla daha iyi neticeler alarak olmamız gereken yere yükseleceğimize inanıyorum.

Takımda bir Brezilyalı hegemonyası var gibi gözüküyor. Antrenmanlarınıza geldim birkaç kere. Örneğin Can Portekizce konuşmaya başlamış.

Biz onları aramıza almasını bildik. Onların da örf ve adetlerine uymaya çalışıyoruz. Doğum günlerini yumurtalarla kutluyorlar ve biz onlara uyuyoruz. Takım içerisinde güzel bir Brezilya-Türkiye anlaşması var. Bir sorun yaşamıyoruz uyum açısından. Kezman ve Appiah var başka ülkelerden gelen. Onlar da zaten birkaç sezondur bizimle birlikteler. Takım olarak iyi vakit geçiriyor, eğleniyoruz.

Roberto Carlos bize güven veriyor

Takımınızda kendisini en üst düzeyde kanıtlamış Roberto Carlos gibi bir oyuncu var. Carlos'un takıma etkisi nedir?

Takıma olan etkisi çok büyük. Bence bu etki Şampiyonlar Ligi maçlarında açıkça görülüyordur. Roberto Carlos'un ismi var, dünyaca çok ünlü bir insan ama bir o kadar da mütevazı. Küçükle küçük, büyükle büyük oluyor. Her çeşit insanla eşit seviyeye gelebiliyor. Davranışları ve yaklaşımıyla gerçekten çok sıcak. Tanıtım açısından Fenerbahçe'ye büyük katkıları olmasının yanı sıra sahadaki varlığıyla da bize büyük artılar katıyor. Rakip takımda çok önemli bir yıldız varsa, bizde de Roberto Carlos var düşüncesiyle sahaya çıkıyoruz. Taraftar da bunun bilincinde. Onun varlığı sayesinde herkes daha rahat ve güvenli oluyor.

Korku salıyorsunuz yani?

Muhakkak. Kendimi rakiplerin yerine koymadığım için bilemem ama rakipte Roberto Carlos var diye muhakkak bir çekingenlik olur. Bu Kezman ve Alex için de geçerli. Sonuçta Fenerbahçe artık bir dünya kulübü oluyor. Avrupa'da da kendisinden transferleriyle söz ettirmeye başladı. İnşallah bunu da başarılara dökersek çok daha güzel şeyler yaşayacağımızı düşünüyorum.

Defansla anlaşma sorunum yok

Kalecinin savunmasıyla anlaşması çok önemli bir şey. Sürekli bir iletişim halinde olmalısınız ki sorun yaşanmasın. Senin önünde ise Önder, Edu, Lugano ve Roberto Carlos oynuyor. Bu dörtlüyle nasıl anlaşıyorsunuz?

Benim önümde oynayan defans oyuncuların üçü yabancı, Önder de yurtdışında yetiştiği için o da fazla yerli sayılmaz. Yarı Türk, yarı Belçikalı. Bakıldığı zaman işim zor gibi görünüyor ama senin de dediğin gibi Can Portekizce öğrenmeye başladı. Benim bildiğim birkaç kelime var, onların da Türkçeden kulak alışkanlığı edindiği birkaç kelime var. O şekilde anlaşıyoruz. Zaten futbol bence göz oyunudur. Fazla konuşmaya gerek yoktur ama kalecinin konuşması gerekir. Ben de elimden geldiği kadar onlarla konuşmaya, diyalog kurmaya çalışıyorum. Ama beraber oynamaya alıştığımız için çoğu kez birbirimizin neler yapacağını biliyoruz artık.

Fenerbahçe'nin savunmanın göbeğinde büyük sorunlar yaşadığı dönem artık bitmiş gibi gözüküyor.

Tabii ki. Ama yeterli mi bu performans? Bence değil. Takım halinde daha çok çalışarak çok daha iyi noktalara gelebiliriz.

Volkan yedek kaldığı dönemde kendisini nasıl motive ediyordu?

Volkan her zaman kendisini saha içerisinde motive eder. Saha dışında ekstra bir motivasyona ihtiyaç duymuyorum. Herkes için de bu geçerlidir diye düşünüyorum. Sahada 90 dakika boyunca o motivasyona ihtiyacın var. Saha dışında değil. Bir gün önceden maçı düşünebilirsin ama maçı dakika dakika yaşamak yanlış diye düşünüyorum. Ben motivasyonumu sahada yapıyorum ve kendi açımdan haklı olduğumu da görüyorum.

Hatalarımdan ders aldım

Bir hata olduğu zaman, bir kötü maçın ardından sanki her şey ardı ardına geliyormuş gibi görünüyor gözümüze.

Belki bir hata yaptığınız zaman kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz. Ben bunları geçen senelerde yaşadım. Yaptığım iki-üç tane hata var. Belki bunları kısmetsizlik olarak da nitelendirebiliriz. Ama bunları yaşadım ve ders çıkarmasını da bildim. İnsanlar hayatlarında hatalar yaparlar. Sadece kaleciler değil, futbolcular da hata yapıyorlar ama son adam olan kalecinin hatası sonuca direkt etki ediyor. Kaleci olan kişi zaten bu hatayı kaldırabileceği için kaleci oluyor. Ben de bu hataları kaldırabildiğim ve yoluma devam ettiğim için şu an ayaktayım ve Fenerbahçe takımının kalesini koruyorum, Milli Takım'a çağrılıyorum. O dönemden geçerek bu noktaya tekrar tırmanmak da bence büyük başarıdır. Bunu başardığım için kendimle gurur duyuyorum.

Ama bazen taraftarlar hatalara karşı toleranslı olmuyor. O dönemler taraftar ilişkileri açısından senin için nasıl geçti?

Taraftarın tepki göstermesi gayet normal ama bence onların da bazen kendilerini bizim yerimize koyması lazım. Çünkü çok büyük kitlelere hitap ediyorsunuz. Birisi Fenerbahçe camiası, diğeri Türkiye Milli Takımı. Sorumluluk duygunuz ve kendinize güveninizin çok yüksek olması lazım. Ben onların sadece şunu yapmalarını istiyorum. Kendilerini Volkan'ın yerine koysunlar. Ya da Rüştü ağabeyin veya Hakan'ın yerine koysunlar. Çünkü gerçekten yaptığımız iş kolay bir iş değil. Çok emek ve çok yürek isteyen bir iş. Ben bu işi bu kadar iyi yaptıkları için meslektaşlarımı kutluyorum ve birbirimize destek olduğumuz sürece Türkiye'de kaleciliğin çok ileriye gideceğine inanıyorum.

Jölemi değil oyunumu eleştirsinler

Peki, taraftarın tepkileri sende bir hayal kırıklığı yaratıyor mu? Bu kadar senedir oynadığın takımda şampiyonluklar görmüşsün ve bir mağlubiyet sonrası Volkan'ın jölesi üzerinden hakaretler başlıyor.

Futbolda dün yoktur. Her zaman bugün ve yarına bakmanız lazım. Ben eleştiriye her zaman açığım ama sahada yaptığım hatayla eleştirsinler beni. Jölemmiş, dış görünüşümmüş, başka şeylermiş. Eğer bunlarla ilgileniyorlarsa, çok kişinin başka şeyleriyle de ilgilenmeleri lazım. Beni oynadığım futbolla, saha içerisinde yaptığım hatayla sabaha kadar eleştirsinler. Ama özel hayatıma girmelerinde kasıt olabilir diye düşünüyorum. Ki bunu da yaşadım ve yaşamaya da devam ediyorum. Ama alıştım artık, gülüp geçiyorum.

Bir kaleci büyük bir hata yaptığı maçın ardından ne hisseder? Mesela İtalya maçında o hatayı yaptığın zaman gece yattığında neler düşünmüştün?

İnsan kendi kendisine gerekli muhakemeyi yapıyor ama üzerinde çok da durmamak lazım. Çıkarabileceğin dersleri çıkarmak en iyisi. Ama hatanın üzerinde çok durursan o hatayı tekrarlarsın. Ben de yaptığım hatanın üzerinde çok durmayıp dersimi çıkararak yoluma devam etmeyi tercih ediyorum.

İtalya maçının ardından bir sonraki maçın deplasmandaki Yunanistan karşılaşmasıydı. O maç öncesi herkesin üzerinde senden kaynaklanan bir çekingenlik vardı. Sen o dönem neler hissediyordun?

Genellikle iyi yapılan işler görülmez de kötü olanlar anımsanır. Yunanistan maçındaki kurtarışlarım çok hatırlanmaz ama İtalya maçındaki hata unutulmaz. Bunun doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Ben belki hep kendi açımdan bakıyorum. Ama kendimi diğer insanların yerine de koymaya çalışıyorum. Herkesin düşüncesine de saygılıyım. Ben hatalarımdan ders aldım. Bunları tekrar yaşamak istemiyorum. Yaşamayacağıma da inanıyorum. Elimden gelenin en iyisini her zaman yapmaya çalışan bir insanım. Ne zaman görev verilirse de o görevi yapmaya hazırım.

Milli Takım kalesinde de bir rekabet söz konusu. Hiç olmadığı kadar çok sayıda yerli kaleci var. Eskiden iki yabancıdan birisi kaleci alınırken şimdi dört büyüklerin 12 kalecisinden 11'i Türk. Bu nasıl etkiliyor?

Bu bence çok olumlu bir gelişme. Çok Türk kalecinin olması önemli. Geçen senelerde bir Rüştü ağabey, bir Ömer ağabey vardı. Şu anki kaleci çeşitliliği Türkiye Milli Takımı için büyük bir kazanç. Rekabetin olduğu yerde başarı gelir. Her zaman Türk kalecilere güvenilmesinden yanaydım. Bunun gerçekleştiğini görmek mutluluk verici. Türk kaleciler kendilerini kanıtladılar. Rüştü ağabeyin arkasından çok iyi bir jenerasyon geldi.

Türkiye'de bu sezon oynayan yabancı kalecileri nasıl buluyorsun?

Hepsi seçilmiş kaleciler sonuçta ama maçlarını çok fazla seyrettiğimi söyleyemem. Vega'yı biliyorum, Ivankov'u da geçen senelerden biliyorum. Bence iyi kaleciler ama çok daha iyi yerli kaleciler var.

Türk kaleciliğinin gelişmesinde özellikle altyapıdan itibaren önem verilmesinin de bir payı var herhalde.

Mutlaka var. Çok iyi bir neslin gelmesinin nedeni altyapılardaki özenli çalışmalardır.

İnsanların merak ettiği konulardan bir tanesi de senin özel hayatın. Adı üzerinde özel ama boş zamanlarında neler yaptığını sorabiliriz sanırım.

Ailemle yaşayan bir insanım. İdmanların ardından arkadaşlarımla belki bir yemek yer ve evime çekilirim. Doğma büyüme İstanbulluyum. Gerçi babam Artvin, annem Rizelidir. Hiç ailemden kopmadım, her zaman da onlarla birlikteyim. Her ne kadar bu konuda söylentiler çıksa da hiçbir zaman ayrı bir evim olmadı. Evim, yurdum bellidir, merak eden gelip bakabilir. Gayet sakin ve normal bir hayat sürüyorum. Takımla beraber geceleri dışarı çıkarım, galibiyetlerden sonra eğlenceye gideriz. Kız arkadaşım derseniz, o yok. Eskiden vardı. Yalnızlığıma devam ediyorum. Ailemle mutluyum. Çok abartılacak bir hayatım yok.

İnternetle aran iyi sanıyorum.

Evet, kamp ortamında yapacak çok fazla şey olmayınca nette dolaşıyorum. Playstation'la oynuyorum. Arabalara meraklıyım. Ama bunu da eleştiriyorlar. İyi de yapsak kötü de yapsak eleştiriyorlar. O yüzden çok kafaya takmıyorum (Gülüyor)

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=2459

Selçuk Şahin: "Protestoyla oyuncu kazanılmaz"

01.04.2008
Selçuk Şahin: "Protestoyla oyuncu kazanılmaz"
İstanbulspor'da oynadığı dönemde Ümit Milli Takım'ın yıldızıydı. Konfederasyon Kupası'ndaki performansıyla sınıf atladı ve Fenerbahçe'ye transfer oldu. Beş sezondur formasını giydiği sarı-lacivertli takımda üç şampiyonluk yaşadı. Geçirdiği sakatlığın ardından yeniden kendini bularak Milli Takım'daki yerini bir kez daha aldı. Yaşadığı zorlu süreci anlatırken, taraftar davranışlarının futbolcu üzerindeki etkileriyle ilgili ilginç tespitlerde bulunuyor.
Röportaj: Mazlum Uluç

İki yıl önce A2 niteliğindeki Azerbaycan maçını saymazsak, 16 Kasım 2005'teki İsviçre maçından bu yana ilk defa Milli Takım'dasın. Öncelikle kutlayayım, sonra da "Bu kadar süredir Selçuk Şahin nerelerdeydi?" diye sorayım.

O dönem ligde adımın yeni yeni duyulduğu bir dönemdi. Ümit Milli Takım'da oynuyordum ve iyi bir kadromuz vardı. Şenol Hoca, Konfederasyon Kupası için Ümit Milli Takım'dan birkaç oyuncuyu A kadroya almıştı. Kupa benim adıma da çok iyi geçti ve İstanbulspor'dan Fenerbahçe'ye transfer oldum. Aslında Fenerbahçe'de iyi başlamıştım ama takım yeni kurulmuştu. Hem takım hem de kendi adıma bazı sıkıntılar yaşadık. Yine de Fenerbahçe'de beşinci sezonum ve bu kadar futbolcu sirkülasyonu olan bir kulüpte beş sezon kalabilmek kolay değil. Son dönemde kulüp yapısı da değişti. Yerinde ve kaliteli oyuncular transfer ediliyor. Dört sezonumda üç şampiyonluk yaşadım, inşallah bu sezon da dördüncü şampiyonluğu görmek istiyorum. Konfederasyon Kupası'ndan sonra zaman zaman gittiğim Milli Takım'a Fatih Hoca döneminde sürekli çağrılmaya başlamıştım. Ancak sakatlık geçirdim ve bel fıtığından iki defa ameliyat oldum. Sonrasında toparlanmam da kolay olmadı. Ama çok şükür atlattım ve son dönemde yakaladığım şansı kullandım. Şimdilik her şey yolunda.

Beş sezondur Fenerbahçe'desin ve bu sürenin büyük bölümünü yedek geçirdin. Bu durumda pek çok oyuncunun aklına şansını başka takımlarda denemek gelir. Ama sen direnmeyi seçtin ve sonuçta kazandın. Bu süreçte seni Fenerbahçe'de tutan motivasyon neydi?

Ben yedek beklemeyi kabullenebilen tipte bir oyuncu değilim. Tabii ki antrenörümün vereceği karara saygı duyarım ama her oyuncu sahaya çıkıp oynamak ister. Benim açımdan çok kolay dönemler değildi ama sakat olmadığım süreçte her zaman oynayabileceğimi düşündüm. O yüzden sürekli çalıştım. Tabii çok bunaldığım dönemler de oldu. Kendimi iyi hissettiğim dönemde "Başka bir takıma gidip nasıl bir oyuncu olduğumu herkese göstersem" dediğim anlar oldu. Ama sadece düşünce bazında kaldı. Gerçekten iyi olduğunuzu hissettiğinizde şans bulamamak kötü bir şey. Özellikle bu sezon başında yine yedektim ve devre arasına doğru şans bulmaya başladım. Eğer devre arasına kadar yedek kalmayı sürdürseydim açıkçası gitmeyi düşünebilirdim. Çünkü bu sezonun sonunda bir Avrupa Şampiyonası var. Yurt içinde veya dışında bir kulüpte oynayıp kendimi göstererek Milli Takım'ın Euro 2008 kadrosunda yer alabilmek aklımdan geçmişti. Bu tip şampiyonalarda oynama şansını hayatınızda bir veya iki defa ele geçirebilirsiniz. Ama ilk yarının ortalarından sonra bir şans yakalayıp oynamaya başlayınca bu düşüncelerim de ortadan kalktı.

Sakatlığın şanssızlıktı ama Appiah ve Deniz'in sakatlıkları da senin için bir fırsat kapısı oldu değil mi?

Evet, aslında bir başkasının sakatlanmasını asla istemem ama bu da benim için bir şekilde şansa dönüştü. Sürekli oynadığım zaman performansımı bulacağımı düşünüyordum. Sürekli oynayabilmek bir futbolcu için çok önemli. Oynadıkça form tutuyorsunuz. Hiçbir oyuncu üç ay bekleyip, bir maç oynadığında verimli olamaz.

Sakatlık bir-iki yılıma mal oldu

Gerilediğin dönemde sadece sakatlık mıydı sorunun? Yoksa özeleştirini yaptığında başka nedenler de buluyor musun?

Sakatlıktan önce de yedek kaldığım dönemler oldu zaten. O zaman da mutlaka kendi hatalarım oldu. Eksik yönlerim vardı ve bunları gidermek için çok çaba sarf ettim. Zaten Fenerbahçe'ye geldiğimde çok gençtim. Yaşadıklarımın hepsi benim için bir tecrübe oldu. Tam bir form düzeyi yakalamış, Fenerbahçe ve Milli Takım'da sürekli oynamaya başlamışken geçirdiğim sakatlık benden çok şey götürdü. Bir-iki yılıma mal oldu. Eğer o sakatlık olmasaydı bugün çok daha iyi durumda olabilirdim.

Ön libero günümüz futbolunda en kilit mevkilerden birisi. Sen hangi ön liberoları beğeniyorsun?

Beğendiğim oyuncular her ne kadar klasik ön libero sayılmasalar da Gerard ve Lampard. Oyunun hem defansif hem de ofansif yönü olan oyuncuları çok beğeniyorum. Türkiye'de bizim Aurelio ve Deniz iyi oyuncular. Son dönemde büyük bir çıkış yakalayan Mehmet Topal var. Bu arada dediğiniz gibi ön libero takım için gerçekten çok kritik bir mevki. Oyunun başlama yeri, atakları kesen bölge, topla en fazla buluşulan yer. En fazla koşan oyuncular bu bölgede yer alıyor.

Artılarını eksilerini tartıya koyduğunda kendini nasıl bir ön libero olarak değerlendiriyorsun?

Bir kere topla çok fazla buluştuğum için zaman zaman hatalar yapabiliyorum.

Çıkarken top kaybetmek gibi eleştiriler de alıyorsun.

Evet, öyle eleştiriler de alıyorum. 80-90 kez topla buluşup iki-üç top kaptırınca biraz göze batıyor ama bunun nedenini anlamış değilim.

Şöyle bir şey var; ön libero sürekli yana ve geriye oynadığı zaman eleştiriliyor. Biraz risk alarak topu daha olumlu kullanmaya kalktığında ise bu defa da bir-iki top kaybı yüzünden yerin dibine batırılıyor.

Futbolu çok iyi bilen insanlar aslında bu tip yorumlar yapmıyor. Ama ülkemizdeki herkes futboldan çok iyi anlıyor! Tribündeki herkes teknik direktör! Oyuncu elbette hata yapacak. Oynadığınız bölge kritik. Stoper oynasanız topa dan-dun vurabilirsiniz. Ancak ön liberonun bunu yapması kötü görünür. Çünkü orası oyun kurmanız gereken bölge ve siz de bazen risk alarak oynamak zorundasınız. Topu kaptırdığınızda takımınız tehlikeye maruz kaldığında tepki topluyorsunuz. Ama bu tepkilere de alıştım artık.

Tepki deyince, merak ettiğim bir şey daha var. Rakip takımın taraftarınca protesto edilmek normal de kendi taraftarının tepkisi karşısında oyuncu ne hissediyor?

Hiçbir futbolcunun yaşamak istemeyeceği en kötü olay bu. Taraftarınızdan destek beklerken, hata yaptığınızda yanınızda olmalarını umarken, aksine bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz ve olumsuz etkileniyorsunuz. Beş yıldır Fenerbahçe'deyim ve ben dâhil zaman zaman bazı arkadaşlarımız bu tip tepkilerle karşılaştı. Ama hiçbir oyuncunun kötü başladığı bir maçta taraftarın protestosuyla kendisini topladığını görmedim. Mümkün değil.

Taraftarlar tepkilerini değiştirmeli

Tersini söylemek mümkün mü peki? Hata yapan oyuncu tribünden destek gördüğünde toparlanıyor mu?

Bunu kesinlikle söyleyebilirim. Kötü başlayan bir oyuncuya destek verseler, motive etmeye çalışsalar oyun şekli yüzde yüz değişir. Oyuncunun kendine güveni mutlaka artar. Bana göre taraftar tepkilerini değiştirmeli. Bu mesajı mutlaka vermek gerek. Taraftar biraz daha mantıklı davranırsa maç içinde kötü giden oyuncuyu çevirebilir. Çünkü oyuncunun moralli ya da moralsiz olması arasında müthiş bir fark var. Kötü giderken arkasında destek gören oyuncu daha istekli, daha agresif ve daha heyecanlı oynamaya başlayabilir. Bir de bunu denesinler. Bugüne kadar protesto ederek hangi oyuncuyu olumlu yönde çevirdiklerini bir düşünsünler. Tarihte bir örneği yok. Bunu tüm takımların taraftarları için söylüyorum.

Aurelio gibi bu işin ustası kabul edilen bir oyuncuyla yan yana oynamak sana ne gibi avantajlar sağlıyor?

Onunla oynamaktan zevk alıyorum. Aurelio ile çok iyi anlaşıyoruz. Ben bazen atağa çıktığımda o geride kalıyor. O atağa çıktığında hücuma çok iyi destek verebiliyor. Çünkü ofansif yönü iyi olan bir ön libero. Pas trafiğinde ve oyun kurmada gayet iyi anlaşıyoruz.

İstanbulspor'daki oyun stilini hatırlıyorum da takımın oyun kurucusuydun. Son dönemde Fenerbahçe'de de o düzeye yaklaşıyorsun gibi bir görüntü var. Bu durum sürekli oynamaktan ve sana güvenildiğini hissetmekten mi kaynaklanıyor?

Kesinlikle öyle. Dediğiniz gibi İstanbulspor'da ofansif yönde oynadığım çok maçım var. Fenerbahçe'de ise daha defansif görevler üstlendim. Her geçen maç oyuncuya bir şeyler kazandırıyor. Oynadıkça kendime güvenim artıyor. Bir de birlikte oynadığınız oyuncular çok önemli. Fenerbahçe'de bütün oyuncular birbiriyle çok iyi anlaşıyor ve pas trafiğimiz her geçen gün gelişiyor. Yaş olarak da tecrübe kazandım. Bunların tümü bir araya gelince benim de performansım yükseliyor.

Senin için unutulmaz maç ve gol hangisiydi?

Ümit Milli Takım'da oynadığım dönemde Slovakya maçını unutamam. İnönü Stadı'nda oynuyorduk ve 1-0 mağluptuk. Kale önünde inanılmaz fırsatları harcadıktan sonra 35 metreden bir gol attım. Uzatmalarda da penaltı yaptırdım ve 2-1 kazandık. O müthiş denilen Ümit Milli Takım'ın gruptaki ilk maçıydı. Lyon'a gol attığım maçı da unutamam. Tabii bir de burada 4-2 kazandığımız ama finallere gidemediğimiz bir İsviçre maçı var ki, hayatımda en çok üzüldüğüm maç da oydu.

Avrupa performansımız sürpriz değil

Sevilla maçına gelirsek, çoğu kimsenin şans tanımadığı bir konumda zoru başardınız ve turu geçtiniz. İlk eşleştiğiniz dönemde Sevilla ile ilgili sizin tahminleriniz nasıldı?

Açıkçası Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçımızı oynadıktan sonra "Bu takım bir şeyler yapacak" diye düşündüm. Sahamızdaki ilk maçta Inter'i perişan etmiştik. 1-0 bitti ama çok daha farklı olabilirdi. Grupta çok iyi maçlar oynadık ve bir kere yenildik. Fenerbahçe'yi tanımayan insanlar için üç şampiyon takımın yer aldığı bir gruptan çıkmamız sürpriz sayılabilir ama bana göre sürpriz değildi. Sevilla'yla eşleştiğimizde elenseydik herhalde kimse bir şey söylemezdi. Belki de takımın üzerindeki bu rahatlık bize çeyrek finali getirdi. Çeyrek finale kalmayı çok istiyorduk ve özellikle rövanş maçına çok iyi konsantre olduk. Çünkü tarihimizde böyle bir başarı yoktu ve kaybedeceğimiz zaman fazla tepki görmeyeceğimizi biliyorduk. Bu rahatlık da takımı olumlu etkiledi.

İspanya'daki maçta iki defa iki farklı geriye düştünüz ama sonuna kadar mücadeleyi sürdürdünüz. Fenerbahçe'nin Avrupa kupası maçlarında eskiye göre çok daha kendine güvenerek oynadığını görüyoruz. Geçmişten günümüze ne değişti de bu konuma geldiniz?

Transfer edilen yeni oyuncuların da katkısı var. Ya da bazen maç sırasında bir oyuncunun ateşleyici hareketi bütün takımı etkileyebiliyor. Mesela Sevilla maçında Uğur inanılmaz şeyler yaptı. Deivid çok istekliydi. Onların bu arzusunu görünce, çok fazla konsantre başlamamış futbolcular bile oyunun içine girebiliyor. Zaten maç başlamadan ne kadar konuşursanız konuşun saha içindeki durum çok farklı. Kötü başladığınızda değiştirmeniz çok kolay olmuyor. Ama takım içinden bir oyuncunun olumlu hareketleri herkesi etkileyebiliyor.

Aslında bir şey daha var… Sevilla'ya baktığımızda Kanoute'yi, Dani Alves'i görüyoruz. Ama Fenerbahçe de artık o kalitede oyunculara sahip bir takım değil mi? Mesela burada eleştirsek bile, Kezman Sevilla'da olsaydı, belki Kanoute yerine onun adını söyleyecektik.

Şampiyonlar Ligi'ne yeni yeni katıldığımız zaman büyük başarılar bekleniyordu ama böyle bir şey imkânsız. Belli bir süreci yaşamanız gerekiyor. Biz Avrupa'da son yıllarda sürekli oynuyoruz ve tecrübe sahibi olduk. Bana göre geçtiğimiz sezon da başarılıydık. O zaman 5 gol atıp 5 gol yemiş ve elenmiştik. Şimdi yine 5 atıp 5 yedik ama eledik. Her sezon üzerine biraz daha koyarak gidiyoruz. Maçlara daha bilinçli ve konsantre olarak çıkıyoruz. Oturmuş takımın üzerine yapılan bir-iki iyi transfer takımın her sezon biraz daha yukarıya çıkmasını sağlıyor.

Dışarıdan bakıldığında Fenerbahçe stadıyla, ürün satış gelirleriyle, yıldız futbolcularıyla bütün rakiplerinin gıptayla baktığı bir kulüp haline geldi. Siz de kendinizde bu avantajların getirdiği farklı bir hava hissediyor musunuz?

Fenerbahçe'nin oyuncusu olduğum için söylemiyorum ama birçok konuda Türkiye standardını aşmış bir kulübüz. Dediğiniz gibi çok fazla geliri olan, taraftar sayısı giderek artan bir kulübüz. Fenerbahçe büyük gelirler elde ediyor ve dünya çapında transferlerle bu büyüme takıma da yansıyor. Ama belki içindeyken biz bunun kıymetini çok fazla anlayamıyoruz. Ancak takımdan ayrılan arkadaşlarımızla konuştuğumuzda onlar bize "Aman Fenerbahçe'nin değerini bilin" diyor. Galiba bu hayatın bir parçası. Elimizdekilerin değerini yeterince bilmiyoruz.

Brezilyalılarla Türklerin karması gibi bir takımsınız. Geçmişte takımlarımızda yerliler ve yabancılar arasında gruplaşmalar yaşanırdı. Fenerbahçe'deki yerli-yabancı ilişkileri çok daha farklı boyutta galiba.

Birçok oyuncumuz Brezilyalı. Brezilyalıların genel yapısı sıcak insanlar olması. Bizler de öyleyiz. Dostluğumuz saha içiyle de sınırlı değil. Dışarıda da görüşüyoruz. Yabancıların büyük bölümünün aynı ülkeden olmasının iyi mi kötü mü olduğu tartışma konusudur ama Fenerbahçe'de çok iyi sonuç verdiği ortada. Takımdaki hiçbir oyuncu art niyetli değil. Ahengi bozan bir oyuncu yok. Öne çıkmak, böbürlenmek isteyen oyuncu yok. Bir dünya yıldızı olmak istemesine rağmen Roberto Carlos da buna dâhil.

Zico mükemmel bir insan

Zico ile ilişkilerin nasıl? Benim diğer futbolcularla yaptığım röportajlardan ve gözlemlerimden anladığım kadarıyla Zico kim iyiyse ona forma veren bir teknik adam.

Zico'nun geldiğinden beri tavrı böyle. Bir oyuncu şansını iyi kullandığı zaman mutlaka forma bulabiliyor. "Bu takımda en son kim yedek kalır?" diye sorsanız herkes "Aurelio" cevabını veri ama geçtiğimiz sezon o bile yedek kaldı. Çünkü iyi oynayan bir Deniz ve Appiah vardı. Zico'nun bu tavrı oyuncuların da çalışma arzusunu artırdı. Herkes hazır durumda olunca takım da iyi oluyor. Zico'yu insan olarak zaten hiç tartışmam ama teknik direktör olarak da çok başarılı bana göre.

Zaman zaman stajyer diye eleştirilmişti.

O da ilk geldiğinde kendisi için o tarz şeyler söylüyordu. Çok alçakgönüllü bir insan. Göreve başladığından 10-15 gün geçtikten sonra "Mükemmel bir insan, inşallah Fenerbahçe'nin en başarılı teknik direktörü olur" demiştim bir röportajımda. Şu anda da öyle görünüyor zaten. Takımı tarihi bir başarıyla Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale taşıdı. Açıkçası oynamadığım dönemde de kendisini çok seviyordum.

Teknik direktörün iyi insan olması önemli mi oyuncu açısından?

Yüzde yüz önemli. Çünkü saha içerisinde oyuncu "Hocamız zor durumda, bu maçı kaybedersek gidebilir. Biz ondan ayrılmak istemiyoruz" diyerek ekstra bir motivasyonla mücadele edebilir. Hiçbir oyuncunun "Bu hoca kötü, oynamayalım da gitsin" dediğini sanmıyorum ama sevilen bir teknik adamın varlığı oyuncuyu olumlu yönde etkiler.

Euro 2008'e bir hafta için gitmiyoruz

Milli Takım'ın Portekiz, Çek Cumhuriyeti ve İsviçreli gruptaki şansını nasıl değerlendiriyorsun?

Portekiz'in yıldızları var, Çek Cumhuriyeti daha bir takım görüntüsünde, İsviçre ise ev sahibi. Ama çıkabileceğimiz bir grup bu. Orada bir hafta maç oynayıp da dönmek isteyen bir takım değiliz. Gidebildiğimiz yere kadar gitmek amacındayız. Dilerim o güne kadar bir sakatlık yaşanmaz. Şampiyonaya bir renk getireceğimiz kesin. Ev sahiplerinden sonra en fazla taraftar desteğine sahip takım olacağız. Gruptan çıkmayı da başarabiliriz, daha fazlasını yapmayı da.

Fenerbahçe'nin Avrupalı rakiplere karşı elde ettiği başarının güven duygusu Milli Takım'a da yansır mı?

Mutlaka yansır. Bir kere Milli Takım'ın yurt dışında oynayan oyuncu sayısı fazlalaştı. Avrupa çapında yıldız denilen oyunculara sahibiz. Bunların Milli Takım için avantaj olduğunu düşünüyorum. Bir de profesyonel anlamda üst düzeyde oynayan oyuncuların birkaç süper star hariç birbirinden fazla farkı yok. Dolayısıyla maç sonuçlarını günlük performanslar, daha iyi hazırlanmak, konsantre olmak ve daha fazla istemek gibi faktörler belirliyor.

Yunanistan'ın Avrupa Şampiyonu olmasını bakarak "Biz neden başarmayalım?" diyebilir miyiz?

Elbette diyebiliriz. Yunanistan büyük bir başarı elde etti. Ama o takımdan oyuncu say deseniz sayamam. Biz onlardan çok daha iyi oyunculara sahibiz. Takım olmayı başarabilirsek aynı sonuca biz de ulaşabiliriz.

Avrupa'yı mutlaka istiyorum

Kariyer planlamandaki hedeflerin neler? Henüz 27 yaşındasın ve önünde neredeyse bir 10 sezon bulunduğu söylenebilir.

Gönül ister ki bu seviyemden aşağıya hiç düşmeyeyim. Ama daha büyük hedeflerim var. Fenerbahçe ile Avrupa'da başarılı olduk ve vitrin yapmış bir takımımız var. Mutlaka bu takımı izleyenler vardır. Euro 2008'de de iyi bir performans gösterir ve teklif alırsam Avrupa'da oynamak isterim. Bu sezon veya bir-iki sezon sonra da olsa mutlaka Avrupa'da iyi bir takımda oynama arzum var. Her şey kendimde bitiyor. Sonuçta ise futbolu Fenerbahçe'de noktalamak isterim.

Avrupa'da tercih ettiğin bir ülke var mı?

İngiltere veya İspanya oynamak istediğim ülkeler. Barcelona ve Manchester United'ı izlemeyi çok seviyorum. Şampiyonlar Ligi'nde ikisiyle de eşleşmek istemiyordum ve eşleşmediğimiz için de mutluyum.

Avrupa'ya giden oyuncularımızın birçoğu umulundan daha çabuk geri döndü. Genellikle uyum sorunu yaşıyorlar ya da lisan bilmemenin sıkıntısını çekiyorlar. Sen bu konuda kendini nasıl değerlendiriyorsun?

İngilizceyi çok iyi konuşmak istiyorum. Böyle bir hedef koyuyorsam mutlaka iyi derecede İngilizce konuşmalıyım. Onun dışında kendimi her türlü ortama uyum sağlayabilecek biri olarak görüyorum. Çin'e de gitsem orada yemek yiyebilirim. Bazıları yurt dışında yemek yiyemez, yanında peynir, ekmek götürür. İnsanlarla da iyi geçinirim. Bugüne kadar kavga ettiğim kimse yok gibidir. Bazılarıyla çok samimi olurum, bazılarıyla daha dengeli bir ilişki kurarım ama kötü olduğum kimse yoktur.

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=286&ftxtID=3651

Ziyaretçiler